Almanya'nın imalat sektörü yine daralıyor

Almanya'nın imalat sektörü aralık ayında daha da daraldı ve Euro Bölgesi üretimini aşağı çekti. Hizmetler dirençli kalsa da enflasyonist baskılar sürüyor.

Almanya’nın imalat sektörü yılı daha zayıf bir zeminde kapattı ve Euro Bölgesi'ndeki ekonomik toparlanmanın ivme kaybettiğine dair endişeleri güçlendirdi.

S&P Global’ın aralık ayına ilişkin öncü Satın Alma Yöneticileri Endeksi (PMI) verileri, Almanya sanayisinde beklenenden daha derin bir daralmaya işaret ederken, hizmetlerde büyüme blok genelinde yavaşladı.

S&P Global’ın en yeni öncü PMI anketleri, Almanya imalatında beklenenden daha keskin bir daralma ortaya koyarak Euro Bölgesi sanayi faaliyetini üst üste ikinci ay aşağı çekti.

Almanya’nın imalat PMI’ı aralık ayında 47,7’ye geriledi; kasım ayındaki 48,2’nin ve 48,5’lik konsensüs beklentisinin altında kaldı. Bu, üst üste ikinci düşüşe işaret ederek endeksi daralma bölgesine daha da itti. Hizmetler 52,6 ile genişlemede kalmaya devam etti ancak 53,1’den gevşedi ve 53,0’lık konsensüsün altında kaldı.

 

Euro Bölgesi'nin geneline yayılmış imalat faaliyeti 49,6’dan 49,2’ye yavaşlayarak, beklenen nötr 50 seviyesinin altında kaldı.

Siparişler kötüleşirken Almanya’da imalat düşüyor

Hamburg Commercial Bank başekonomisti Dr. Cyrus de la Rubia, Almanya’ya ilişkin değerlendirmesinde “Ne karmaşa, imalat sektöründeki daha da kötüleşen gidişata bakınca insan böyle haykırabilir,” dedi.

“Üst üste ikinci ayda, başlıca imalat PMI’sı 50’nin altındaki daralma bölgesine daha da inerken, 10 ay sonra ilk kez üretim de geriliyor,” diye ekledi.

De la Rubia’ya göre, üretimdeki zayıflık yeni siparişlerdeki kalıcı düşüşü yansıtıyor. Kasım ayında zaten sert gerileyen siparişler aralık ayında da bozulmayı sürdürdü ve 2026’nın başlarına ilişkin görünüme dair endişeleri artırdı.

Related

Alman Thyssenkrupp'un hisseleri, ağır zarar öngördüğü için düşüşte

De la Rubia, Euro Bölgesi'nin hizmetler sektöründe yeniden belirginleşen enflasyonist baskılara da dikkat çekerek, maliyet enflasyonunun aralık ayında son dokuz ayın en yüksek seviyesine ulaştığını belirtti.

“Hizmet enflasyonunu özellikle yakından izleyen ve 18 Aralık’ta toplanacak Avrupa Merkez Bankası, faizleri değiştirmeme yönündeki kamuoyuna açıklanmış politikasının teyit edilmesini muhtemelen görecek,” dedi.

“Kısmen ücret artışlarıyla beslenen fiyat baskısı hâlâ hissediliyor.”

İmalat toparlanırken Fransa öne çıktı

Fransa, sanayi faaliyeti açısından nispi bir parlak nokta olarak öne çıktı. İmalat PMI’ı, kasımda 47,8 olan seviyeden aralıkta 50,6’ya sıçrayarak 48,0’lık konsensüsü belirgin biçimde aştı ve yeniden genişleme bölgesine döndü. Bu sırada hizmetler 51,4’ten 50,2’ye yavaşlayarak 51,2’lik beklentinin altında kaldı.

Hamburg Commercial Bank’te genç ekonomist Jonas Feldhusen, “Aralık ayında hem üretim hem de sipariş defterlerine ilişkin endekslerde teşvik edici sinyaller geldi. Dış talep belirgin bir destek sağladı,” dedi.

Bununla birlikte, hükümet bütçesinin olmamasıyla bağlantılı siyasi belirsizliğin Fransa ekonomisi için belirgin bir karşı rüzgâr olmaya devam ettiği uyarısını yaptı.

ABD istihdam verileri öncesinde Avrupa piyasaları temkinli

Avrupa hisse senetleri, yatırımcıların seansın ilerleyen saatlerinde açıklanacak kritik ABD iş gücü piyasası verilerini beklemesiyle salı günü temkinli seyretti.

EURO STOXX 50 yüzde 0,4 yükselerek 5.770 puana çıktı. Kasım ayında ulaşılan rekor seviyelerin yalnızca yüzde 1 altında işlem gördü. LVMH yüzde 1,3 artışla yükselişe öncülük ederken Airbus ve ASML Holding’in her ikisi de yaklaşık yüzde 1,5 geriledi.

Almanya’nın DAX’ı yüzde 0,3 geriledi. Buna karşılık finans hisselerinin desteğiyle İtalya’nın FTSE MIB’i, İspanya’nın Ibex 35’i ve Fransa’nın CAC 40’ı mütevazı artışlar kaydetti.

Savunma hisseleri baskı altında kalmaya devam etti. Ukrayna’da olası bir barış anlaşmasına ilişkin yatırımcı iyimserliği sektör üzerinde baskı oluştururken Rheinmetall, pazartesi günkü yüzde 5,9’luk düşüşün ardından yaklaşık yüzde 1 geriledi. Leonardo Spa yüzde 4,7, Thales SA yüzde 2,5 düştü.

Döviz piyasalarında euro, ekim ayı başından bu yana görülen en yüksek seviyelere yakın, 1,1755 dolar civarında fazla değişmedi. Almanya 10 yıllık Bund getirileri yüzde 2,85’te sabit kaldı.

 

Nina Rieke

Almanya kararını verdi: H145M filosu büyüyor

Almanya, Airbus ile yaptığı anlaşma kapsamında 20 adet ek H145M alarak Silahlı Kuvvetleri’nin hafif savaş helikopteri filosunu 82 uçağa çıkardı. Almanya, bu anlaşma kapsamında daha önce 62 adet kesin siparişi vermişti. Almanya, Airbus Helicopters ile imzaladığı çerçeve anlaşması kapsamında 20 adet ek Airbus H145M hafif savaş helikopteri satın alma opsiyonunu kullanarak, toplam sipariş sayısını 82 adede yükseltti. Karar, Airbus tarafından 15 Aralık 2025 tarihinde onaylandı ve Aralık 2023’te imzalanan sözleşme, Bundeswehr (Alman Silahlı Kuvvetleri) için 82 adede kadar H145M tedarikini kapsıyordu. Almanya, bu anlaşma kapsamında daha önce 62 helikopter siparişi vermişti. ve teslimatların Kasım 2024’te başlaması planlanıyordu. İLGİLİ HABERLER: Almanya’dan Airbus’a rekor askeri helikopter siparişi Airbus, Almanya’ya 82 adet H145M’nin ilk teslimatını yaptı Bundeswehr filosunda H145M genişliyor Airbus Helicopters Almanya Genel Müdürü Stefan Thomé, ek siparişi H145M’in performansı ve çok yönlülüğüne yönelik “güçlü bir güven oyu” olarak nitelendirdi. H145M, Alman ordusunda Leichter Kampfhubschrauber (LKH) yani Hafif Savaş Helikopteri olarak adlandırılıyor ve birçok eski hafif helikopter platformunun yerini alması hedefleniyor. Toplam filonun 72 adet helikopteri Alman Kara Kuvvetleri’ne, 10 adet helikopteri ise Hava Kuvvetleri’ne (Luftwaffe) tahsis edilecek. Hava Kuvvetleri envanterindeki H145M’lerin, ağırlıklı olarak özel kuvvetler görevlerini desteklemesi planlanıyor. Çok rollü görev konsepti Çift motorlu bir askeri helikopter olan H145M; eğitim, keşif, özel operasyon desteği ve hafif taarruz görevleri için tasarlandı. Platform, kısa sürede farklı görev profillerine uyarlanabiliyor ve balistik ya da güdümlü silahların yanı sıra harici yük taşıma ve kaldırma sistemleriyle entegre edilebiliyor. Helikopter, pilot iş yükünü azaltmak ve görev esnekliğini artırmak amacıyla geliştirilen Airbus Helionix aviyonik paketi ile donatılmış durumda. H145M hâlihazırda birçok Avrupa ülkesinin silahlı kuvvetlerinde aktif olarak kullanılıyor. ABD’deki Lakota varyantı Aynı platformun silahsız bir türevi olan Airbus H145, ABD Ordusu tarafından UH-72 Lakota adıyla işletiliyor. Lakota, H145M’den farklı olarak muharebe rolünde değil; ağırlıklı olarak eğitim ve iç destek görevlerinde kullanılıyor. UH-72 Lakota ABD Ordusu, Lakota’nın eğitim rolü kapsamında uzun vadeli alternatifleri değerlendirmeye devam ediyor. Ek siparişin mali değeri açıklanmadı Airbus, 20 adetlik ek siparişin mali değerini açıklamadı. Ancak daha önce yapılan değerlendirmelerde, H145M anlaşmasının toplam değerinin yaklaşık 1 milyar euro seviyesinde olduğu belirtilmişti. Siparişlerin, Almanya’nın Zeitenwende politikası kapsamında oluşturulan özel savunma modernizasyon fonu ile bağlantılı olduğu ifade ediliyor. Son opsiyonun kullanılmasıyla birlikte Almanya, küresel ölçekte H145M’nin en büyük operatörlerinden biri haline gelirken, platformun Bundeswehr’in gelecekteki hafif helikopter filosundaki rolü de daha da pekişmiş oldu.

 

Nina Rieke

Armin Mueller-Stahl, Almanya'yı terk etmeyi planlıyor

Almanya'nın efsanevi sinema oyuncusu ve müzisyeni Armin Mueller-Stahl, 94 yaşında sarsıcı bir açıklama yaptı. Almanya'yı artık "dostça bir ülke" olarak görmediğini belirten usta oyuncu, oğluyla birlikte ülkeden göç etmeyi düşündüğünü açıkladı.

Haberin Devamı

Usta oyuncu, Almanya'daki siyasi gelişmelerden derin endişe duyduğunu ifade etti. "Superillu" dergisine konuşan Mueller-Stahl, "Giderek artan antisemitizm, AfD'nin güçlenmesi… Ben bunların hepsini daha önce yaşadım" dedi. Nazilerin iktidarda olduğu dönemi ve İkinci Dünya Savaşı'nı hatırladığını söyleyen sanatçı, aynı şeyleri tekrar yaşamak istemediğini vurguladı.

Bu nedenle, 95 yaşına girmesine rağmen, ülkeyi terk etmeyi ara sıra düşündüğünü belirtti. "Oğlumla bu konuyu konuşuyorum. Ve ciddi bir durumda nereye gidebileceğimizi de düşünüyoruz" diyen Mueller-Stahl, ailesiyle birlikte huzurlu ve keyifli yaşayabilecekleri bir yer aradıklarını söyledi. "Bunlar hoş düşünceler değil, ancak çok rasyonel bir şekilde üzerinden geçmek ve konuşmak gerekiyor" ifadelerini kullandı.

Mueller-Stahl, 17 Aralık'ta 95. yaş gününü kutlayacak. Alman sinemasının en büyük isimlerinden biri olarak kabul edilen sanatçı, hem Almanya'da hem de Hollywood'da pek çok başarıya imza attı. "The International", "Illuminati" ve "Buddenbrooks" gibi yapımlarda rol alan Mueller-Stahl, 1997 yılında "Shine – Der Weg ins Licht" (Işıltı) filmindeki rolüyle "En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu" dalında Oscar'a aday gösterilmişti.

 

Nian Rieke

Almanya’da ikinci Türk belediye başkanı: Yeşiller’den Samet Yılmaz

Almanya'nın en kuzeyindeki Schleswig-Holstein eyaletinin başkenti olan Kiel kentinde belediye başkanlığı seçimlerinin ikinci turunu Yeşiller’in adayı Samet Yılmaz kazandı. Yılmaz, Hannover Belediye Başkanı Belit Onay’dan sonra Almanya'nın ikinci Türk belediye başkanı oldu. 1981 Kiel doğumlu Samet Yılmaz, İslami bilimler mezunu, Ortadoğu uzmanı ve Türk dış politikası hakkında doktora tezi var. Almanya’nın Schleswig-Holstein eyaletinin başkenti Kiel’de bugün (7 Aralık 2025) yapılan belediye başkanlığı (Oberbürgermeister) seçimlerinin ikinci turunu Yeşiller (Bündnis 90/Die Grünen) adayı Dr. Samet Yılmaz kazandı. Resmi olmayan ön sonuçlara göre Yılmaz rakibi Gerrit Derkowski’ye karşı yaklaşık %54,1 oy oranıyla öne çıktı ve şehrin ilk Yeşiller kökenli büyükşehir belediye başkanı oldu. 

Seçimin ikinci turuna, ilk turda en çok oy alan iki aday — bağımsız olarak CDU ve FDP tarafından desteklenen Gerrit Derkowski ile Yeşiller’den Samet Yılmaz — kalmıştı. İkinci turda Yılmaz, kentteki yoğun başlıklar olan konut, ulaşım, kentsel dönüşüm ve güvenlik söylemlerine vurgu yaparak seçmenin desteğini topladı. 

Belediye meclislerinin ve yerel basının aktardığına göre seçimde katılım oranı yaklaşık %43–44 civarında gerçekleşti; kent genelinde 190 bine yakın seçmen kayıtlıydı. Yılmaz’ın zaferiyle beraber Kiel, yerel yönetimde Yeşiller’in iktidarına geçmiş oldu. Yeni başkanın göreve başlama tarihi olarak belediye makamından yapılan bilgilere göre görevin resmî devri Nisan 2026 olarak planlanıyor. 

Samet Yılmaz kimdir?

Dr. Samet Yılmaz, Kiel doğumlu ve kentle uzun yıllardır bağları olan bir siyasetçi, Yeşiller’in yerel aktörlerinden biri. Eğitimini politoloji alanında doktora düzeyinde sürdüren Yılmaz, Yeşiller’in Kiel teşkilatında aktif görevler üstlendi, kent meclisinde grup sözcülüğü yaptı ve yerel politika konularında öne çıktı. Kendi kampanya sitesinde kent içi sosyal konut, erişilebilirlik ve sürdürülebilir ulaşım öncelikleri sıralanıyor. 

Seçim öncesi tartışmalar ve soru işaretleri

Yılmaz’ın kampanyası seçim öncesi bir süredir tartışmaların da odağındaydı. Bazı medya kuruluşları ve siyasi aktörler, Yılmaz hakkında — geçmişte düzenlenen bazı etkinlikler ve bu etkinliklerle ilişkilendirilebilecek iddialar üzerinden — güvenlik soruşturmaları ve sorular olduğunu yazdı. İddialar Yılmaz’ın Schleswig-Holstein Anayasayı Koruma (Verfassungsschutz) kurumundaki görevinde değişiklikler yaşandığı ve bunun güvenlik denetimleriyle ilişkilendirildiği yönündeydi; Yılmaz ise bu iddiaları reddetti ve konuyla ilgili olarak kamuya sınırlı bir açıklama yaptı. Bu tartışmalar kampanya boyunca hem rakipler hem de bazı yerel partiler tarafından seçim gündemine taşındı.

 

Nina Rieke

Alman seyahat acentelerinin satışlarında toparlanma sürüyor

Dr. Fried & Partner tarafından yapılan araştırmaya göre, Almanya’daki turizm dağıtım kanalındaki iş ortamı, temmuz ayındaki gerilemenin ardından aylık bazda kademeli olarak iyileşiyor.

Araştırmaya göre Aralık ayında hem mevcut duruma ilişkin memnuniyetin hem de beklentilerin arttığını gösterdi.

Araştırmaya katılan seyahat acentelerinin yüzde 41’i mevcut durumunu “iyi” olarak değerlendirirken, bu oran kasım ayında yüzde 40’ın biraz altındaydı. Buna karşılık, durumunu “kötü” olarak tanımlayanların oranı da sınırlı artış gösterdi. Memnun olmayanların oranı aralıkta yüzde 15,5 olurken, kasımda bu oran yüzde 14 seviyesindeydi.

Katılımcıların yüzde 23’ü, son aylarda seyahat satışlarının geçen yıla göre daha iyi olduğunu belirtirken, kasım ayında bu oran yaklaşık yüzde 21 idi. Satışların zayıfladığını ifade edenlerin oranı ise yüzde 32 olarak ölçüldü.

Önümüzdeki altı aya ilişkin beklentilerde iyimserlik artış gösterdi. Katılımcıların yüzde 24’ü gelecek döneme olumlu bakarken, kasımda bu oran yüzde 18 düzeyindeydi. Geleceğe ilişkin olumsuz beklentiye sahip olanların oranı ise yaklaşık yüzde 22 ile önceki ayla benzer seviyede kaldı.

Kârlılık beklentilerinde de benzer bir tablo öne çıktı. Katılımcıların yüzde 24’ü gelirlerde artış beklerken, yüzde 25’i ise gerileme öngördü.

Endeks, böylece üst üste beşinci ayda da iyileşme kaydetti. Ancak mevcut seviyelerin, 2022 yazı ile 2023 yılının başındaki tarihî yüksek düzeylerin hâlâ altında olduğu belirtildi.

Aralık ayında ankete 240 seyahat acentası katıldı. Dr. Fried & Partner, 2026 yılında da endekse katılan acentalar arasında TUI, Schauinsland Reisen ve Sunny Cars gibi turizm şirketlerinin katkılarıyla hediye çekilişi düzenleyeceğini açıkladı.

 

Nina Rieke

AB’nin Savunma Harcamalarının Yarısını Almanya ve Fransa Üstlendi

2024’te AB üyesi ülkelerin savunma harcamaları 343,2 milyar euro’ya çıkarken bu bütçenin %44’ünü Almanya ve Fransa üstlendi. İki ülke birlikte 150 milyar euro ile blok içinde hâlâ başı çekiyor.Avrupa Birliği’nin (AB) savunma harcaması 2024 yılında 343,2 milyar euro olarak gerçekleşti. Bu, blokun güvenlik ve savunma önceliklerini keskin biçimde yeniden düzenlediğini ortaya koyuyor.

Savunma bütçesinin en büyük kısmını, Almanya tek başına 90,6 milyar euro ile çekiyor. Bu rakam, AB’nin toplam savunma harcamasının yaklaşık %26,4’üne denk düşüyor. Fransa ise 59,6 milyar euro ile ikinci sırada bu da harcamaların %17,4’ünü oluşturuyor. 

İtalya 32,7 milyar euro ile üçüncü sırada, onu 31,9 milyar euro ile Polonya yakından izliyor. İspanya ise beşinci ancak 22,7 milyar euroyla büyük Avrupa ekonomileri arasında savunma harcaması görece düşük. Bu yılın başında ABD Başkanı Donald Trump, askeri harcamaları GSYH’nin yüzde 5’ine çıkarma taahhüdüne direndiği gerekçesiyle İspanya’yı NATO’dan çıkarmakla tehdit etmişti.

Listenin ilk beşindeki ülkeler toplamda savunmaya 237,5 milyar euro harcayarak AB toplamının yüzde 69,2’sini oluşturdu.

Sonuç olarak Almanya ve Fransa, 2024’te AB savunma harcamalarının yaklaşık %44’ünü yani neredeyse yarısını tek başlarına üstlenmiş oldu (yaklaşık 150 milyar euro). AB genelinde ise savunma harcamalarının önümüzdeki dönemde daha da artması bekleniyor. Bazı tahminlere göre, 2025’te toplam savunma bütçesi 380 - 381 milyar euro’yu aşabilir. 

 

Nina Rieke

IMF'den Almanya'ya reform uyarısı

IMF, Almanya'nın cesur reformlar yapmaması halinde kalıcı düşük büyüme riskiyle karşı karşıya kalacağını belirtti. Uluslararası Para Fonu (IMF), Almanya'da ülke içinde ve Avrupa Birliği (AB) düzeyinde daha cesur reformlar hayata geçirilmediği sürece, ülkenin orta vadede kalıcı olarak zorlu bir büyüme görünümüyle karşı karşıya kalacağını bildirdi.

Fon, dördüncü madde konsültasyonu kapsamında IMF heyetinin ülkeye yaptığı ziyaret sonucunda elde edilen ön değerlendirme bulgularını paylaştı.

IMF tarafından yapılan açıklamada, birkaç yıl boyunca yaşanan büyük ekonomik şoklar ve negatif büyümenin ardından, Almanya'nın bu yılın başında mali kurallarında gerçekleştirdiği tarihi reformun, iç yatırım ve tüketimde kademeli bir hızlanma sağlayarak ekonomik toparlanma için zemin oluşturduğu ifade edildi.

Ancak orta vadeli büyüme beklentilerinin hızlı nüfus yaşlanması ve düşük verimlilik artışı nedeniyle sınırlı kalmaya devam ettiği belirtilen açıklamada, mevcut mali alanın ekonominin uzun vadeli üretim kapasitesini artırmak amacıyla akıllıca kullanılmasının önem taşıdığı vurgulandı.

Açıklamada ayrıca, bu çabaların büyümeyi destekleyici yapısal reformlarla tamamlanması gerektiği belirtilerek, daha fazla inovasyon ve dijitalleşmenin teşvik edilmesi, bürokrasinin azaltılması, özellikle kadınlar, yaşlı çalışanlar ve göçmenler arasında işgücü arzı kısıtlarının kaldırılması, sınır ötesi ticaret ve yatırım engellerinin azaltılması ile sermaye ve enerji piyasalarının daha iyi entegre edilmesini içeren Avrupa ekonomik entegrasyonunun derinleştirilmesinin bu reformlar arasında yer aldığı kaydedildi.

IMF: Cesur reformlar şart

Ülke ekonomisinin bu yıl yüzde 0,2 büyümesinin beklendiği bildirilen açıklamada, son yıllarda görülen zayıf büyümenin, uzun süredir ertelenen yapısal reformlar ve ihracat pazarlarında artan rekabet nedeniyle temel verimlilik artışının sınırlı kalmasından kaynaklandığı aktarıldı.

Yetkililerin bu yıl başında yürürlüğe koyduğu borç freni reformunun ekonomik toparlanmayı kademeli olarak desteklemesinin beklendiği ifade edilen açıklamada, 2026–2027 döneminde planlanan mali genişleme ve para politikasındaki gevşemenin gecikmeli etkilerinin gelecek yıllarda büyümeyi artıracağı, büyüme oranının 2026'da yüzde 1'e, 2027'de ise yüzde 1,5'e yükselmesinin öngörüldüğü belirtildi.

IMF açıklamasında, "Ancak ülke içinde ve AB düzeyinde daha cesur reformlar yapılmazsa, Almanya kalıcı olarak zorlu bir orta vadeli büyüme görünümüyle karşı karşıya kalacaktır" değerlendirmesine yer verildi.

Açıklamada, görünüme yönelik risklerin aşağı yönlü olduğuna dikkat çekilerek, jeopolitik gerilimlerin artması, ticaret çatışmalarının tırmanması ve emtia fiyatlarındaki oynaklığın başlıca dış riskler arasında bulunduğu kaydedildi.

Yurt içinde beklenenden yavaş verimlilik artışı, kamu yatırım projelerinin zayıf uygulanması ve kalıcı işgücü eksikliğinin de büyümeyi sınırlayabileceği ve mali baskıları artırabileceği ifade edildi.

 

Nina Rieke

Avrupa’nın En İyi Noel Pazarı Almanya’dan Seçildi

Avrupa’nın en iyi Noel pazarı Almanya’da bulunuyor! Üstelik pek de sürpriz sayılmaz: Ünlü “Time Out” dergisi, Nürnberg Christkindlesmarkt’ı Avrupa’nın bir numarası seçti.

Her ne kadar ekim ortasında henüz tam bir yılbaşı havası oluşmasa da Almanya’daki ilk kış pazarları açılmaya başladı ve yavaş yavaş festivallerin ruhu hissedilir oldu. “Time Out” ise Avrupa genelinde pek çok etkileyici Noel pazarı bulunduğunu, ancak en başarılı örneklerin hâlâ Almanya’da yer aldığını vurguluyor. Bu nedenle Nürnberg’in ünlü Christkindlesmarkt’ının listenin zirvesine yerleşmesi şaşırtıcı değil.

1. Sıra: Nürnberg Christkindlesmarkt (Almanya)

Bavyera’daki Nürnberg Christkindlesmarkt, Avrupa’nın en iyisi seçildi. Bu ünvan özellikle pazarın geniş ve renkli ürün çeşitliliğine dayandırılıyor. Aileler, kalabalığın arasında dolaşan sarı saçlı “meleklerle” fotoğraf çektirebilirken, akşamları yetişkinler Glühwein veya yerel Rauchbier’i özel tasarım bardaklarda tadabiliyor.

“Time Out”, bu pazarın “bir içki molası” için özellikle uygun olduğunu belirtiyor. Christkindlesmarkt bu yıl 28 Kasım–24 Aralık 2025 arasında açık olacak.

Nürnberg Belediyesi yetkilisi Thomas Meiler, TRAVELBOOK’un sorusuna uluslararası ziyaretçi sayısının istikrarlı biçimde arttığını, 2023 yılında bu oranın %16,9 olduğunu söyledi. Meiler, bu yıl pazarda ziyaretçileri bekleyen ürünleri de açıkladı:

Nürnberg Lebkuchen’leri, meyveli ekmekler, geleneksel tatlı ve fırın ürünleri, Rauschgoldengel figürleri, el işi süslemeler, mumlar, oyuncaklar ve sanat ürünleri… En popüler hediyelikler ise kuru erikten yapılan ünlü “Nürnberger Zwetschgenmännle” figürleri.

2. Sıra: Manchester Noel Pazarı (İngiltere)

İkinci sırada İngiltere’den Manchester yer alıyor. Her ne kadar şehir Noel pazarlarıyla ilk akla gelen destinasyon olmasa da, Advent döneminde ışıl ışıl bir atmosfere büründüğü belirtiliyor. Bu yıl ana pazar yeniden Albert Square’e dönüyor ve burada Alp kulübesi tarzında 200’den fazla stant Glühwein, tatlılar ve hediyelikler sunacak.

Manchester’ın Noel pazarı 7 Kasım 2025 – 4 Ocak 2026 tarihleri arasında açık.

3. Sıra: Paris – Place de la Concorde (Fransa)

Aşk şehri Paris, Noel ruhuyla birleştiğinde daha da etkileyici bir görüntü sunuyor. Place de la Concorde’deki Noel pazarı, Avrupa’nın en iyileri listesinde üçüncü sıraya yerleşti. Pazarın konumu Champs-Élysées’nin hemen yanında bulunuyor; dev dönme dolap sayesinde şehir manzarası kusursuz bir açıdan görülebiliyor.

Derginin Öne Çıkardığı “Özel” Pazarlar

“Time Out” ayrıca bazı pazarları özel kategorilerde değerlendirdi:

Geleneksel olan: Tallinn (Estonya)

En sıra dışı: Göteborg (İsveç)

En güzel atmosfer: Colmar (Fransa)

En popüler: Viyana (Avusturya)

En az değer verilen: Vilnius (Litvanya)

 

Nina Rieke

Almanya’da Noel Pazarı Saldırganının Yargılanmasına Başlandı

Almanya’nın Magdeburg kentinde Aralık 2024’te Noel pazarına araçla saldırı düzenlemek ve 6 kişinin ölümüne neden olmakla suçlanan Taleb al-Abdulmohsen’in yargılanmasına Magdeburg Eyalet Mahkemesi’nde başlandı.

Alman basınında yer alan haberlere göre, 51 yaşındaki Suudi Arabistan doğumlu Abdulmohsen tutuklu bulunduğu Burg Cezaevi’nden helikopterle Magdeburg’a, ardından yoğun güvenlik önlemleri altında araç konvoyuyla mahkemenin düzenlendiği salona getirildi.

Abdulmohsen Cam Bölmeye Alındı

6 cinayet ve 338 kez cinayete teşebbüsten yargılanan Abdulmohsen, mahkemede cam bölmenin arkasında oturtuldu. Abdulmohsen burada, üzerinde MagdeburgGate ve Sept. 2026 yazılarını yazdığı dizüstü bilgisayarı havaya kaldırarak mahkeme salonundaki foto muhabirlerine doğru tuttu ancak bu yazıların ne anlama geldiği anlaşılmadı.

İlk duruşmada iddianame okunmadan önce savunma avukatları, sanığın cam bölmenin arkasında oturmasını eleştirdi.

Dava 12 Mart’a Kadar Sürecek

Mahkeme Heyeti Başkanı Dirk Sternberg, söz konusu yerin olası intikam eylemlerine karşı sanığın korunması için önemli olduğunu söyledi. Daha sonra savcılık sanık hakkındaki iddianameyi okudu.

Sanık, iddianamenin okunmasının ardından ifade vereceğini belirterek bunun, saatlerce, belki de günlerce süreceğini dile getirdi. Davanın 12 Mart’a kadar sürmesi ve yaklaşık 50 duruşmanın yapılması planlanıyor. Sanığın her duruşmaya helikopterle getirileceği ifade edildi.

6 Kişi Hayatını Kaybetmişti

Saksonya-Anhalt eyaletinin Magdeburg kentinde 20 Aralık 2024’te Noel pazarına araçla düzenlenen saldırıda 45 ila 75 yaşları arasında 5 kadın ile 9 yaşındaki bir çocuk hayatını kaybetmiş, 300’den fazla kişi yaralanmıştı.

Saldırının ardından gözaltına alınan Suudi Arabistan doğumlu doktor Taleb al-Abdulmohsen, 22 Aralık’ta tutuklanmıştı.   

 

Nina Rieke

Almanya'da bürokratlara suikast çağrısı yapan şüpheli yakalandı

Almanya Federal Savcılığı ülkede eski liderler de dahil 20'den fazla politikacı hakkında suikast çağrısı yapan şüphelinin yakalandığını duyurdu. Eski Başbakanlar Angela Merkel ile Olaf Scholz'un da olduğu 20'den fazla politikacı hakkında suikast çağrısı yapan ve başlarına ödül koyan şüpheli, Dortmund kentinde polis operasyonu ile yakalanarak gözaltına alındı.

Almanya'da polis, eski liderlere ve politikacılara yönelik suikast çağrısının ardından alarma geçti. Alman polisi, eski Başbakanlar Angela Merkel ile Olaf Scholz'un da olduğu 20'den fazla politikacı hakkında suikast çağrısı yapan ve başlarına ödül koyan şüpheliyi yakaladı.Almanya Federal Savcılığı tarafından yapılan açıklamaya göre, Polonya ve Almanya vatandaşlığı bulunan Martin S. karanlık ağ olarak tanımlanan, özel üyelik ve şifrelerle girilebilen çevrimiçi bir platformda siyasetçilere suikast çağrısı yaptı, eylemleri gerçekleştirenlere kripto para ile ödeme yapacağını duyurdu. Açıklamaya göre, Haziran ayından bu yana söz konusu çağrıları yapan Martin S. Dortmund'da düzenlenen ve özel kuvvet polislerinin katıldığı operasyonla yakalanarak gözaltına alındı. Savcılık, şüphelinin karanlık ağ platformunda siyasetçiler hakkında kendi yazdığı ölüm kararlarını, patlayıcı yapımına ilişkin talimatları ve potansiyel kurbanların kişisel verilerini paylaştığını bildirdi.Der Spiegel'de yer alan haberde, Martin S.'nin en az 20 siyasetçiyi ölüm listesine aldığı, Almanya'da darbe planı yaptıkları ve terör örgütü mensubu oldukları gerekçesiyle bazı üyelerinin yargılandığı Reichsbürger (İmparatorluk Vatandaşları) hareketiyle bağlantılı olduğu bilgisi yer aldı. Habere göre, aşırı sağcı olduğu belirtilen 49 yaşındaki Martin S. suikastlar için para bağışlama çağrısı da yaptı. Söz konusu bağışlar da suikastçılara ödenecekti. Haberde ayrıca, polisin Martin S.'yi 2020 yılında ülke genelinde gerçekleştirilen ve koronavirüs önlemlerinin protesto edildiği gösterilerinden tanıdığı da belirtildi.Almanya Federal Savcılığı şüpheli Martin S.'yi terörizmi finanse etmek, devlet güvenliğini tehlikeye atan ciddi şiddet eylemlerini teşvik etmek ve kişisel verileri tehlike oluşturacak şekilde paylaşmakla suçladı. Dortmund Federal Kriminal Polis Teşkilatı ve Federal Polis Özel Harekat ekiplerinin dün akşam gözaltına aldığı şüphelinin bugün Karlsruhe Federal Adalet Mahkemesi'nin soruşturma hakimi huzuruna çıkarılacağı ve hakimin tutukluluk durumuna karar vereceği bildirildi.

 

Nina Rieke

Almanya’da Havalimanında Dron Paniği: Uçuşlar Durduruldu

Almanya’da Hannover Havalimanı’nda görülen menşei belirsiz dron nedeniyle uçuş operasyonlarının bir süreliğine tamamen askıya alındığı ve bazı uçakların diğer havalimanlarına yönlendirildiği bildirildi.

Polis, dün akşam saatlerinde havalimanına yaklaşan bir uçağın pilotunun, uçan bir cisim fark ederek yetkililere bildirdiğini açıkladı. Açıklamaya göre, Hannover Havalimanı’nda görülen, menşei belirsiz dron nedeniyle yerel saatle 22.00 ila 22.45’te uçuş operasyonları tamamen askıya alındı.

 

Bazı uçakların diğer havalimanlarına yönlendirildiği aktarılan açıklamada, Hollanda’nın başkenti Amsterdam’dan kalkan bir yolcu uçağının Osnabrück şehri üzerinde geri dönerek Amsterdam’a indiği bilgisi paylaşıldı.

Frankfurt’tan kalkan bir uçağın Hamburg’a yönlendirildiği, bir kargo uçağının ise Köln Bonn Havalimanı’na indiği kaydedildi.

Uçuş Güvenliği İçin 1,5 Kilometrelik Yasak Bölge

Alman Hava Trafik Kontrolü (DFS), bu yıl eylül ayı sonuna kadar yalnızca Hannover Havalimanı’nda insansız hava araçlarının neden olduğu 5 aksaklık kaydettiğini açıkladı.

Özellikle havalimanlarının çevresinde dronların önemli bir güvenlik riski oluşturduğu belirtilerek kalkış ve inişleri tehlikeye atabilecekleri için havalimanlarına 1,5 kilometrelik yarıçap içinde uçmalarının yasak olduğu hatırlatıldı.

İHA Savunma Merkezi Kurulacak

Almanya, artan dron tehditlerine karşı insansız hava araçları (İHA) savunma merkezi kurmaya hazırlanıyor. Federal Polise tehdit olarak görülen insansız hava araçlarına müdahale ve düşürme yetkisi verecek yasa tasarısı Bakanlar Kurulu’nda kabul edildi.

İçişleri Bakanı Alexander Dobrindt, Berlin’de düzenlediği basın toplantısında, tehlikeleri önlemenin eyaletlerdeki polis teşkilatlarının görevi olduğunu ve Federal Polis Teşkilatının bu konuda kısıtlı yetkisi bulunduğunu belirterek, gelecekte Federal Polis Teşkilatının, İHA’lara karşı savunmada eyalet polis teşkilatlarını desteklemesini istediklerini vurguladı.

Polis Tehdit Olarak Gördükleri Dronları Düşürebilecek 

Federal Polis Yasası’nda yapılması öngörülen değişikliklerin yer aldığı yasa tasarısının, Bakanlar Kurulu’nda kabul edildiğini söyleyen Dobrindt, burada Federal Polise tehdit olarak görülen İHA’lara müdahale etme ve bunları düşürme yetkisinin verilmesini düzenlediklerini kaydetti.

 Hava Güvenlik Yasası Yenilenecek

Alman hükümeti, Alman ordusunun ülke içinde şüpheli İHA’larla mücadeleye destek sağlaması için Hava Güvenlik Yasası’nı da yenilemeyi planlıyor.

Bakanlar Kurulu’nda kabul edilen Federal Polis Yasası’nda yapılacak değişikliklerin yasalaşması için yasa tasarısının Federal Meclis’ten de geçmesi gerekiyor. 

 

Nina Rieke

Merz'den Şara’ya kritik davet!

Almanya Başbakanı Friedrich Merz, Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara’yı ülkesine davet ettiğini açıkladı. Merz, davetin amacının Suriye’nin istikrarına katkı sağlamak ve Almanya’daki Suriyelilerin geri dönüş sürecini ele almak olduğunu söyledi.Almanya Şansölyesi Friedrich Merz'in, Suriye'nin istikrarına katkı sağlamak ve Almanya'daki Suriyelilerin geri gönderilmesi konusunu ele almak amacıyla Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara'yı Almanya'ya davet ettiği belirtildi.

 

Schleswig Holstein eyaletinde konuşan Merz, "Suçluları Suriye'ye sınır dışı etmeye devam edeceğiz. Bunu somut bir şekilde uygulayacağız." dedi.

Merz, Almanya İçişleri Bakanlığı'nın geri gönderme sürecine ilişkin çalışmalar yürüttüğünü belirterek, "Almanya'da artık sığınma hakkı yok. Bu nedenle sınır dışı etmelere başlayabiliriz." ifadelerini kullandı.

 

Nina Rieke

Merz Türkiye ile stratejik ortaklığın geliştirilmesinden yana

Almanya Şansölyesi Friedrich Merz Türkiye’ye iki taraflı ilişkilerin derinleştirilmesi teklifinde bulundu. Ankara’da Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile yapılan ortak basın toplantısında “Alman olarak ve Avrupalı olarak stratejik ortaklıklarımızı geliştirmeliyiz. Bunu yaparken de Türkiye ile iyi ve derinlemesine bir ortaklık olmazsa olmazdır“ dedi.  

Merz, “Gelin, önümüzdeki aylarda ve yıllarda ilişkilerimizin olağanüstü potansiyelinden daha çok yararlanalım” dedi. Şansölye, Almanya ile Türkiye arasındaki ilişkiyi “Benzersiz şekilde geniş ve derin” olarak nitelendirdi. 

Merz Erdoğan’a Türkiye’nin hedeflediği AB üyeliğinde Almanya’nın destek olacağı teminatını verdi. “Şahsen ben ve Federal Hükümet de Türkiye’yi Avrupa Birliği’nin sıkı bir şekilde yanında görüyoruz. Avrupa yolunun önünü açmaya devam etmek istiyoruz.” Kendisinin Avrupa düzleminde Türkiye ile stratejik bir diyalog için de çabaladığını belirtti.  

Merz aynı zamanda AB’ye üyelik için Kopenhag Kriterleri’ne de atıfta bulunarak şöyle dedi: “Türkiye'de, Avrupa bakış açısıyla anladığımız şekliyle hukuk devleti ve demokrasi bakımından talepleri karşılamayan kararlar alındı.” Bu konularda diyaloğun sürdüğü belirtildi.

 

Nina Rieke

Almanya’da kuş gribi alarmı

Eylül ayının başından bu yana Almanya’da kuş gribi yayılmaya devam ediyor. Yüksek derecede bulaşıcı bir tür nedeniyle 500 binden fazla tavuk, ördek, kaz ve hindi itlaf edildi. Alman hükümetine bağlı hayvan hastalıkları araştırma kurumu Friedrich Loeffler Enstitüsü (FLI), bugüne dek ülke genelindeki kümes hayvanı çiftliklerinde 30, yabani kuşlarda ise 73 salgın vakasının tespit edildiğini duyurdu. FLI sözcüsü, dpa haber ajansına yaptığı açıklamada 23 şüpheli vakanın da inceleme aşamasında olduğunu bildirerek, daha fazlasını beklediklerini söyledi.FLI uzmanlarına göre kuş gribi vakaları genellikle göç döneminin yoğunlaştığı kasım ayı başında görülmeye başlıyor. Bu durum, mevcut salgının henüz zirve noktasına ulaşmadığına işaret ediyor olabilir. Güneybatı’daki Rheinland-Pfalz eyaletinde yerel yetkililer, her gün yeni şüpheli vakalarla karşılaştıklarını belirterek “olağandışı bir dinamikten” söz etti.

Algının en yoğun görüldüğü eyaletler arasında Aşağı Saksonya’nın kuzey ve doğuda kesimleri (20), Thüringen (19), Brandenburg (19) ve Mecklenburg-Vorpommern (14) öne çıktı. Ayrıca güneyde Bavyera’da sekiz, batıda Kuzey Ren-Vestfalya’da beş vaka doğrulandı.

Özellikle turnaların ağır etkilendiği bildiriliyor. Berlin’in kuzeyinde yer alan Brandenburg bölgesinde acil durum ekipleri, tarlalara yayılan binlerce enfekte ve ölü kuşu imha etti.

İnsanlar için tehlikeli mi?

Uzmanlara göre kuş gribi, çok yüksek dozlarda teorik olarak insanlara da bulaşma potansiyeline sahip. Ancak Robert Koch Enstitüsü (RKI), Almanya’da şu ana kadar hiçbir insan vakasının kaydedilmediğini belirtti.

Bununla birlikte, salgının ekonomik yansımalarının hissedileceği tahmin ediliyor. Bavyera Tavukçuluk Birliği Başkanı Robert Schmack, yumurta fiyatlarının yüzde 40’a kadar artabileceği ve süpermarket raflarında kümes hayvanı ürünlerinin azalabileceği uyarısında bulundu.

Öte yandan, Orta Almanya Tavukçuluk Birliği Başkanı Hans-Peter Goldknick, kamu yayıncısı ZDF’ye yaptığı açıklamada, kısa vadede veya Noel öncesinde “fiyat patlamaları” beklemediğini söyledi. Goldknick, Almanya’da tüketilen kazların büyük bölümünün Macaristan ve Polonya’dan ithal edildiğini hatırlattı.

Bu arada, Yeşiller Partisi sözcüsü, yaşanan salgının “fabrika tipi hayvancılığın ne kadar kırılgan olduğunu” bir kez daha gösterdiğini belirtti. Sözcü, dar alanlarda tutulan hayvanların, virüsün hızla yayılması için uygun bir ortam yarattığını vurguladı.

 

Nina Rieke

Araştırma: Birçok Alman mutlu

Yeni bir ankete göre Almanya’da neredeyse iki kişiden biri fazlasıyla mutlu. “Mutluluk Atlası” eyalet sıralamasının en tepesinde Hamburglular yer alıyor.Güncel bir ankete göre Almanya’daki her ikinci kişi hayatından fazlasıyla memnun. Bu durumu düzenli olarak yapılan ve Almanların hayata dair memnuniyetini ölçen yeni “Mutluluk Atlası” ortaya koyuyor. Anket gelir, altyapı, çevre veya güvenlik gibi hem subjektif hem de objektif değerlendirmeleri esas alıyor. İnsanların 2025 yılındaki genel memnuniyet değerleri, önceki yıldaki düzeyin hafif üzerinde.  

Buna göre ankete katılanlar içinde bulundukları yaşam koşullarından duydukları memnuniyeti 0 (kesinlikle hiç memnun değil) ile 10 (tamamen memnun) arasındaki bir cetvelde, ortalama 7,09 puan ile değerlendirmiş – 2024 yılında bu değer 7,06 kadardı. Hatta ankete göre katılanların yüzde 48’i çok memnun olduklarını bildirmiş (8 ile 10 arasında değerler).  

“Mutluluk Atlası” araştırmasının bilimsel yöneticisi Bernd Raffelhüschen “Almanların yaşam memnuniyeti yüksek bir seviyede stabil seyrediyor” diyor. 

Eyalet sıralamasında yine Hamburg sakinleri başı çekiyor – 7,33 puan ile. 

Üst sıralarda yer alan diğer eyaletler Bavyera (7,21), Rheinland-Pfalz (7,21) ve Kuzey Ren Vestfalya (7,19). Geride kalanlar ise Berlin (6,83), Saarland (6,78) ve Mecklenburg-Vorpommern (6,06).

 

Nian Rieke

Frankfurt Kitap Fuarı açıldı

Dünyanın en büyük kitap sergisi Frankfurt am Main’de başladı. Yaklaşık 4.000 yayınevi yeni eserlerini sunuyor. Konuk ülke Filipinler. Dünyanın en büyük kitap fuarı törenle açıldı. Kültür Bakanı Wolfram Weimer açış konuşmasında yapay zekanın edebiyat üzerindeki etkileri ile ilgili sert ifadeler kullandı: YZ’nin edebiyat dünyasını “paramparça” edebileceğini belirtti.  

Bu yılın onur konuğu Filipinler. Konuk ülke pavyonunda ziyaretçiler çiçek çelenkleri, sarılmalar ve şarkılar eşliğinde karşılanıyor. Mottonun adı “Hayal gücü havaya ruh katıyor“. Filipinlerden, aralarında Nobel Barış Ödülü sahibi Maria Ressa’nın da bulunduğu, yaklaşık 100 kişilik delege Frankfurt’a geliyor. 

Toplamda 1.000’in üzerinde yazar kitap fuarına katılıyor. Yaklaşık 4.000 yayınevi ürünlerini sunuyor. Pazar gününe kadar 200.000’in üzerinde ziyaretçi bekleniyor. Fuar bugün ve perşembe günü sadece sektörden ziyaretçiler için açık olacak. Cuma gününden itibaren okuyucu kitlesi de fuara girebilecek. Kitap fuarı pazar günü Alman Kitap Yayımcıları Birliği Barış Ödülü’nün tarihçi Karl Schlögel’e verilmesiyle sona erecek. 

Alman Kitap Ödülü bu yıl yazar Dorothee Elmiger’in “Die Holländerinnen” (Hollandalı Kadınlar) adlı eserine verildi. Toplamda 37.500 Euro mükâfat ile birlikte verilen ödül sektörün en önemli ödüllerinden biri sayılıyor ve geleneksel olarak Frankfurt Kitap Fuarı’nın açılışından bir gün önce veriliyor. 

 

Nina Rieke

Almanya’da enflasyon korkutuyor

Almanya'da enflasyon endişe verici bir şekilde yükselmeye devam ediyor. Federal İstatistik Ofisi'nin (Destatis) açıkladığı son verilere göre, eylül ayında enflasyon yüzde 2,4'e yükselerek Aralık 2024'ten bu yana görülen en yüksek seviyeye ulaştı. Enflasyonun arkasındaki en büyük itici güçler hizmet ve gıda sektörü oldu. Hizmet fiyatları yüzde 3,4 oranında zamlanırken, enerji fiyatlarındaki düşüş hızı yavaşlayarak yüzde 0,7'ye geriledi.

Gıda fiyatları ise yüzde 2,1'lik artışla Ocak 2025'ten bu yana ilk kez genel enflasyonun altında kalmasına rağmen, bazı temel gıda maddelerinde rekor zamlara tanık olundu.

Gıda fiyatlarındaki artış ürün gruplarına göre büyük farklılık gösterdi. Şeker, reçel ve bal yüzde 6,5, meyve yüzde 5,1, süt ürünleri ve yumurta yüzde 3,6, et ve et ürünleri ise yüzde 3,2 oranında zamlandı. En çarpıcı artış ise yüzde 21,2 ile çikolatada yaşandı.

Buna karşılık zeytinyağı fiyatları yüzde 22,6, yemeklik yağlar yüzde 3,2 ve sebze fiyatları yüzde 2,1 oranında düşüş gösterdi.

Ekonomistler, tüketicilerin enflasyonun yüzde 2'nin üzerinde seyretmeye devam edeceğini kabullenmeleri gerektiği uyarısında bulunurken, açıklanan toptancı fiyatları endeksi gelecek aylar için endişe verici sinyaller taşıyor.

Almanya'da toptan satış fiyatları eylülde geçen yılın aynı ayına göre yüzde 1,2 artarken, gıda, içecek ve tütün mamullerinde fiyatlar yüzde 4,2'lik sert bir yükseliş kaydetti.

Hamburg Commercial Bank (HCOB) Baş Ekonomisti Cyrus de la Rubia, "Gıda fiyatları 2021 ortasından bu yana toplamda yüzde 30 arttı ve en fazla zam gören kalem oldu. Böyle bir ortamda fiyatların yüzde 4,2 daha artması gerçekten olağandışı" dedi.

Toptancı fiyatlarındaki artışların genellikle gecikmeli olarak tüketiciye yansıdığı göz önüne alındığında, önümüzdeki aylarda market raflarında daha yüksek fiyat etiketleri bekleniyor.

 

Nina Rieke

Almanya'da Tesla satışları düşüyor

Ülkemizde satışlarından bir hayli memnun olan Tesla, Avrupa'da üretim yaptığı Almanya'da pazar payını kaybetmeyi sürdürüyor. Almanya'dan gelen resmi açıklamaya göre Eylül ayında Tesla satışları bir kez daha düştü. Hem de elektrikli otomobil satışları artmış olmasına rağmen...

Almanya Federal Motorlu Taşıt Dairesi Kraftfahrt-Bundesamt, satış verilerini yayınladı. Resmi verilere göre Eylül ayında elektrikli otomobil satışları, geçtiğimiz yılın aynı dönemine göre yüzde 32'lik bir yükseliş göstererek 45.495 adet gerçekleşmiş. Buna rağmen Tesla satışlarında yüzde 9.4'lük bir düşüş görünüyor. Eylül'de yalnızca 3.404 adet Tesla satılabilmiş.

Çinli markaların artışı ise devam ediyor. Alman pazarının lideri Eylül ayı itibariyle BYD. BYD, toplamda 3.500 adede yakın bir satış gerçekleştirmiş. Bu da geçtiğimiz yılın aynı dönemine göre oldukça ciddi bir yükseliş anlamına geliyor. İkinci sırada ise MG var.

Eylül'de toplam satış 235.528 adede yükselirken pazarın lideri de Volkswagen olmuş. Volkswagen satışlarını yüzde 16 yükselterek 45.225 adet satış gerçekleştirmeyi başarmış.Türkiye'de Eylül ayında toplamda 110.302 adet satış gerçekleştiğini hatırlatalım. Rekor kıran ayda en çok satan otomobiller sırasıyla Renault Megane, Fiat Egea Sedan ve Renault Clio olmuştu. Tesla ise geçtiğimiz ay 1.664 adet satışla Türkiye'de en çok satan elektrikli otomobil oldu.

 

Nina Rieke

 

Almanya'da İsrail askerine suç duyurusu

Almanya'da insan hakları örgütlerinin, Gazze'de sivillerin öldürüldüğü saldırılarda yer aldığı şüphesiyle İsrail ordusunda görev yapan Alman kökenli Daniel G. hakkında suç duyurusunda bulunduğu bildirildi.

 

Avrupa Anayasa ve İnsan Hakları Merkezinden (ECCHR) yapılan yazılı açıklamada, ECCHR'nin, Al Mezan İnsan Hakları Merkezi, Al Haq ve Filistin İnsan Hakları Merkezi (PCHR) adlı Filistinli sivil toplum örgütleriyle, Gazze'de silahsız Filistinli sivillerin hedef alınarak öldürüldüğü saldırılarda yer aldığından şüphelenilen Münih kökenli İsrail ordusu mensubu bir kişi hakkında Federal Savcılığında suç duyurusunda bulunduğu belirtildi.

Açıklamada, suç duyurusunun, araştırmalarla ve görsel-işitsel kayıtlarla belgelenen kapsamlı kanıtlara dayandığı aktarılarak, araştırmaların İsrail ordusu içinde bir keskin nişancı biriminin varlığını ortaya koyduğu ve bu birimin "Hayalet Birimi" olarak adlandırıldığı ifade edildi.

"Bu birliğin üyeleri Filistinli sivilleri hedef alarak öldürmekle suçlanıyor." ifadesi kullanılan açıklamada, insan hakları örgütlerinin bu birimde görev yapan asker hakkında savaş suçları işlediği şüphesiyle uluslararası ceza hukuku kapsamında soruşturma açılmasını talep ettiği bilgisi paylaşıldı.

 

Açıklamada, Kasım 2023-Mart 2024 tarihlerinde Gazze'de El Kudüs ve Nasır hastanelerinde ve çevresinde sivillerin hedef alınarak öldürüldüğü anımsatılarak, tanıkların, keskin nişancıların doğrudan ateş ettiğini aktardığı belirtildi.

Almanya'nın uluslararası caza hukuku kapsamında işlenen suçlara ilişkin soruşturma yapmakla yükümlü olduğu vurgulanan açıklamada, "Özellikle de şüpheliler Almanya doğumlu veya Alman vatandaşı ise..." ifadesine yer verildi.

 

'ULUSLARARASI HUKUKUN AÇIK İHLALİ'

ECCHR'nin uluslararası suçlar biriminin direktörlerinden Dr. Alexander Schwarz, Almanya kökenli kişilerin savaş suçlarına karıştıkları şüphesi bulunduğunda yargı organlarının harekete geçmesi gerektiğini vurgulayarak "Gazze Şeridi'nde Filistinli sivillerin hedef alınarak öldürülmesi, uluslararası insancıl hukukun açık bir ihlalidir. Almanya, uluslararası hukuk uyarınca bu tür suçları bağımsız olarak soruşturmak ve kovuşturma yapmakla yükümlüdür." değerlendirmesinde bulundu.

Schwarz, burada çifte standart uygulanmaması gerektiğinin altını çizerek "İsrail Silahlı Kuvvetler mensupları veya ilgili hükümetin Almanya ile özel bir siyasi ortaklığı olsa bile." ifadesini kullandı.

 

Nina Rieke

 

Corona virüsünün kökenine dair tartışmalar Alman dış istihbarat servisinin raporuyla alevlendi

Corona virüsü pandemisinin patlak vermesinin üzerinden beş yıl geçti. Dünya genelinde hükümetlerin aldığı sıkı karantina önlemleri, toplumları ekonomik ve sosyal açıdan derinden etkiledi. Aradan geçen zamana rağmen, pandemiye yönelik politikaların doğruluğu ve gerekliliği hâlâ tartışma konusu. Corona virüsünün gerçek kökeni neydi sorusu da yanıt bekliyor. Ancak Almanya'nın dış istihbarat servisi BND‘nin, 2020 yılında gerçekleştirdiği bir gizli operasyonda elde ettiği bilgilerin ortaya çıkmasının konuya yeni bir ivme kazandırması bekleniyor.

BND’nin operasyonu kapsamında, pandeminin kökenine dair elde ettiği bilgileri analiz ederek, virüsün Çin’de bir laboratuvar kazası sonucu ortaya çıkmış olabileceğini saptadığı, ancak Alman hükümetinin verilen rapordaki bilgileri kamuoyuyla paylaşmadığı ve ilgili parlamento organlarını dahi bilgilendirmediği ortaya çıktı.

Alman medyasında yayınlanan rapora göre, BND Çin’deki kaynakları ve ajanları üzerinden 2020 yılının başlarında "Saaremaa" kod adlı bir istihbarat operasyonu düzenledi. Operasyon kapsamında, Çin’deki araştırma merkezlerinden çeşitli bilimsel verilere ulaşıldı. Özellikle Wuhan Viroloji Enstitüsü’nden elde edilen bilgiler, virüslerin laboratuvar ortamında genetik olarak değiştirilmesini içeren deneylerin yapıldığını ortaya koydu.

 

“Virüsün Wuhan’daki bir laboratuvardan sızmış olma ihtimali yüzde 95’e yakın”

BND tarafından analiz edilen belgelerde, bu tür riskli deneylerin yeterli güvenlik önlemleri olmadan yürütüldüğüne ve laboratuvar güvenlik protokollerinin ihlal edildiğine dair önemli bulgulara ulaşıldı. Belgelerde, Corona virüsünün Wuhan kentindeki bir laboratuvardan sızmış olma ihtimalinin yüzde 95’e yakın olduğu saptandı. Ayrıca BND, Çin’de virüsün doğal yollarla insanlara bulaştığı iddiasını destekleyecek kanıt bulamadığını da raporunda belirtti.

Wuhan’daki deniz ürünleri pazarı başlangıçta virüsün kaynağı olarak gösterilmiş olsa da, BND’nin ulaştığı istihbarat bilgilerine göre pazarın virüsün ilk yayılma noktası olmadığı saptandı.

BND yönetimi, bulguları rapor halinde dönemin başbakanı Angela Merkel’in liderliğindeki hükümete sundu, ancak Merkel bu bilgiyi kamuoyuyla paylaşmak yerine gizli tutma kararı aldı. Dönemin BND Başkanı Bruno Kahl‘ın, Merkel döneminin sona ermesinden sonra, 2021 yılında Olaf Scholz hükümeti göreve geldiğinde başbakanlık yetkililerini tekrar bilgilendirdiği de haberlere yansıdı. Ancak Scholz hükümeti de bu bilgileri kamuoyuyla paylaşmadı. İddialara göre, parlamentonun istihbarattan sorumlu denetleme organı olan Parlamenter Kontrol Komitesi de sürece dahil edilmedi. Aynı şekilde, Dünya Sağlık Örgütü‘nün (WHO) de bilgilendirilmediği belirtiliyor.

Hükümetin bu kritik bilgileri kamuoyundan saklaması tartışma yaratırken, dönemin başbakanı Angela Merkel, konuya ilişkin gazetecilerin sorularını yanıtsız bıraktı. Dönemin Başbakanlık Dairesi Müsteşarı Helge Braun ve istihbarattan sorumlu müsteşar Johannes Geismann da açıklama yapmayacaklarını duyurdu.

Görev başındaki Scholz hükümeti de, istihbarat raporunun doğruluğuna ilişkin kamuoyunda artan soru işaretlerine rağmen, konuyla ilgili resmi bir açıklama yapılmayacağını duyurdu. Bir hükümet sözcüsü, "Genel olarak istihbarat konularında kamuya yöenlik bir yorum yapmayız" ifadesiyle sessizliği sürdürdü. Muhalefetteki liberal FDP‘nin Başkan Yardımcısı Wolfgang Kubicki, hükümeti halkı yanıltmakla suçlarken, iki dönemdir Sağlık Bakanı olan Karl Lauterbach’ın istifasını istedi. Kubicki, "Hükümet, halkı ve parlamentoyu bilerek karanlıkta bıraktı. Kim güven kazanmak istiyorsa, önce güvenilir isimlerle yola devam etmelidir. Karl Lauterbach bu isimlerden biri değil" ifadelerini kullandı.

CIA de “laboratuvardan sızma ihtimali daha yüksek” demişti

CIA’in yeni direktörü John Ratcliffe de, Ocak ayında yaptığı açıklamada, "Corona virüsünün laboratuvardan sızmış olabileceği ihtimali daha yüksek" ifadesini kullanmıştı. Bu yeni değerlendirme, ABD’de de pandeminin kökenine dair tartışmaları yeniden alevlendirdi. Daha önceki Amerikan istihbarat raporları, virüsün kökenine dair yeterli kanıt bulunmadığı gerekçesiyle bu konuda net bir sonuca ulaşamamıştı. CIA açıklamasında ise, laboratuvar kazası ihtimalinin doğal bulaşma ihtimalinden daha yüksek olabileceği ifade edilmiş ancak bu değerlendirmenin “düşük güvene” sahip olduğu belirtilmişti. Açıklamada, her iki senaryonun da “olası” olmayı sürdürdüğü kaydedilmişti.

Başkan Donald Trump da, görevde olduğu ilk başkanlık döneminde Corona virüsünün Çin’in laboratuvarlarından sızdığı iddiasını sıkça gündeme getirmişti.

Bununla birlikte, Çin hükümetinin Dünya Sağlık Örgütü ile işbirliği yapmayı reddetmesi ve uluslararası araştırmaların önünü kapatması, süreci daha da karmaşık hale getiren bir durum. Dünya Sağlık Örgütü, pandeminin kaynağına dair uluslararası işbirliğine yönelik çağrılarını sürdürüyor. WHO Başkanı Tedros Adhanom Ghebreyesus, 2021 yılından bu yana Çin'in işbirliği yapması gerektiğini defalarca vurgularken, Pekin yönetimi araştırmacılara yeterli veri sağlamamakla eleştiriliyor.

 

Nina Rieke

Alman otomotiv endüstrisi krizde

Avrupa'nın en büyük otomobil üreticisi Volkswagen’ın, 2024 yılında net kârı bir önceki yıla göre, yüzde 30,6 oranında düşerek 12,4 milyar Euro’ya geriledi. Şirketin operasyonel kârı ise yüzde 15 düşüşle 19,1 milyar Euro oldu.

Şirket, gerilemeye uzun yıllar boyunca şirketin en büyük kâr kaynağı olan Çin’deki satışların sert şekilde düşmesinin neden olduğunu açıkladı. Volkswagen ayrıca Brüksel’deki Audi fabrikasının kapanması gibi yeniden yapılanma masraflarından da olumsuz etkilendiğini duyurdu.

İLGILI HABERLER

Almanya’da kurulacak yeni koalisyon hükümetini ekonomide zorlu kararlar bekliyor

Maaşlarda yüzde 11'lik kesinti

Şirketin zayıf performansı sonrasında yönetim 2025 itibarıyla maaşlarda yüzde 11’lik kesintiyi kabul etti. Volkswagen CEO’su Oliver Blume başta kendisi olmak üzere üst düzey yöneticilerin yıllık ücretlerinden yüzde 11’lik düşüşü kabul edeceklerini açıkladı.

Volkswagen’in bir sözcüsü, bu feragatin ilk aşamada 2031 yılına kadar devam edeceğini söyledi. Almanya’nın en çok kazanan yöneticileri arasında yer alan Volkswagen CEO’su Oliver Blume’in maaşının 9,7 milyon Euro olduğu belirtildi. Bu verilere göre Blume’in bir yıllık maaşından yaklaşık 1 milyon Euro, diğer yöneticilerin maaşlarından da 100 bin Euro kesilecek.

Volkswagen’in hissedarları da krizden etkilendi. Şirketin borsada işlem gören imtiyazlı hisseleri için ödenen temettü yüzde 30 düşürülerek hisse başı 6,36 Euro’ya indirildi.

Volkswagen, geçen sene 87 yıllık tarihinde ilk kez yaklaşık 300 bin kişiye istihdam sağladığı Almanya'daki bazı fabrikalarını kapatmayı planlandığını açıklamıştı. Volkswagen, 17 Avrupa ülkesinin yanısıra Amerika, Asya ve Afrika'da 10 ülkede 114 üretim tesisiyle yaklaşık 650 bin kişiye istihdam sağlıyor.

İLGILI HABERLER

Almanya’da CDU/CSU ve SPD koalisyon görüşmelerinde anlaşma sağladı 

Alman markaları liderliklerini sürdürebilecek mi?

Volkswagen’in yaşadığı mali kayıp, Alman otomotiv endüstrisindeki daha büyük bir krizin parçası. Küresel rekabetin hızla değiştiği bir ortamda Alman markalarının liderliklerini sürdürebilecekleri konusunda ciddi soru işaretleri bulunuyor.

Sektörü olumsuz etkileyen faktörlerin başında düşen talep geliyor. BYD ve Nio gibi Çinli şirketler, son yıllarda pazar paylarını arttırarak Almanya’nın geleneksel otomotiv devleriyle rekabette önemli bir avantaj sağladı.

Diğer yandan Almanya’da otomobil talebi de zayıflıyor, özellikle elektrikli araçlara olan ilgi azalıyor. Enflasyon oranlarının yüksek seyretmesi ve ekonomik belirsizlikler de tüketicilerin alım kararlarını geciktirmesine neden oluyor.

Dijitalleşme ve elektrik kullanımı, Alman otomotiv sektöründeki en büyük zorluklardan biri olmaya devam ediyor. Üreticiler, elektrikli araç üretimine yönelik yeni teknolojilere ve altyapılara büyük yatırımlar yapmak zorunda. Ancak bu dönüşüm artan hammadde maliyetleri ve lityum, kobalt, nikel gibi kritik minerallerde Asya ülkelerine bağımlılık nedeniyle büyük mali yük oluşturuyor.

Avrupa’da batarya üretim kapasitesini arttırmaya yönelik projeler olsa da ilerleme yavaş seyrediyor. Bu gelişmelerin sonucu olarak işten çıkarmalar, fabrika kapanmaları ve büyük ölçekli yeniden yapılanmalar Alman otomotiv sektörünün ana gündem maddeleri haline geldi.

 

ABD’nin yüksek gümrük vergisi getirme ihtimali endişe kaynağı

Almanya’nın en büyük sanayi kolu olan otomotiv sektörünün diğer bir endişesi ise ABD Başkanı Donald Trump’ın Avrupa’dan ithal edilen otomobillere yönelik gümrük vergilerini arttıracağını açıklaması.

Trump’ın planına göre gümrük vergileri başlangıçta yüzde 25 olacak. Washington yönetimi, ABD’nin Almanya ve diğer Avrupa Birliği (AB) ülkeleri ile olan ticaret açığını özellikle otomotiv sektörüne bağlıyor.

ABD’li yetkililer, Avrupa’dan ithal edilen otomobillere uygulanan mevcut yüzde 2,5’lik gümrük vergisinin, Avrupa’nın ABD araçlarına uyguladığı yüzde 10’luk vergiyle kıyaslandığında adaletsiz olduğunu savunuyor. Washington ayrıca Avrupa’da otomobil ithalatına uygulanan katma değer vergisinden (KDV) de rahatsız. Almanya’da bu oran yüzde 19 seviyesinde.

Trump yönetiminin planladığı yüzde 25’lik yeni gümrük vergisinin Alman otomobil üreticileri için büyük bir darbe olabileceği yorumu yapılıyor. Almanya'dan ABD'ye ithal edilen araçların büyük kısmı lüks ve premium segmentte yer alıyor.

Ancak kâr marjlarının düşük olması nedeniyle Alman otomobil üreticilerinin bu ek vergiyi Amerikalı tüketiciye yansıtmaları zor olacak. ABD’nin gümrük vergilerini arttırması durumunda AB Komisyonu’nun Almanya’nın baskısıyla karşı önlemler alabileceği belirtiliyor.

2018 yılında Trump yönetimi ile benzer bir kriz yaşanmış ve AB, ABD’den ithal edilen motosikletler, alkollü içecekler ve tarım ürünlerine ek gümrük vergileri koyarak karşılık vermişti.

Alman ekonomisi, toplam ihracatın yaklaşık yüzde 15’ini oluşturan otomotiv sektörüne büyük ölçüde bağımlı.

 

Nina Rieke

Almanya’da koalisyon hükümeti görüşmelerinde kritik başlık: Göç

Almanya’da kurulacak yeni hükümet ve politikaları yalnızca Almanya'yı değil, en büyük üyesi olduğu Avrupa Birliği'ni (AB) de yakından ilgilendiriyor.

Muhafazakâr CDU/CSU ve sosyal demokrat SPD partileri arasında geçen hafta sonunda başlayan koalisyon görüşmelerinde taraflar, uzlaşıya varma ve kısa bir süre içinde hükümet kurma konusunda iyi niyetli olduklarını belirtiyor.

Seçimin galibi Birlik Partileri (CDU/CSU) adına başbakan olması beklenen Friedrich Merz’in yürüttüğü görüşmelerde, Alman ordusunun modernizasyonu ve ülke çapında altyapı yatırımları için büyük çaplı bir fon oluşturulması için anlaşmaya varıldı. Ancak müzakerelerin önündeki en büyük engellerden biri, göç politikaları konusundaki anlaşmazlıklar.

Ülkenin savunma ve altyapı harcamalarını finanse etmek amacıyla tarihi bir borçlanmaya gitme kararı alan taraflar bu hafta, 500 milyar Euro’luk bir altyapı fonu oluşturulacağını ve ordunun modernizasyonu harcamaları için anayasal borç freninin gevşetileceğini açıklamıştı.

Enerji ve dijitalleşmenin yanısıra yollar, köprüler ve demiryolları gibi Almanya'nın eskiyen altyapısını onarmak veya yeniden inşa etmek için planlanan özel fonun 18 Mart’ta parlamentoda onaylanması bekleniyor.

Aşırı sağcı AfD ve Sol Parti ise borç frenine yönelik değişiklikleri Anayasa Mahkemesi’ne taşıyacaklarını duyurdular. Alman Anayasası’nda yer alan borç freni, devletin yalnızca gelirleriyle orantılı bir şekilde harcama yapmasına izin veriyor.

Savunma harcamalarının gayri safi yurtiçi hasılanın yüzde 1’ini aşan kısmının borç freninden muaf tutulacağını duyuran Merz, "Özgürlüğümüzü ve kıtamızdaki barışı tehdit eden unsurlar karşısında savunmamız için de ‘ne gerekiyorsa yapılmalı’ ilkesi geçerli olmalıdır" dedi.

Alman ekonomistlerin hesaplamalarına göre, ordunun modernizasyonu için önümüzdeki yıllarda yaklaşık 400 milyar Euro'luk bir ek bütçe gerekecek. Savunma harcamalarındaki bu artış, Almanya’nın NATO taahhütlerini yerine getirme çabasının bir parçası olarak değerlendiriliyor.

 

500 milyar Euro’luk fona onay için göç politikalarının sıkılaştırılması isteniyor

Ancak CDU/CSU içinden bazı isimler, bu fonun kullanılmasına onay vermek için göç politikalarında sertleştirmeler yapılması gerektiğini savunuyor.

Merz ve CDU/CSU partileri, sınır dışı işlemlerinin hızlandırılmasını, düzensiz göçün sıkı bir şekilde sınırlandırılmasını ve Almanya'nın göçmen kabul kapasitesinin azaltılmasını istiyor.

CDU/CSU, Avusturya'nın bu hafta içinde göçmenlerin aile birleşimi hakkını durdurmasını örnek göstererek Almanya’da da benzer bir adımın atılması gerektiğini savunuyor.

SPD ise daha ılımlı bir yaklaşımla düzensiz göçün Avrupa çapında işbirliği içinde çözülmesi gerektiğini belirtiyor. SPD adına koalisyon görüşmelerini yöneten partinin genel başkanı Lars Klingbeil, "Avusturya’da olduğu gibi sınır kapanmalarına izin veremeyiz" diyerek kırmızı çizgilerini belirledi.

Başbakan adayı Friedrich Merz, seçimlerden önce yaptığı açıklamada, başbakanlık görevine geldiği ilk gün İçişleri Bakanlığı'na "istisnasız tüm yasa dışı girişlerin geri çevrilmesi" talimatını vereceğini duyurmuştu. SPD ise seçim kampanyası sürecinde bu önerinin hukuka aykırı olduğunu savunarak sert şekilde eleştirmişti.

CDU, Şubat ayı başında gerçekleştirdiği parti kongresinde hükümeti devralması durumunda uygulanmak üzere bir "Acil Eylem Programı" kararı almıştı. Bu program, sınır kontrollerinin sıkılaştırılması ve düzensiz göçün engellenmesi gibi önlemleri içeriyor.

Mevcut Dublin Anlaşması’na göre, mültecilerin Avrupa Birliği’ne ilk giriş yaptıkları ülkede iltica başvurusu yapmaları gerekiyor. Bu çerçevede mültecilerin o ülkede kayıt altına alınması zorunlu. Almanya açısından bu, karayoluyla ülkeye gelen mültecilerin tamamına yakınının iltica işlemlerini aslında başka AB ülkelerinde gerçekleştirmesi gerektiği anlamına geliyor.

Taraflar arasında göç konusundaki anlaşmazlık, 500 milyar Euro’luk fonun akıbetini de etkileyebilir. CDU/CSU içinden bazı milletvekilleri, SPD’nin göç politikalarında geri adım atmaması durumunda bütçe uzlaşısının da riske girebileceğini belirtti.

"Eğer SPD düzensiz göç konusunda reform yapmazsa borçlanma konusunda elimizi taşın altına koymayız" diyen bir CDU yetkilisi, koalisyon görüşmelerinin başarısızlıkla sonuçlanabileceğine işaret etti.

 

Macron’un önerisi Scholz ve Merz arasında anlaşmazlığa yol açtı

Öte yandan AB liderlerinin Brüksel’de "Avrupa'yı yeniden silahlandırma" planında uzlaşmasının ardından Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un Avrupa’nın savunma stratejisini bağımsız hale getirme yönündeki önerisi de Berlin’deki koalisyon arayışını etkiliyor.

Macron, Avrupa’nın nükleer caydırıcılık kapasitesini arttırması gerektiğini belirterek, Fransa’nın nükleer silahlarının Avrupa’nın ortak savunma stratejisinin bir parçası haline gelebileceğini dile getirmişti.

Litvanya ve Polonya gibi bazı AB ülkeleri bu öneriye olumlu yaklaşırken, Almanya Başbakanı Olaf Scholz, NATO’nun mevcut nükleer caydırıcılık sistemine bağlı kalınması gerektiğini vurguladı.

Scholz, “Avrupa’nın güvenliği için ABD’nin desteğini sürdürmesi hayati önem taşıyor” diyerek, Macron’un önerisini geri çevirdi.

Almanya’nın, ABD'nin nükleer şemsiyesi altında kalmaya devam etmesinin ulusal güvenlik için kritik olduğunu ifade eden Scholz, "Bu konudaki görüş birliği, Almanya’daki tüm büyük partiler tarafından paylaşılmaktadır" dedi.

Ancak Friedrich Merz, Macron’un önerisini olumlu karşıladığını belirterek, Fransa ve İngiltere ile nükleer caydırıcılık konusunda daha fazla işbirliği yapılması gerektiğini savunduğunu duyurdu. Almanya’nın NATO yükümlülüklerine bağlı kalacağını belirten Merz, Avrupa’nın güvenlik mimarisinin yeniden şekillendirilmesi gerektiğini söyledi.

Macron, 2020 yılında da Almanya ve diğer Avrupa ülkelerine Fransa’nın nükleer caydırıcılık gücüne daha fazla entegre olmaları yönünde bir teklif sunmuş ancak dönemin CDU’lu Başbakanı Angela Merkel bu öneriye mesafeli yaklaşmıştı.

Emmanuel Macron’un önerisinin AB ülkeleri içinde nasıl karşılık bulacağı ve NATO ile ilişkiler üzerinde nasıl bir etki yaratacağı ilerleyen dönemde netlik kazanacak. Özellikle Friedrich Merz başbakanlığında kurulacak yeni Alman hükümetinin bu süreçte alacağı pozisyonun, Avrupa’nın güvenlik politikalarının şekillenmesinde kritik rol oynaması bekleniyor.

 

Nina Rieke

Almanya’da araçlı saldırı: İki ölü, biri çocuk üç ağır yaralı

Almanya’nın güneyindeki Baden-Württemberg eyaletindeki Mannheim kentinde, öğle saatlerinde bir araç, şehir merkezindeki kalabalığın arasına daldı. Mannheim Polis Teşkilatı tarafından yapılan açıklamaya göre, Ford marka bir araçla gerçekleşen saldırıda en az 2 kişi hayatını kaybetti, çok sayıda kişi yaralandı.

Polis tarafından, yaralıların sayısı ve durumları hakkında henüz net bir bilgi verilmezken, şüpheli bir kişi gözaltına alındı. Mannheim polisinin yaptığı açıklamada, olayın ardından başlatılan geniş çaplı arama çalışmaları sonucunda bir şüphelinin yakalandığı belirtildi.

Polis sözcüsü, "Şu an elimizdeki bilgilere göre bir kişi gözaltına alındı, ancak başka şüphelilerin olup olmadığı konusunda henüz net bir bilgi yok" ifadesini kullandı. Olay yerinde incelemeler sürerken, polis soruşturmanın devam ettiğini bildirdi.

Mannheim Üniversitesi Hastanesi tarafından yapılan açıklamaya göre ise, olayın ardından biri çocuk olmak üzere üç kişi ağır yaralı olarak hastaneye kaldırıldı. Hastane yetkilileri, yaralıların akut tıbbi müdahale gördüklerini bildirdi.

Polis tarafından, yaralıların sayısı ve durumları hakkında henüz net bir bilgi verilmezken, şüpheli bir kişi gözaltına alındı.

Saldırının düzenlendiği noktanın Mannheim’in merkezinde bulunan bir meydan olduğu belirtilirken, polis yetkilileri vatandaşları olay bölgesinden uzak durmaları konusunda uyardı. Şehir merkezinde geniş çaplı bir güvenlik operasyonu başlatıldı.

Federal İçişleri Bakanı Nancy Faeser, olayın ardından Köln'deki karnaval etkinliğini ziyaretini yarıda keserek Mannheim'e gitme kararı aldı. Bakanlık yetkilileri, Faeser'in olayla ilgili gelişmeler hakkında sürekli bilgilendirildiğini duyurdu.

Yetkililer, halkı dikkatli olmaya ve güvenlik güçlerinin yönlendirmelerine uymaya çağırdı. Mannheim'deki soruşturma devam ederken, olayın terör bağlantılı olup olmadığına dair incelemeler sürüyor.

Son dönemde artan saldırı kaygıları

Mannheim'deki saldırı, Almanya’da son aylarda yaşanan benzer olayları akıllara getirdi. Geçtiğimiz Şubat ayında Münih'te bir kişi, aracını bir protesto yürüyüşüne sürerek 2 kişinin ölümüne, birçok kişinin yaralanmasına neden olmuştu. Aralık ayında Magdeburg’da bir Noel pazarı hedef alınmış, saldırıda altı kişi hayatını kaybederken 300’den fazla kişi yaralanmıştı. Bu tür saldırılar, güvenlik birimlerini alarma geçirmiş durumda.

 

Özellikle IŞİD’in Almanya ve Hollanda'da bu günlerde yapılan karnaval ve faşing etkinliklerini hedef gösterdiği yönündeki tehditlerin ardından güvenlik önlemleri artırıldı. Alman medyasında çıkan haberlerde, terör örgütünün Almanca yayın yapan propaganda sayfasında Köln, Nürnberg ve Rotterdam’daki karnaval etkinliklerinin hedef alınması gerektiğine dair mesajlar paylaştığı bildirildi.

Bu tehditle ilgili konuşan İçişleri Bakanı Nancy Faeser, ülke genelinde güvenlik önlemlerinin güncellendiğini ve karnaval etkinliklerinde polis sayısının arttırıldığını belirtti. Faeser, "Vatandaşlarımızın güvenliğini sağlamak için tüm tedbirleri alıyoruz. Federal polis de geniş çaplı bir operasyon yürütüyor" ifadelerini kullandı.

Federal Kriminal Dairesi (BKA), geçen haftasonunda henüz somut bir saldırı tehdidi tespit edilmediğini açıklasa da, yetkililer bu tür saldırıların özellikle sosyal medya platformları aracılığıyla radikalleşen bireyler tarafından düzenlenebileceğine dikkat çekiyor. TikTok ve Instagram gibi platformlar üzerinden gençlerin radikal gruplara yönlendirilmesi konusundaki endişeler artıyor.

 

Nina Rieke

Almanya seçimlerinde Müslüman seçmenlerin tercihi Sol Partiler oldu

Almanya’da geçen hafta sonu yapılan seçimler, ülkedeki siyasi güç dengelerini yeniden şekillendirirken, Alman vatandaşlığına sahip Müslüman seçmenlerin bu seçimde ağırlıklı olarak sol partilere oy verdiği görüldü.

Almanya'nın bir göçmen ülkesi olduğu, geride kalan Alman seçimlerde de açık bir şekilde kendini gösterdi. Yaklaşık 7 milyon göçmen kökenli Alman vatandaşı seçimlerde oy kullanma hakkına sahipti. Bu, toplam seçmen kitlesinin yaklaşık yüzde 12'sini oluşturdu.

Alman vatandaşlığına sahip Müslüman seçmenlerin tercihleri de seçim sonuçlarına önemli bir etki yaptı. Sol görüşlü partilerin bu gruptan büyük destek aldığı ortaya çıktı.

Alman televizyon kanalı ZDF tarafından yapılan sandık çıkış anketlerinin sonuçlarına göre, Müslüman seçmenlerin yüzde 29’u Sol Parti’yi tercih ederken, yüzde 28’i sosyal demokrat SPD’ye oy verdi.

 

Sol-milliyetçi ve Rusya yanlısı Sahra Wagenknecht’in liderliğindeki ittifak da Müslüman seçmenler arasında önemli bir destek buldu ve bu seçmen kitlesinin yüzde 16’sının oyunu aldı.

Sol partilere verilen oylarla, diğer geleneksel sağ ve sağcı partilere verilen destek arasında belirgin bir fark oluştu. Hristiyan Birlik CDU/CSU, Müslümanların yüzde 12’sinin, göçmen ve İslam karşıtı AfD ise yüzde 6’sının oyunu kazandı. Yeşiller ise yalnızca yüzde 4 gibi düşük bir destek alabildi.

Müslüman seçmenlerin tercihlerinde, sol partilerin özellikle sosyal eşitlik, iş gücü hakları ve dini özgürlükler gibi konularda daha fazla çözüm önerisi sunmasının etkili olduğu yorumu yapılıyor.

Öte yandan, CDU/CSU ve AfD gibi sağcı partilerin, Müslüman seçmenler arasında düşük destek bulmasının arkasında bu partilerin zaman zaman İslam karşıtı söylemleri ve uyum politikalarına yönelik eleştirilerinin olduğu tahmin ediliyor.

 

Türkiye’deki seçimlerde çoğunluk AK Parti’ye destek verdi

Bundan önceki seçimlerde de Türkiye kökenlilerin ağırlıklı olarak Sosyal Demokrat Parti (SPD) lehine oy kullandığı bilinse de Almanya'da sandık başına giderek Türkiye’deki seçimlere katılan göçmenlerin çoğunluğunun AK Parti'yi tercih ettiği saptanmıştı.

14 Mayıs 2023'de yapılan cumhurbaşkanı ve milletvekili genel seçiminde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Almanya’daki seçmenlerin yüzde 65,49'unun oyunu alırken, AK Parti de Almanya'daki seçmenlerin yüzde 50,52'sinden destek gördü.

Bu tabloyu geçmişte değerlendiren uzmanlar, Almanyalı Türkler’in sosyolojik yapısının karmaşık olduğunu, Almanya’daki seçimlerde sadece ekonomik ve politik vaatlerin değerlendirildiği, Türkiye’deki seçimlerde ise siyasi tercihlerin dini ve sosyal yaşam biçimi gibi kıstaslarla oluştuğunu ifade ettiler.

 

Nina Rieke

Almanya parlamentosunda Türkiye kökenli milletvekili sayısı arttı

Almanya’da seçim sonuçlarına göre, çeşitli partilerden Türkiye kökenli siyasetçiler de milletvekili olarak meclise girmeyi başardı. 2021 seçimlerine kıyasla Türk kökenli milletvekillerinin sayısı bir kişi artarak 19’a ulaştı.

Sosyal Demokrat Parti‘den (SPD) 7, Sol Parti‘den (Die Linke) 7, Hristiyan Demokrat Parti‘den (CDU) 2, Yeşiller‘den (Grüne) 2, Hristiyan Sosyal Birlik Partisi‘nden (CSU) bir Türkiye kökenli milletvekili meclise girdi.

CDU'dan Serap Güler ve Tijen Ataoğlu, CSU'dan Hülya Düber, SPD'den Aydan Özoğuz, Hakan Demir, Metin Hakverdi, Macit Karaahmetoğlu, Mahmut Özdemir, Derya Türk Nachbaur ve Serdar Yüksel 630 üyeli parlamentoya seçilen isimler oldu.

Yeşiller'den Ayşe Asar ve Filiz Polat meclise girmeyi başardı. Sol Parti'den ise Gökay Akbulut, Ateş Gürpınar, Ferat Koçak, Cansın Köktürk, Cansu Özdemir, Cem Hamit İnce ve Mirze Edis Federal Meclis'e girmeye hak kazandı.

Federal seçimler sonrasında görev alan Türkiye kökenli siyasetçiler arasında tecrübeli isimlerin yanısıra yeni yüzler de dikkat çekiyor. Hamburg’dan tekrar Federal Meclis’e seçilmeyi başaran deneyimli siyasetçi SPD’li Aydan Özoğuz, önceki dönemde üçlü koalisyon hükümeti sırasında Federal Meclis Başkan Vekilliği görevini üstlenmişti. Duisburg doğumlu Mahmut Özdemir ise son hükümet döneminde Federal İçişleri Bakanlığı’nda müsteşar olarak görev yapmıştı.

Federal Meclis’e ilk defa seçilen isimlerden biri de Kuzey Ren-Vestfalya Eyalet Parlamentosu'nda 2010 yılından beri milletvekilliği yapan Serdar Yüksel oldu. Türkiye kökenli nüfusun yoğun yaşadığı Kuzey Ren-Vestfalya bölgesini temsil eden Yüksel, 14 yıllık eyalet siyaseti kariyerinin ardından federal politikaya adım attı.

Türkiye kökenli çok sayıda politikacının yer aldığı Sol Parti’den daha önce Federal Meclis’te yer alan Gökay Akbulut ve Nils Ateş Gürpınar yeniden seçilmeyi başardı. 2011 yılından beri Hamburg Eyalet Meclisi'nde milletvekili olarak görev yapan Cansu Özdemir ve 2021'den beri Berlin Eyalet Parlamentosu üyesi olan Ferat Ali Koçak da ilk kez Federal Meclis’e geçti.

 

Son haftalarda Sol Parti’nin kararsız seçmenleri harekete geçirme başarısı sayesinde Cem Hamit İnce, Cansın Koktürk ve Edis Mirze de ilk kez Federal Meclis’e seçildi. Böylelikle Almanya’daki Türkiye kökenli siyasi temsil, hem deneyimli siyasetçilerin yeniden görev almalarıyla hem de genç politikacıların meclise girmesiyle daha çeşitli hale geldi.

Cem Özdemir artık mecliste değil

Buna karşılık uzun yıllardır Alman Meclisi’nde yer alan bazı Türkiye kökenli siyasetçiler yeni parlamentoda yer almayacak. 1994 yılında meclise giren ve en kıdemli Türkiye kökenli siyasetçi olan, Yeşiller partili Cem Özdemir, doğduğu yer olan Baden-Württemberg'de eyalet başbakanlığı için yarışmak istediğinden federal meclise yeniden aday olmadı. Yeşiller‘i mecliste 26 yıl temsil eden ve son yıllarda Aile Bakanlığı'nda müsteşar olarak görev yapan Ekin Deligöz de siyasete veda etme kararı aldı. Partinin sol kanadından Canan Bayram ise Yeşiller'in sığınmacı politikalarındaki değişimi protesto amacıyla, aktif siyasetten çekildi. 2021 seçimlerinde SPD'den meclise giren Cansel Kızıltepe ise Berlin Eyaleti

Çalışma ve Sosyal İşler Bakanlığı görevine geçtiğinden federal meclise veda etti.

Göçmen siyasetçi oranı yüzde 11,4

Almanya'da göçmen kökenli nüfusun oranı sürekli yükselirken, Federal Meclis ve eyalet parlamentolarındaki temsiliyetleri hala yetersiz kalıyor.

Seçim öncesinde, saygın Robert Bosch Vakfı tarafından yayımlanan bir araştırmaya göre, göçmen kökenli milletvekillerinin oranı son 30 yılda hem federal hem de eyalet düzeyinde düzenli olarak artış gösterdi. Buna karşın Almanya‘nın genel nüfusunda göçmen kökenlilerin oranı yaklaşık yüzde 30'a ulaşmışken, Federal Meclis’te bu oran yüzde 11,4 seviyesinde kaldı. Son mecliste toplam 736 milletvekilinden yalnızca 84'ü göçmen kökenliydi. Eyalet parlamentolarında ise durum daha da dikkat çekici. Burada göçmen kökenli milletvekillerinin oranı yalnızca yüzde 7,3 düzeyinde bulunuyor. Bu veriler, siyasi temsil açısından Almanya’daki göçmen kökenli nüfusun karşılaştığı zorlukları açıkça ortaya koyuyor. Verilere göre, Almanya'daki seçmenlerin 7 milyon 100 bini göç geçmişine sahip; Türkiye kökenli seçmenlerin sayısı ise yaklaşık 982 bin olarak belirtiliyor.

 

Nina Rieke

Almanya'da seçimin galibi Merz'den SPD'ye koalisyon çağrısı

Almanya'da erken genel seçimlerden birinci olarak çıkan Hristiyan Birlik Partileri CDU/CSU’nun başbakan adayı Friedrich Merz, yeni hükümeti Sosyal Demokrat Parti ile kurmak istediğini açıkladı.

Friedrich Merz, CDU/CSU ile SPD’nin Federal Meclis'te yeterli sandalyeye sahip olduğuna dikkat çekerek, "Bizim de tam olarak istediğimiz budur" dedi. Merz, hükümet kurma görüşmelerine hız vermek amacıyla SPD Genel Başkanı Lars Klingbeil ve halen görevdeki Başbakan Olaf Scholz ile en kısa zamanda biraraya geleceğini duyurdu.

Koalisyon görüşmelerinde öncelikli olarak dış ve güvenlik politikası, göç politikası ve ekonominin güçlendirilmesi gibi üç ana başlığı ele almak istediğini vurgulayan Merz, kurulacak koalisyonun somut başarılar elde edememesi durumunda, aşırı sağcı Almanya için Alternatif’in (AfD) daha da güçleneceği uyarısında bulundu.

Merz, yeni yasama döneminin vatandaşların siyasi partilere olan güvenini yeniden kazanmak için belki de “son şans” olduğunu ifade ederken, “Bu dönemde bunu başaramazsak, 2029 yılında sadece olağan bir hükümet değişimini değil, bundan çok daha büyük sorunları konuşmak zorunda kalabiliriz” ifadelerini kullandı.

Friedrich Merz, yeni hükümeti en geç 20 ve 21 Nisan’da kutlanacak Paskalya Bayramı'na kadar kurmayı hedeflediğini açıkladı.

Dünkü seçimlerde Hristiyan Birlik Partileri CDU/CSU yüzde 28,52 oy alarak birinci parti oldu. Göçmen karşıtı Almanya için Alternatif (AfD), oy oranını katlayarak yüzde 20,8 oyla ikinci sıraya yükseldi; AfD doğudaki eyaletlerde en güçlü parti konumuna geldi. Sosyal demokrat SPD, yüzde 16,41 oy aldı. Yeşiller ise yüzde 11,61 ile küçük bir oy kaybı yaşadı. Neoliberal FDP, yüzde 4,33’te kalarak meclise giremedi. Sol-milliyetçi Sahra Wagenknecht’in partisi BSW, yüzde 4,97 oy alarak, barajı aşamadı.

İLGILI HABERLER

Almanya’daki seçim sonuçları sonrası en kuvvetli ihtimal: Hristiyan Birlik partileriyle sosyal demokratların koalisyonu

Almanya’da yeni hükümet kurulabilmesi için Bundestag’da çoğunluk anlamına gelen en az 316 sandalyeye ihtiyaç var. Seçim sonuçlarına göre, hiçbir parti tek başına bu çoğunluğa ulaşamadı.

Göçmen karşıtı AfD ile diğer partilerin işbirliğini reddetmesi, geriye tek gerçekçi koalisyon seçeneği bırakıyor: CDU/CSU ve SPD’nin birlikte toplam 328 sandalye ile oluşturabileceği "Siyah-Kırmızı" koalisyon. Bu koalisyon modeli daha önce Almanya’da eski Başbakan Angela Merkel döneminde 2005-2009 ve 2013-2021 yılları arasında görev yapmıştı.

Berlin’de siyasi deprem: SPD, Yeşiller ve FDP’de liderler çekiliyor

Tarihindeki en kötü sonuçla üçüncü sıraya gerileyen SPD'de seçim yenilgisi sonrası değişim süreci başladı.

Olaf Scholz’un dört yıla yakın süren başbakanlığı sona ererken, bundan sonra sadece milletvekili olarak Meclis’te yer alacağı öğrenildi. Hristiyan Birlik Partileri CDU/CSU ile koalisyon kurulması durumunda, bakan olarak görev almayacağını da duyuran Scholz, partisinin aldığı sonucu "acı verici bir seçim sonucu" olarak nitelendirdi ve sorumluluğun kendisine ait olduğunu söyledi. Scholz, SPD‘nin demokrasi ve hukuk için mücadele eden bir güç olarak hâlâ büyük önem taşıdığını vurgulayarak, SPD’nin yeni isimlerin liderliğinde hem politikalarını hem de kadrolarını modernleştirerek, adalete ve toplumsal dayanışmaya ihtiyaç duyanların sesi olmaya devam edeceğini belirtti.

Erken genel seçimlerde ağır bir yenilgi alan neoliberal Hür Demokrat Parti (FDP) lideri Christian Lindner, aktif siyasetten çekileceğini açıkladı. 2013 yılından bu yana parti başkanlığını yürüten Lindner, FDP'nin yeniden meclise girememe ihtimali üzerine bu kararı aldığını belirtti. Lindner, 2017 yılında FDP'yi yeniden meclise taşımıştı. Ancak Lindner, Kasım 2024'te Başbakan Olaf Scholz ile mali politikalar konusunda yaşanan anlaşmazlık nedeniyle görevden alınmıştı. Bu durum, koalisyonun dağılmasına yol açmıştı.

Almanya’da erken genel seçimlerde yüzde 11,6 oranında oy alarak beklentilerin altında kalan Yeşiller Partisi‘nde, başbakan adayı Robert Habeck seçim sonuçlarının ardından "kişisel sonuçlar" çıkardığını açıkladı. Habeck, partisinin aldığı sonucu "iyi değil" şeklinde değerlendirerek, "Hem ben daha fazlasını istedim hem de parti olarak daha fazlasını istedik" ifadelerini kullandı. Habeck, bundan sonraki süreçte parti ya da meclis grubunda herhangi bir liderlik rolü üstlenmeyeceğini duyurdu.

Üç yılı aşkın süredir hükümet ortağı olan Yeşiller, seçim sonuçları nedeniyle önümüzdeki yasama döneminde muhalefette yer alacak.

AfD, 2029’da iktidar olmayı hedefliyor

Aşırı sağcı AfD’nin lideri Alice Weidel, partisinin erken genel seçimlerde elde ettiği sonucu "tarihi başarı" olarak nitelendirdi. Weidel, seçimlerde genç seçmenlerin AfD’ye büyük destek verdiğine dikkat çekerek, "Bu sonuç, geleceğin partisi olduğumuzun güçlü bir göstergesi" ifadelerini kullandı. AfD'nin aldığı oyla ikinci büyük parti haline geldiğine işaret eden Weidel, "Artık önümüzdeki birkaç yıl içinde CDU’yu geçerek birinci parti olmak için en iyi şartlara sahibiz. 2029‘daki seçimlerde hükümeti kurma görevi alabilecek duruma geleceğiz" dedi. Son seçimlerde AfD’nin oylarını yaklaşık üç yıl içerisinde ikiye katladığını vurgulayan Weidel, partisinin artık "gerçek bir halk partisi" olduğunu savundu. Öte yandan CDU/CSU'nun AfD ile koalisyon kurmama konusundaki tavrını eleştiren Weidel, "Birlik Partileri, SPD ile bir koalisyonda vaatlerinin hiçbirini yerine getiremeyecek" diye konuştu.

AfD, ülke genelinde 10,3 milyon oy alarak tarihinin en yüksek desteğini elde etti. Doğu eyaletlerinde ise AfD yüzde 32 oy oranıyla açık farkla birinci parti konumuna gelen parti, yüzlerce belediyede yüzde 50’nin de üzerine çıkarak mutlak çoğunluğa ulaştı.

Bu arada Macaristan Başbakanı Viktor Orban, seçimlerin ardından seçimlerin galibi Friedrich Merz’i değil, Alice Weidel’i tebrik etti. Orban, sosyal medya platformu X üzerinden yaptığı paylaşımda, "Almanya halkı büyük ölçüde değişim için oy verdi. AfD’nin oylarını ikiye katlamasından dolayı Alice Weidel’i kutluyorum" ifadelerini kullandı. Öte yandan Weidel, seçim gecesi ABD'li milyarder Elon Musk'ın kendisini tebrik etmek için yaptığı telefon görüşmesini kaçırdığını açıkladı. Musk, seçim kampanyası döneminde AfD’ye açık destek vermişti.

AfD’nin oylarını iki kat artırması Almanya’daki göçmenler arasında tedirginliğe neden oldu. Almanya Türk Toplumu adlı çatı örgütünün eski başkanı Kenan Kolat, VOA Türkçe’ye yaptığı açıklamada, Almanya yaşayan göçmenlerin durumunun olumsuzlaşacağını belirterek, "Almanya'da ırkçılığın yükselmesi, tabu olan kavramların artık rahatlıkla kullanılabilmesi Almanya açısından olduğu kadar, göçmenlerin de konumunu zorlaştıracaktır. Bu anlamda ırkçılıkla mücadelenin arttırılması ve toplumumuzun bu konuya daha çok önem vermesi gerekecektir. Almanya'da kolay olmayan bir dönem başlıyor. Kurulacak hükümetin başarısız olması ırkçı partinin daha da güçlenmesine yol açabilecektir. Ancak ırkçılıkla mücadelenin yeni bir boyuta geçmesi ve toplumsal bir sorun olarak algılanarak ele alınması gerekecektir" şeklinde konuştu.

 

Nina Rieke

Almanya’da seçimin galibi Birlik Partileri

lmanya, erken federal seçimler için sandık başına gitti. 630 sandalyeli Federal Meclis (Bundestag) seçiminde Hristiyan Birlik CDU/CSU partileri ve muhafazakar başbakan adayları Friedrich Merz seçimi önde bitirdi.

Sandık çıkışı yapılan anketler sonucunda belirlenen resmi olmayan ilk oranlara göre CDU/CSU, oyların yüzde 29’unu almayı başardı. Birlik, bir önceki seçimde yüzde 24,1 oranında destek bulmuştu.

23 Şubat 2025 - Almanya'nın aşırı sağcı Almanya için Alternatif (AfD) partisinin eş lideri ve partisinin başbakan adayı Alice Weidel, Almanya genel seçimlerinde ilk sandık çıkış anketlerinin ardından Berlin'de konuştu.

Alice Weidel’in başını çektiği aşırı sağ parti Almanya için Alternatif (AfD), yüzde 19,8 oyla ikinci sırada yer aldı. Göçmen ve İslam karşıtlığının yanısıra, Avrupa Birliği’den çıkış önerileriyle dikkat çeken parti, 2021’de yüzde 10,4 aldıktan sonra bu kez oylarını neredeyse iki kat arttırmayı başardı.

Başbakan Olaf Scholz’un liderliğindeki sosyal demokrat SPD, seçimi tarihindeki en kötü sonuçla, oyların sadece yüzde 16’sını alarak tamamladı. SPD, 2021’deki seçimde yüzde 25,7 oy alarak birinci parti olmuştu.

Yeşiller'in adayı Robert Habeck

Yeşiller’in ve Başbakan adayları Robert Habeck’in oy oranı ise ilk tahminlere göre yüzde 13,3 olarak belirlendi. Yeşiller, geçen seçimde yüzde 14,8 ile üçüncü sırada yer almıştı.

Yüzde 5 barajını aşarak meclise girmeyi başaran Sol Parti, yüzde 9 oy aldı.

Liberal FDP ve sol-milliyetçi BSW'nin yüzde 5 barajını aşıp aşmayacağı ise henüz netleşmedi.

Bu sonuçlara göre, bir önceki seçimlere kıyasla en büyük kazananlar AfD ve Birlik Partileri olurken, en büyük kaybedenlerse SPD ve FDP oldu. Bundan birkaç hafta önce anketlerde yüzde 3 olarak belirlenen Sol Parti de, beklenenden çok daha fazla oy alarak sürpriz yaptı.

 

Hangi hükümet olası?

Kesinleşmeyen sonuçlara göre yeni hükümet için en güçlü başbakanlık adayı, seçimi kazanan Hristiyan Demokrat Birlik’in lideri Friedrich Merz. Ancak Merz’in hükümet kurabilmek için olası bir koalisyon ortağıyla birlikte en az 316 milletvekiline ihtiyacı var. İlk tahminlerde olduğu gibi, Sol Parti'nin meclise girmesi, BSW ve FDP partilerinin barajın altında kalması durumunda, CDU/CSU ve SPD'nin ikili bir koalisyon kurması en yakın seçenek olarak görülüyor

Ancak ülkede hangi koalisyon olanaklarının gündeme gelebileceği, seçim sonuçlarının ve meclise girmeyi başaran partilerin kesinleşmesiyle netlik kazanacak. İki partili bir koalisyon kurma olasılığı, küçük partilerin yüzde 5 barajını geçip meclise girmesi durumunda, önemli ölçüde azalıyor. Hür Demokrat Parti (FDP) ile Sol Parti'den ayrılan siyasetçilerin kurduğu sol-muhafazakar Sahra Wagenknecht İttifakı'nın ikisi de parlamentoya girerse, iki partili bir koalisyon neredeyse imkansız hale gelecek.

Öte yandan parlamentoda temsil edilen siyasi partilerin tümü, aşırı sağcı AfD ile koalisyon kurmayacağını açıkladı.

Seçimlerde Almanya'nın 16 eyaletindeki 299 seçim bölgesinde, 65 bin seçim mekanında oy kullanıldı. 59 milyona yakın seçmenden yüzde 84’ünün oy verdiği belirlendi.

 

Nina Rieke

Berlinale 2025: Altın Ayı Norveç yapımı "Hayaller"e verildi, festivalde siyasi protestolar dikkat çekti

Sinema dünyasının en prestijli etkinliklerinden Uluslararası Berlin Film Festivali'nde (Berlinale) en iyi film dalında verilen Altın Ayı ödülünü, Norveçli yönetmen Dag Johan Haugerud‘un "Drømmer" (Hayaller) adlı filmi kazandı.

ABD'li yönetmen Todd Haynes‘in jüri başkanlığını yaptığı festivalde Altın Ayı’yı kazanan film, Berlinale 2025'te yarışmaya katılan en dikkat çekici yapımlardan biri olarak öne çıktı. Norveçli yönetmen Dag Johan Haugerud’un yönettiği "Drømmer" (Hayaller), en prestijli ödül olan Altın Ayı’yı kazandı. Film, 16 yaşındaki Johanne'nin, öğretmeni Johanna'ya duyduğu derin aşkla yüzleşmesini ve içsel dünyasını keşfetmesini konu alıyor. Film, festivalin en dikkat çekici yapımlarından biri olarak öne çıktı.

Gabriel Mascaro, Jüri Büyük Ödülü'nün sahibi oldu.

Festivalin büyük ödülü olan Gümüş Ayı (Büyük Jüri Ödülü) ise Gabriel Mascaro’nun distopik filmi "O Ultimo Azul" (The Blue Trail) adlı yapıma verildi. Film, yaşlılar için oluşturulan bir koloniye gönderilmesi planlanan bir kadının hikayesini ve kadının Amazon ormanlarında bulduğu sığınakla distopik bir toplumda yaşamaya çalışmasını anlatıyor.

Yönetmen Huo Meng

En İyi Yönetmen ödülüne Çinli yönetmen Huo Meng, "Sheng Xi Zhi Di" (Living the Land) adlı filmiyle layık görüldü. 1991’de Çin’deki sosyoekonomik değişimlerin özellikle çiftçi aileleri üzerindeki etkisini konu alan filmin yönetmeninin kırsal yaşamı derin bir empatiyle yansıtma yeteneği ödüllendirildi.

Avustralyalı oyuncu Rose Byrne, "If I Had Legs I'd Kick You" adlı filmde sergilediği performansla Berlin Film Festivali'nde En İyi Başrol Oyuncusu ödülünü aldı.

En İyi Kadın Oyuncu ödülünü, "If I Had Legs I’d Kick You" filmindeki performansıyla Rose Byrne kazandı. Filmde psikolojik bir çöküntü yaşayan bir annenin rolünü üstlenen Byrne, karakterin derinliğini güçlü bir şekilde ortaya koyarak büyük beğeni topladı.

Berlinale 2025’in En İyi Senaryo ödülü ise Radu Jude'nin "Kontinental '25" adlı filmine verildi. Drama ve komedi türlerini birleştiren film, konut sıkıntısı, post-sosyalist ekonomi ve milliyetçilik gibi toplumsal sorunlara keskin bir eleştiri sunuyor.

İrlandalı oyuncu Andrew Scott, Blue Moon adlı filmdeki performansıyla En İyi Yardımcı Oyuncu ödülünü kazandı.

Berlinale 2025’te, en iyi yardımcı oyuncu dalında Gümüş Ayı Ödülü, ünlü oyuncu Andrew Scott’a verildi. Scott, Richard Linklater’in yönettiği "Blue Moon" (Mavi Ay) filminde, ünlü müzikal bestecisi Lorenz Hart’in iş ve özel yaşamındaki çalkantılarla yüzleştiği bir dönemdeki partneri Richard Rodgers’ı canlandırdı.

Festivalde Filistin protestosu

Çeşitli kategorilerde 74 ülkeden toplam 240 filmin gösterildiği bu yılki Berlinale, kırmızı halıda ve sinema salonlarında yapılan siyasi protestolarla dikkat çekti.

İsrailli esirlerin serbest bırakılması için yapılan dayanışma çağrıları ve Almanya’daki sağlık çalışanlarının sorunlarına yönelik protestolar gündeme geldi. Ancak, en çok tartışılan olaylardan biri, İsrail’e karşı yapılan boykot hareketini savunan BDS Hareketi'ne yönelik destek açıklamalarıydı.

İngiliz oyuncu Tilda Swinton

Dünya çapında tanınan İskoç oyuncu Tilda Swinton, festivalin Onur Ödülü’nü aldıktan sonra, Almanya’da yasaklı olan ve İsrail’le kültürel çalışmaları boykota çağıran BDS hareketine destek açıklaması yaptı. Ayrıca Çinli yönetmen Jun Li, "Alman hükümeti ve kültür kurumları, Berlinale dahil apartheid, soykırım ve Filistin halkının acımasızca yok edilmesine katkıda bulunuyor" şeklinde bir açıklama yaptı.

Bu konuşma sırasında “nehirden denize, Filistin özgür olacak” sloganı da kullanıldı. Bu ifade Almanya’da yasaklı bir antisemitik söylem olarak kabul ediliyor.

Berlinale Direktörü Tricia Tuttle, yaşanan olaylar hakkında büyük üzüntü duyduğunu belirtti ve festival öncesinde misafirlere hangi siyasi ifadelerin hassas olabileceği konusunda uyarılarda bulunduklarını söyledi.

 

Nina Rieke

Almanya’da seçimler yaklaşırken Türkiye ile ilişkilerde hangi parti ne öneriyor?

Almanya’da 23 Şubat Pazar günü yapılacak seçimler öncesi son kamuoyu yoklamaları Hıristiyan Birlik partilerinin birinci olacağını ancak hiçbir partinin tek başına mutlak çoğunluğu elde edemeyeceğini gösteriyor.

Berlin’de yapılan tahminlerde, anketlerde yüzde 30 civarında oy alacağı öngörülen Hristiyan Demokrat Birlik (CDU/CSU) partilerinin seçimi birinci bitireceği, adayları Friedrich Merz’in de muhtemelen sosyal demokrat SPD ile koalisyon kurarak başbakanlık koltuğuna oturacağı beklentisi dile getiriliyor.

Seçimin sonucu sadece iç politikayı değil, dış politikayı da doğrudan etkileyecek. Almanya'da meclise girmesi beklenen partiler ve başbakan adayları, Türkiye’nin Avrupa Birliği (AB) üyeliği ve Türkiye ile ikili ilişkilerde farklı stratejiler öneriyor.

 

CDU/CSU: “Stratejik ortaklık olabilir ama AB üyeliği gündemde değil”

Hıristiyan Birlik Partileri CDU ve CSU'nun başbakan adayı Friedrich Merz, Türkiye ile ilişkilerde yeni bir yol arayışını savunuyor ancak AB üyeliği konusunda net bir tavır sergilemiyor.

Merz, Türkiye’nin AB ile değerler açısından uyumsuz olduğunu sıklıkla dile getirse de Türkiye’yi “stratejik bir ortak” olarak tanımlıyor ve ülkeler arasındaki güvenlik işbirliğinin derinleştirilmesi gerektiğini vurguluyor.

Hıristiyan Birlik Partileri CDU ve CSU'nun başbakan adayı Friedrich Merz.

CDU/CSU'nun seçim programında Türkiye hakkında, "Avrupa Birliği'nin (AB) hem genişleme hem de komşuluk politikalarında Türkiye ile yeni bir başlangıç yapması gerektiği" ifade ediliyor.

Ayrıca "Türkiye, Avrupa için stratejik önemini korumaktadır ve önemli bir ortaktır. Türkiye'nin şu anda AB'nin değerler düzeninden uzaklaşmakta olmasından ve bu nedenle de birliğe üye olamayacak olmasından üzüntü duyuyoruz" deniliyor.

Başbakan adayı Merz, konuyla ilgili daha önce yaptığı açıklamalarda, Türkiye ile güvenlik ve savunma konularında daha yakın bir işbirliği yapılmasını savundu.

Türkiye’nin iç politikasında otoriter eğilimler bulunduğunu savunan Merz, bu durumun AB üyeliği için büyük bir engel teşkil ettiğini belirtti ancak Türkiye’nin stratejik konumunu göz önünde bulundurarak ekonomik ilişkilerde güçlendirilmiş işbirliği önerdi.

Bu yaklaşım, Merz’in başbakan olması durumunda Türkiye’nin Almanya ve AB ile olan ilişkilerinin daha çok ekonomik ve güvenlik temelli bir zemine oturacağını gösteriyor.

 

Olaf Scholz’dan pragmatik Türkiye politikası

Sosyal Demokrat Partili (SPD) şimdiki Başbakan Olaf Scholz, bu görevde bulunduğu son üç yılda Türkiye ile ilişkilerde pragmatik bir politika izledi.

Olaf Scholz'un tutumu son yıllarda Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’la kurduğu işbirliği çerçevesinde şekillendi. Olaf Scholz, Türkiye'nin AB üyeliği konusunda net bir duruş sergilemektense daha çok mevcut ilişkileri temel alarak işbirliğinin derinleştirilmesine odaklandı.

Sosyal Demokrat Partili (SPD) şimdiki Başbakan Olaf Scholz.

Seçimler öncesinde de Türkiye'nin AB'ye katılmasının ülkedeki iç reformların ve demokratik standartların iyileştirilmesi ile mümkün olabileceğini belirten sosyal demokrat politikacı, ülkenin şu anki koşullarda AB üyeliğine kabul edilmesinin çok uzak olduğunu kabul etmekle birlikte bu sürecin tamamen kapanmadığını ifade etti.

SPD’nin Başbakan adayı Scholz, geçen hafta bir Türk gazetesine verdiği röportajda, "Türkiye-Almanya arasındaki ilişkiler çok iyi gelişti. Cumhurbaşkanı Erdoğan ile sıkı ve yoğun irtibat halindeyiz. Bizi ilgilendiren ortak birçok konuyu görüşüyoruz. Ben Türkiye ile AB arasındaki ilişkilerin iyileştirilmesi için çok çaba gösterdim. Gerçekten bu alanda ilerleme kaydetmek istiyoruz. Ben görüşmelerde ilerleme kaydedilmesi için şahsen angajman gösteriyorum" diye konuştu.

SPD önceki seçimlerde Türkiye’nin AB ile üyelik müzakerelerinin önemine vurgu yaparken, bu seçimde Türkiye’yi seçim programlarında tamamen dışladı. Bu tavır, Türkiye’nin Almanya ve

AB ile ilişkilerini tartışmaya açık tutmak yerine mevcut durumda “Türkiye'nin üyelik perspektifine ilişkin herhangi bir açık açıklama yapmaktan kaçınmak” olarak yorumlandı.

 

AfD adayı Weidel’den Türkiye’ye karşı sert duruş

Almanya'nın aşırı sağcı ve göçmen karşıtı partisi Almanya için Alternatif (AfD) Partisi’nin Başbakan adayı Alice Weidel, Türkiye'yi kültürel ve politik açıdan Avrupa'dan ayrı tutuyor ve Türkiye'nin AB üyeliğine karşı sert bir tavır sergiliyor.

Almanya'nın aşırı sağcı ve göçmen karşıtı partisi Almanya için Alternatif (AfD) Partisi’nin Başbakan adayı Alice Weidel.

Weidel'in Türkiye'ye ilişkin yaklaşımı partisiyle paralel olarak ülkenin kültürel değerlerinin Avrupa ile örtüşmediği görüşüne dayanıyor. Weidel, Türkiye'nin AB üyeliği yerine ikili ilişkilerde pragmatik bir işbirliği yapılmasını önerirken, bu işbirliğinin AB üyeliği çerçevesinde olmayacağının, daha çok stratejik ve ekonomik alanlarla sınırlı kalacağının altını çiziyor, özellikle ekonomik ve askeri işbirliği alanlarında pragmatik bir yaklaşım benimsemenin önemli olduğunu belirtiyor.

AfD’li siyasetçi, Türkiye'nin mevcut iç politikasındaki otoriter eğilimleri de eleştirerek, ülkenin demokratik standartlarını AB üyeliğine uygun görmüyor.

Alice Weidel'in Türkiye'ye yönelik tutumu, AfD'nin genel politikalarıyla uyumlu olarak şekilleniyor. AfD de Türkiye ile AB üyelik müzakerelerinin sonlandırılmasını savunuyor ve AB'nin genişleme politikasına karşı çıkıyor. Parti, Türkiye ile AB üyeliği dışında bir ilişki kurulmasını, ekonomik ve güvenlik alanlarında işbirliği yapmayı öneriyor.

 

Robert Habeck ve Yeşiller’den AB üyeliği için şartlı kabul ve demokrasi vurgusu

Yeşiller Partisi’nin adayı Robert Habeck ve partisinin seçim programı ise Türkiye’nin AB üyeliği konusunda kapıyı açık tutuyor ancak bunun için bir dizi ön koşul belirliyor.

Habeck, Türkiye’nin AB ile ilişkilerinin ancak demokrasi, hukuk devleti ve azınlık hakları gibi temel alanlarda ciddi ilerlemeler kaydedilmesi durumunda yeniden ele alınabileceğini ifade ediyor.

Yeşiller Partisi’nin adayı Robert Habeck.

"AB'de demokratik bir Türkiye için de yer var" ifadelerine yer veren Yeşiller’in parti programında, Türkiye’nin AB üyeliği için belirli demokratik reformların yapılması gerektiği vurgulanıyor.

Türkiye’nin AB üyeliği için şu anki koşulların uygun olmadığı ve bu süreç için daha fazla demokrasi, insan hakları ve azınlık hakları alanlarında ilerleme bekledikleri belirtiliyor.

Yeşiller, Türkiye ile güvenlik konularında işbirliğine de devam edilmesini savunuyor. Özellikle Suriye gibi bölgesel meselelerde Türkiye ile güçlü bir işbirliği yapılması gerektiğini ifade ediyorlar.

Bunun yanısıra Yeşiller, Türkiye’deki sivil toplumun güçlendirilmesini ve demokratikleşme sürecinin hızlandırılmasını öncelikli olarak ele alıyor.

 

Sol Parti ve FDP de AB üyeliğine karşı

Yüzde 5 barajını aşarak meclise girebileceği tahmin edilen Sol Parti (Die Linke), Türkiye ile diplomatik ilişkilerin devam etmesini savunsa da mevcut koşullar altında AB üyeliğinin mümkün olmadığı görüşünde.

AK Parti yönetiminin Kürt politikalarını ve Suriye’nin kuzeyindeki askeri operasyonlarına yönelik eleştirilerde bulunan Die Linke, Türkiye’nin demokratikleşme sürecini hızlandırması gerektiğini savunuyor.

Başbakan adayı göstermeden seçime katılan liberal FDP partisi, Türkiye ile AB üyelik müzakerelerinin sonlandırılması gerektiğini savunuyor. Parti, Türkiye'nin Kopenhag Kriterleri’ni karşılamadığı için üyelik müzakerelerinin devam ettirilmesinin anlamlı olmadığını ifade ediyor.

Türkiye'nin demokratikleşme sürecinin yavaş ilerlediği ve ülkenin iç politikasındaki otoriter eğilimlerin AB üyeliği için bir engel teşkil ettiğini ifade eden FDP, Türkiye ile yalnızca ekonomi ve güvenlik alanlarında güçlü işbirliği yapılması gerektiğini savunuyor.

 

Nina Rieke

Münih Güvenlik Konferansı başladı. Dünya genelinden siyaset ve ekonomi alanlarında üst düzey temsilcinin katıldığı konferansta ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, U

Münih Güvenlik Konferansı başladı. Dünya genelinden siyaset ve ekonomi alanlarında üst düzey temsilcinin katıldığı konferansta ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, Ukrayna Cumhurbaşkanı Volodimir Zelenski ve Türkiye’den Dışişleri Bakanı Hakan Fidan da yer alıyor.

Konferansın ana gündem maddelerinden biri Ukrayna’nın geleceği olacak. Bu yılki konferans “Diyalog Yoluyla Barış” temasıyla gerçekleştiriliyor. Dünyanın en önemli güvenlik politikası uzmanlarının biraraya geldiği konferansa 60’tan fazla devlet ve hükümet başkanı ile 100’den fazla bakan katılıyor.

Konferans Almanya Cumhurbaşkanı Frank-Walter Steinmeier’ın açılış konuşmasıyla başlayacak. ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, Dışişleri Bakanı Marco Rubio ve Trump’ın Ukrayna ve Rusya Özel Temsilcisi Keith Kellogg konferansta ABD’yi temsil edecek. Almanya hükümetinden Başbakan Olaf Scholz, Savunma Bakanı Boris Pistorius, Dışişleri Bakanı Annalena Baerbock ve İçişleri Bakanı Nancy Faeser katılıyor.

Avrupa Birliği'nin (AB) en üst düzey yöneticileri AB Komisyonu Başkanı Van der Leyen ve AB Konseyi Başkanı Antonio Costa’nın yanısıra Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve Polonya Devlet Başkanı Andrzej Duda’nın da Münih’te olması bekleniyor.

Çin’i temsilen Dışişleri Bakanı Wang Yi konferansa katılacak. NATO’nun yeni Genel Sekreteri Mark Rutte de Münih Güvenlik Konferansı’nda olacak.

Konferans organizatörlerine göre ana program Cuma günü küresel yönetişim, demokratik dayanıklılık ve iklim güvenliği gibi küresel güvenlik tehditlerine odaklanarak başlayacak.

Cumartesi günü ise uluslararası düzenin durumu, bölgesel çatışmalar ve krizler ile transatlantik ortaklık konularında tartışmalar yapılacak. Pazar günü, Avrupa’nın dünyadaki rolüne ilişkin oturumlarla konferansın sona ermesi planlanıyor.

 

Vance ile Zelenski’nin görüşmesi bekleniyor

Konferans kapsamımda Ukrayna Cumhurbaşkanı Volodimir Zelenski ile ABD Başkan Yardımcısı JD Vance arasında bir görüşme planlanıyor. Bu buluşmanın, konferansın en önemli görüşmelerinden biri olması bekleniyor.

Rusya ise Münih Güvenlik Konferansı’na davet edilmedi. Başkan Yardımcısı Vance’in, Başkan Trump’ın daha önce dile getirdiği ABD’nin barış çözümü konusundaki görüşlerini ne ölçüde detaylandıracağı ve Avrupa’yı bu süreçte nasıl bir rol üstlenmeye iteceği merakla bekleniyor. Özellikle de Ukrayna’ya konuşlandırılacak bir barış gücüyle ateşkesin güvence altına alınması konusunda Avrupalı ülkelerin sorumluluk alıp almayacağı da merak konusu.

JD Vance’in Avrupa’daki Amerikan askerlerinin geri çekileceğini duyurabileceği yönünde spekülasyonlar da gündemde. Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik saldırılarının ardından önceki ABD Başkanı Joe Biden yönetimi, Avrupa’ya 20 binden fazla ek asker göndermiş ve kıtadaki ABD asker sayısını 100 binin üzerine çıkarmıştı. Vance’in olası açıklaması, Avrupa’daki güvenlik dengeleri açısından önemli görülüyor.

Baerbock: “Sahte barış kimseye yaramaz”

Almanya Dışişleri Bakanı Annalena Baerbock, Münih Güvenlik Konferansı’nın her zamankinden daha önemli olduğunu vurgulayarak, “Bu güvenlik konferansı nadiren olduğu kadar kritik bir öneme sahip” dedi.

Avrupa’nın güvenlik açısından yeniden "varoluşsal bir dönüm noktasında" bulunduğunu belirten Baerbock, üç yıl önce de benzer bir durumun yaşandığını hatırlattı. Bakan, Rusya Cumhurbaşkanı Vladimir Putin’in Münih Güvenlik Konferansı’ndan kısa bir süre sonra tanklarını Kiev’e doğru göndermesiyle tüm Avrupa’nın güvenliğinin temelden sarsıldığını ifade etti.

Annalena Baerbock, "Üç yıldır en büyük arzumuz barış. Ukrayna, Avrupa ve Amerika barış istiyor" dedi. Olası müzakerelerin kalıcı bir barış çözümü sağlaması gerektiğini belirten Alman bakan, Ukraynalılar ve Avrupalılar’ın iradesi göz ardı edilerek varılacak bir "sahte barışın" kimseye bir kazanç sağlamayacağını da söyledi.

 

Münih Güvenlik Konferansı nedir?

1963 yılından bu yana her yıl Şubat ayında Almanya'nın Münih şehrinde düzenlenen Münih Güvenlik Konferansı'nda üst düzey siyasetçiler, savunma ve askeri uzmanlar, karar alıcılar, araştırmacılar ve ekonomi uzmanları güvenlik politikası konularını ele alıyor.

Konferansın özelliği, gayriresmi niteliğiyle gündemdeki konular hakkında katılımcıların protokol kuralları dışında görüş belirttikleri bir formatta yapılması.

Buna karşılık konferans kapsamında geleneksel olarak tarafları bağlayıcı kararlar alınmıyor. Siyasi gözlemciler, Münih Güvenlik Konferansı’nın siyasi takvimdeki önemini, dünyanın önde gelen ekonomistlerini biraraya getiren Davos'taki Dünya Ekonomik Forumu’nun mali çevreler için anlamı ile karşılaştırıyor.

Nina Rieke

Berlin Uluslararası Film Festivali başlıyor: 19 film Altın Ayı ödülü için yarışacak

Berlin Uluslararası Film Festivali (Berlinale), 13-23 Şubat 2025 tarihlerinde Almanya'nın başkenti Berlin'de düzenlenecek. Bu yıl 75. kez gerçekleştirilecek festival, dünya sinemasının en prestijli etkinliklerinden biri olarak kabul ediliyor.

Cannes ve Venedik film festivalleriyle birlikte en önemli üç festivalden biri olarak kabul edilen Berlin Film Festivali’nde 19 film, Altın Ayı ödülü için yarışacak, bu filmlerden 17'si dünya prömiyerini yapacak. Berlinale’de 74 ülkeden kısa filmlerden belgesele, müzikalden siyah-beyaz yapımlara kadar yaklaşık toplam 240 film gösterilecek.

Festival, Alman yönetmen Tom Tykwer'in "Işık" (Das Licht) adlı filmiyle açılacak. Tykwer'in festival kariyerindeki üçüncü açılış filmi olan "Işık", Berlin’de yaşayan bir Alman orta sınıf ailesinin, Suriye'den gelen bir hizmetçinin eve girmesiyle yaşadığı değişimi konu alıyor. Başrollerde Lars Eidinger ve Sandra Hüller yer alıyor. Bu, Tykwer'in festivaldeki üçüncü açılış filmi olacak.

Festivalde en iyi film ödülü Altın Ayı için yarışacak yapımlar arasında Richard Linklater'ın "Mavi Ay" (Blue Moon) adlı filmi de gösterilecek. Film, Broadway bestecisi Lorenz Hart'ın hayatını anlatıyor ve Ethan Hawke ile Margaret Qualley gibi ünlü oyuncuları barındırıyor.

Ayrıca, Michel Franco'nun "Rüyalar" (Dreams) adlı filmi de festivalde olacak. Bu yıl Radu Jude'nin "Kontinental '25" adlı filmi ve Hong Sang-soo'nun "What Does That Nature Say to You" adlı filmi yarışacak. Hong, Berlinale’de sekizinci kez yer alıyor. Geçen yıl "A Traveler's Needs" filmiyle Büyük Jüri Ödülü’nü kazanmıştı.

Oscarlı sinemacı Bong Jo Ho’nın merakla beklenen bilimkurgu filmi Mickey 17'nin dünya prömiyeri de Berlinale’de yapılacak. Başrolünde Robert Pattinson’un yer aldığı 118 milyon dolar bütçeli film, Bong'un Oscar tarihine geçen draması Parazit'ten (Parasite) bu yana ilk yönetmenlik denemesi. Cannes Film Festivali'nden Altın Palmiye ile dönen Parazit, Akademi Ödülleri'nde en iyi film dalında Oscar alarak tarihte ilk kez bu alanda kazanan "yabancı dildeki" yapım olmuştu.

Ayrıca, sinema dünyasının yükselen yıldızı Timothée Chalamet de "Tam Bir Bilinmeyen Gibi" (Like A Complete Unknown) adlı filmle Berlinale'ye katılacak. James Mangold tarafından yönetilen film, ünlü Amerikalı şarkıcı ve söz yazarı Bob Dylan'ın hayatını anlatıyor. Filmde Timothée Chalamet, Bob Dylan’ı canlandırıyor.

Berlin Film Festivali'nin bu yıl 75'incisi düzenleniyor

Bu yılki festivalde dünyaca tanınan sinema oyuncusu Tilda Swinton

Swinton'a Yaşam Onur Ödülü olarak Özel Altın Ayı takdim edilecek. “Tilda Swinton’ın işlerinin çeşitliliği nefes kesici” diyen festivalin yeni yöneticisi Tricia Tuttle, “Swinton sinemaya insanlık, merhamet, zeka, mizah ve tarz getiriyor; çalışmalarıyla dünya hakkındaki fikirlerimizi genişletiyor” ifadelerini kullandı. Ödül, 2009 yılında Berlinale’nin ana yarışma jürisine başkanlık yapan Swinton’a festivalin açılış töreninde takdim edilecek.

Berlinale’de jüri ve ödüller

Festivalin uluslararası jürisine Amerikalı yönetmen Todd Haynes başkanlık edecek. Jüri üyeleri arasında Çinli aktris Fan Bingbing, Alman aktris ve yönetmen Maria Schrader, Arjantinli yönetmen Rodrigo Moreno, Fransız-Faslı yönetmen Nabil Ayouch, Alman kostüm tasarımcısı Bina Daigeler ve Amerikalı film eleştirmeni Amy Nicholson yer alıyor.

Jüri, festivalin en prestijli ödülü olan Altın Ayı'nın yanı sıra Gümüş Ayı Büyük Jüri Ödülü, Gümüş Ayı En İyi Yönetmen Ödülü, Gümüş Ayı En İyi Erkek ve Kadın Oyuncu ödülleri, Gümüş Ayı En İyi Senaryo Ödülü ve Gümüş Ayı Özel Sanatsal Katkı Ödülü'nü de verecek.

Saadet Işıl Aksoy, Sırdaş ile Berlinale’de

Berlin Uluslararası Film Festivali, her yıl olduğu gibi bu sene de sinema dünyasının en önemli buluşma noktalarından biri olarak sinemaseverlere unutulmaz bir deneyim sunmayı hedefliyor.

Ancak sinemaseverler bu kez Türkiye’den çok fazla yeni yapımla tanışma olanağına sahip olmayacak.

Türkiye, Fransa ve Lüksemburg ortak yapımı ve Saadet Işıl Aksoy'un başrolünde oynadığı "Sırdaş" (Confidente) filmi Berlinale'nin yan bölümlerinden Panaroma’da prömiyerini yapacak. Filmin yönetmenliğini daha önce “Sibel” filmiyle adını duyuran Çağla Zencirci ve Guillaume Giovanetti üstlendi.

Film, 1990’lı yıllarda 900’lü hatlarda çalışan bir kadının değişen hayatını takip ediyor. Filmde genç bir adamın Saadet Işıl Aksoy’un canlandırdığı Arzu karakterini arayarak enkazda kaldığını söylemesi ve yardım istemesiyle başlayan olaylar konu ediliyor.

Görüntü yönetmenliğini Eric Devin’in yaptığı filmde Erkan Kolçak Köstendil, Muhammet Uzuner, Nilgün Türksever, İlber Uygar Kaboğlu, Osman Alkaş ve Elit Andaç Çam gibi oyuncular rol alıyor.

Alman-Türk yönetmen, senarist ve yapımcı Mehmet Akif Büyükatalay’ın "Histeri" (Hysteria) adlı yapımı da Panaroma’da prömiyerini yaparak seyirci önüne çıkacak. Başrollerini Serkan Kaya, Nicolette Krebitz ve Aziz Çapkurt’un paylaştıkları film, bir film setinde Kuran yakılmasıyla olayların kontrolden çıkmasına yol açan bir gerilim ve gizem hikayesini anlatıyor.

"Yunan" adlı Alman filmi de Berlinale'de gösterilecek ve Sibel Kekilli'nin de rol aldığı önemli bir yapım olarak dikkat çekiyor. Film, Munir adında bir karakterin, uzak bir Yunan adasında yaşamını sorgularken karşılaştığı insanlarla kurduğu ilişkileri ve içsel yolculuğunu anlatıyor.

Fatih Akın‘ın yönettiği "Yaşamın Kıyısında" adlı filmdeki rolüyle büyük çıkış yapan Kekilli, hikayenin derinlikli karakterlerinden birine hayat veriyor. Kariyerinde genellikle dramalar ve psikolojik yapımlarda yer alan Sibel Kekilli, yönetmenliğini Özcan Alper’in yaptığı "Karanlık Gece" gibi Türk yapımlarında da önemli roller üstlendi.

 

Nina Rieke

Almanya'da seçim öncesi başbakan adayları Scholz ve Merz televizyonda karşı karşıya geldi

Almanya Başbakanı Olaf Scholz ve Hristiyan Birlik Partileri’nin (CDU/CSU) başbakan adayı Friedrich Merz, 23 Şubat'taki genel seçimler öncesinde ülkenin en çok izlenen iki kanalı ARD ve ZDF’de düzenlenen ve “televizyon düellosu” adı verilen tartışma programında kozlarını paylaştı.

90 dakikalık canlı yayında göç politikaları, ekonomi, uluslararası ilişkiler ve vatandaşların ekonomik refahı gibi başlıca konular ele alındı.

En hararetli tartışma göç politikaları

Tartışmanın en hararetli bölümü göç politikaları üzerineydi. Scholz, Merz’i Federal Meclis’te aşırı sağcı AfD’nin desteğini alarak göç yasalarını değiştirmeye çalışmakla suçladı ve bu girişimi "cehennemin kapılarını açmak" olarak nitelendirdi.

Merz ise göç politikalarında Scholz hükümetinin başarısız olduğunu savunarak sınır güvenliğinin arttırılması gerektiğini belirtti. CDU lideri, 1993 Anayasa değişikliğine atıfta bulunarak sığınmacıların sınırdan geri çevrilebileceğini iddia etti. Scholz ise bunun Avrupa hukuku ile çeliştiğini ve Merz’in partisinin bile bu öneriye destek vermediğini ifade etti.

Scholz ve Merz, ekonomiden dış politikaya kadar birçok konuda görüşlerini paylaştı.

Ekonomi ve enerji politikaları

Ekonomi başlığı altında, Almanya'daki sanayi yatırımlarının yurt dışına kayması ve ekonomik büyüme sorunları ele alındı.

Merz, Almanya’nın sanayide geriye gittiğini ve hükümetin çözüm üretmekte yetersiz kaldığını söyledi. Scholz ise pandemi ve küresel ekonomik dalgalanmaların etkilerini hatırlatarak, hükümetin ekonomik toparlanma konusunda başarılı olduğunu öne sürdü.

Bu noktada tartışma Almanya’nın enerji politikalarına kaydı. Merz, "Enerji krizinde neden üç işleyen nükleer santrali kapattınız?" diyerek Scholz’u eleştirdi. Scholz ise Almanya’nın uzun vadede yenilenebilir enerjiye odaklanması gerektiğini savundu.

Dış politika konusunda Ukrayna savaşı ve ABD Başkanı Donald Trump’ın yönetime dönüşü ele alındı. Scholz, Avrupa'nın Ukrayna'ya desteğini sürdürmesi gerektiğini vurgularken, Merz yeni ABD yönetiminin planlarını beklemenin daha doğru olacağını ifade etti.

Merz, Trump’ın politikalarının NATO ve Avrupa için belirsizlikler yaratacağını savunarak, Trump’ın Grönland üzerindeki iddialarını hatırlattı, Avrupa’nın birlik içinde hareket etmesi gerektiğini belirtti. Scholz ise NATO işbirliğinin artırılması gerektiğini savundu.

Anketlere göre izleyicilerin yüzde 37'si Scholz’un, yüzde 34’ü ise Merz’in daha iyi performans sergilediğini söyledi.

Tartışma sırasında Almanya’nın savunma harcamaları ve GSYH’nin yüzde 2’sinin savunmaya ayrılmasını öngören NATO hedefi de gündeme geldi.

Merz, savunma harcamalarının arttırılmasını savunurken, Scholz bu artışın nasıl finanse edileceği konusunda belirsizlik bulunduğunu belirtti ve Merz’i "gerçekçi olmayan vaatlerde bulunmakla" suçladı.

Düellonun ilerleyen dakikalarında, Alman halkının ekonomik durumu, enflasyon ve vergiler tartışıldı. Merz, hükümetin vergi yükünü arttırarak vatandaşları zor durumda bıraktığını savundu.

Scholz ise düşük ve orta gelir gruplarına yönelik vergi indirimi yapacaklarını ancak üst gelir gruplarından daha fazla vergi alınacağını belirtti. Merz, Scholz’u vergi artışlarını gizlemekle suçladı.

 

Kim kazandı?

Televizyon düellosu net bir kazanan ortaya koymadı. Anketlere göre izleyicilerin yüzde 37'si Scholz’un, yüzde 34’ü ise Merz’in daha iyi performans sergilediğini söyledi.

Kadın izleyicilerin çoğunluğu Scholz’a destek verirken, erkek izleyicilerin büyük bölümü Merz’i başarılı buldu. Tartışma genel olarak seçmenlerin mevcut görüşlerini büyük ölçüde değiştirmedi ancak her iki lider de seçim öncesi pozisyonlarını netleştirdi.

Scholz: "AB-Türkiye ilişkilerinin iyileşmesini hedefliyoruz"

Bu arada bir Türk gazetesine röportaj veren Almanya Başbakanı Olaf Scholz, Almanya ile Türkiye arasındaki ilişkiler, Almanya’daki Türk kökenli vatandaşların durumu ve çifte vatandaşlık yasasına dair önemli açıklamalarda bulundu.

Almanya ile Türkiye arasındaki ilişkilerin çok iyi bir noktaya geldiğini belirten Scholz, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile sürekli temas halinde olduklarını söyledi.

NATO Zirvesi, BM Genel Kurulu ve G20 toplantıları gibi uluslararası etkinliklerde sık sık Erdoğan'la biraraya geldiklerini belirten Scholz, Türkiye’nin özellikle Ukrayna’daki savaşta arabulucu rol oynadığını ve tahıl koridoru anlaşmasına yaptığı katkının kritik önemde olduğunu vurguladı.

Türkiye'nin 60 yıldır Avrupa Birliği’ne tam üyelik hedefiyle beklediğini ancak şu anda en önemli konunun Türkiye-AB ilişkilerinin iyileştirilmesi olduğunu ifade eden Scholz, ikili sorunların çözülmesi için kişisel olarak çaba sarf ettiğini belirterek, bu süreçte ilerleme sağlamak istediklerini dile getirdi.

 

Nina Rieke

Almanya Cumhurbaşkanı Steinmeier’den Erdoğan’a sürpriz ziyaret

Almanya Cumhurbaşkanı Frank Walter Steinmeier'in Suudi Arabistan ve Ürdün ziyaretlerinden sonra, yarın (5 Şubat Çarşamba) Ankara'ya giderek Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile görüşeceği öğrenildi.

Steinmeier'in yarın öğleden sonra birkaç saatliğine Ankara’ya gerçekleştireceği ziyareti doğrulayan Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Fahrettin Altun, "Ziyaret kapsamında, Türkiye-Almanya ilişkileri tüm boyutlarıyla ele alınacak" dedi.

Altun, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, "Ziyaret kapsamında yapılacak görüşmelerde savunma sanayii alanında yapılacak işbirlikleri başta olmak üzere, Türkiye-Almanya ilişkileri tüm boyutlarıyla ele alınacak. Bu minvalde Almanya'daki Türk toplumunun durumu da gündem başlıkları arasında yer alacak. Görüşmelerde ayrıca, Türkiye-AB ilişkileri ve güncel bölgesel meseleler hakkında fikir teatisinde bulunulması öngörülmektedir. Türkiye ve Almanya arasındaki köklü ve kadim ikili ilişkilerin ziyaret vesilesiyle daha da güçleneceğine inanıyoruz" dedi.

Berlin’deki kaynaklardan elde edilen bilgilere göre, görüşmede Suriye ve İsrail’de yaşanan son gelişmeler de ele alınacak. Cumhurbaşkanlığı sözcüsü tarafından yapılan açıklamada, Steinmeier’in Suriye’deki devrim sonrası bölgedeki gelişmeleri incelemek ve yetkililerle görüş alışverişinde bulunmak için toplam üç günlük bir ziyaret gerçekleştireceği belirtildi.

Ziyaretin ilk durağı Riyad’da Suudi Arabistan Veliaht Prensi Mohammed bin Salman ile görüşen Steinmeier, ardından Ürdün’de Al Asrak Hava Üssü’ndeki 150 Alman askerini ziyaret etti.

 

Ayrıca Ürdün Kralı 2. Abdullah ile de bir görüşme planlandığı duyuruldu.

Diplomatik kaynaklar, Steinmeier’in Ankara ziyaretinin son anda programa alındığını ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’in 6 Şubat depremini anma programı nedeniyle ziyaretin birkaç saatle sınırlı olacağını aktardı.

Steinmeier geçen sene Nisan ayında Türkiye'ye ilk devlet ziyaretini yapmıştı.

Ziyaret gündeminde hangi konuların yer alması bekleniyor?

Bundan tam bir ay önce Alman Dışişleri Bakanı Annalena Baerbock, Suriye’deki gelişmeleri ele almak üzere Ankara’da Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’la biraraya gelmişti. Bakan, görüşmelerinde Suriye’deki istikrarın sağlanması, yeniden inşasının koordinasyonu ve Suriyeli sığınmacılar konularında Almanya’nın Türkiye ile çalışmayı arzuladığını ifade etmişti.

 

Almanya Dışişleri Bakanı Baerbock Ankara’da MİT Başkanı Kalın ve Dışişleri Bakanı Fidan ile görüştü

Almanya’nın seçim sürecine girmesi nedeniyle Alman hükümetinin bu konudaki temasları sekteye uğradı, ancak bir nevi bu süreci sürdürme görevini üstlenen Cumhurbaşkanı Steinmeier’in de Ankara’nın Suriye'deki siyasi istikrarın tesisinde önemine vurgu yapacağı öğrenildi.

Berlin, Beşar Esat rejiminin devrilmesi sonrasında Suriye'de yaşanan gelişmeleri Avrupa'da en yakından izleyen ülkelerin başında geliyor.

Avrupa’da en çok Suriyeli mülteciyi ağırlayan ülke olan Almanya, Rusya ve İran’ın Suriye üzerindeki nüfuzunun sona ermesinden de memnun bir tablo çiziyor.

 

Diplomatik adımlar ve mali destek projeleri ile Suriye’deki dönüşümde aktif bir rol üstlenmeyi amaçlayan Almanya, bölgedeki gelişmelerin Almanya içindeki güvenliğini etkileyebileceğinden yola çıkıyor. Bu bağlamda Suriye’den Almanya’ya düzensiz göçün önlenmesi ve Almanya’da bulunan Suriyeli mültecilerin ülkelerine geri gönderilmesi en önemli gündem maddeleri arasında yer alıyor.

Steinmeier’in Erdoğan’la gerçekleşecek görüşmesinde sığınmacılar konusunun da ele alınmasına kesin gözüyle bakılıyor.

 

Nina Rieke

Almanya’dan iş insanları ve TIR şoförleri için randevusuz vize başvurusu imkanı

Türk vatandaşlarının birçok Avrupa ülkesinden Schengen vizesi alması konusunda sıkıntıların gündeme gelmesinin ardından Almanya’dan önemli hamle geldi.

Almanya'da fuarlara katılacak Türk iş insanlarının vize başvurularındaki şartlar yumuşatıldı. Artık Türk fuar katılımcıları, vize randevusu alma zorunluluğundan muaf tutulacak.

Aynı şekilde, TIR şoförlerinin de vize başvuru sürecinde kolaylık sağlanarak Almanya'ya daha hızlı giriş yapmalarına olanak tanındı.

Almanya'da düzenlenecek fuarlarda ürün tanıtan Türk fuar katılımcıları, Almanya’nın Türkiye’deki yetkili vize kabul merkezine randevu almadan Schengen vizesi başvurusu yapabilecek.

Ayrıca tıbbi tedavi görmek isteyenler ve akrabalarının cenazesi için Almanya'ya gitmek isteyenler de gerekli belgeleri ibraz ederek randevu almadan vize başvurusunda bulunabilecek.

Almanya’nın Ankara Büyükelçiliği’nin resmi internet sitesinde yer alan açıklamada konuyla ilgili şu ifadelere yer verildi:

“Fuarda mal teşhir eden fuar katılımcıları (yalnızca geçerli bir katılımcı kimlik kartı ile), tıbbi tedavi görmek üzere kısa süre içinde Almanya’ya seyahat etmek zorunda olan kişiler (rapor ibraz edilmesi zorunludur), birinci veya ikinci derece akrabasının vefatı nedeniyle Almanya’ya seyahat etmek isteyen kişiler (ölüm belgesinin ibraz edilmesi zorunludur), havaalanı transit vizesine başvurmak durumunda olan kişiler randevu almadan Schengen vizesi için başvuruda bulunabilirler. Ancak durumlarını belge ile ispatlamalılar. Aksi takdirde randevu alınması gerekmektedir.”

 

Vize başvurularında karşılaşılan bürokratik engeller, randevu bulma, uzun bekleme süreleri ve artan ret oranları başlıca sorunlar arasında yer alıyor ve Almanya’ya gitmeyi planlayanları etkiliyor.

Almanya'nın İstanbul ve Ankara’daki konsoloslukları ile yetkilendirilmiş vize merkezleri, yoğunluk nedeniyle randevu bulmada zorluk yaşandığını doğruluyor. Başvuru sayılarındaki artış nedeniyle bazı vatandaşlar vize başvurusu yapabilmek için aylarca beklemek zorunda kalıyor. Özellikle yaz aylarında turistik seyahat planlayanlar için süreç daha da karmaşık bir hâl alıyor.

İş insanlarının, öğrencilerin, sanatçıların ve bilim insanlarının vize randevularını zamanında alamadıkları için uluslararası toplantılara, fuarlara ya da değişik etkinliklere katılma fırsatını kaçırdıkları biliniyor.

Avrupa Birliği Komisyonu’nun 2023 yılı verilerine göre Almanya’nın Türk vatandaşlarına yönelik Schengen vizesi ret oranı yüzde 20’yi geçti. Ülkenin Türkiye'deki diplomatik temsilcilikleri, 2023'te yapılan Schengen vizesi başvurularının ortalama 20,6'sına onay vermedi.

Alman temsilcilikler, 2022'de de başvuruların ortalama yüzde 20,5'ini kabul etmemişti. Bu oran 2015 yılında yüzde 4 civarındaydı.

Uzmanlar ret oranlarının yükselmesini hem artan başvuru sayısına hem de Almanya’nın göç politikalarındaki sıkılaşmaya bağlıyor.

Başvuruların reddedilme gerekçeleri arasında "seyahatin amacı konusunda yeterli kanıt sunulmaması", "finansal yetersizlik" ve "geri dönme niyetinin yeterince güçlü görülmemesi" gibi sebepler öne çıkıyor.

Türk vatandaşlarının vize başvurusunda sunması gereken belgelerin sayısının fazlalığı da eleştirilere yol açıyor. Başvuru sahiplerinden banka hesap dökümleri, maaş bordroları, işveren yazıları, uçak biletleri ve otel rezervasyonlarının yanısıra çok sayıda ek belge talep ediliyor.

Ancak başvurular eksiksiz olsa dahi bazı durumlarda keyfi gerekçelerle reddedildiği öne sürülüyor. Özellikle serbest meslek sahipleri ve genç başvuru sahipleri, vize almada daha fazla zorluk yaşıyor. Vize başvurusunda bulunacak Türk vatandaşlarının aylar öncesinden hazırlık yapması ve başvuru süreçlerini dikkatle takip etmesi gerekiyor.

Almanya'nın Ankara Büyükelçiliği ise süreçlerin şeffaf bir şekilde yürütüldüğünü ve başvuruların objektif kriterlerle değerlendirildiğini belirtiyor.

 

Nina Rieke

Yahudi Soykırımı’nın sembolü Auschwitz kampının kurtuluşunun 80. yıldönümü

Auschwitz toplama kampının kurtarılışının 80. yıldönümünde Holokost sırasında yaşanan insanlık suçları hatırlanıyor.

Polonya'nın güneyinde, Krakow şehrine yaklaşık 60 kilometre uzaklıkta bulunan Auschwitz kampı, Adolf Hitler liderliğindeki Nazi Almanyası’nın işlediği suçların en büyük sembollerinden biri olarak tarih boyunca önemini korudu. Birleşmiş Milletler (BM) 2005 yılında aldığı bir kararla 27 Ocak’ı “Uluslararası Yahudi Soykırımı Kurbanlarını Anma Günü” olarak ilan etti.

Polonya’nın işgal altındaki topraklarında Naziler tarafından 14 Haziran 1940’ta kurulan Auschwitz, toplama kampları arasında en büyüğü ve en fazla ölümün kaydedildiği kamp olarak biliniyor.

Belgelere göre, gaz odaları ve krematoryumlarıyla soykırımın merkezi olan Auschwitz’de hayatını kaybeden yaklaşık 1 milyon 100 bin kişinin büyük bir kısmının Yahudi kökenli olduğu, ayrıca eşcinseller, Romanlar, siyasi mahkûmlar ve zihinsel engelli bireylerin de bu sistematik yok edişin kurbanları arasında yer aldığı biliniyor. Nazilerin 1933-1945 yılları arasında toplam 6 milyon Yahudi’yi öldürdüğü tahmin ediliyor.

Nazi Almanyası'ndaki Auschwitz toplama kampının kurtarılışının 80. yıldönümünde, kamptaki ölüm duvarının önünde tören düzenleniyor- 27 Ocak 2025.

Sovyet Kızıl Ordusu, 27 Ocak 1945’te Auschwitz kampına ulaşarak hayatta kalan 7 binden fazla mahkûmu kurtardı. Kurtarılanlar açlık, hastalık ve fiziksel işkenceler nedeniyle yaşam mücadelesi veriyordu.

Kampın kurtuluşu, dünya kamuoyuna Nazilerin sistematik imha politikalarının boyutlarını gösterdi. Holokost’un canlı tanıkları, verdikleri ifadelerle bu insanlık suçunun belgelenmesinde ve tarihe kaydedilmesinde önemli rol oynadı.

Bu olayın 80. yıldönümünde Polonya Cumhurbaşkanı Andrzej Duda, Almanya Cumhurbaşkanı Frank-Walter Steinmeier, Başbakan Olaf Scholz, Dışişleri Bakanı Annalena Baerbock ve Eğitim Bakanı Cem Özdemir gibi üst düzey liderler Auschwitz’de düzenlenen anma törenlerine katılıyor.

Törende ayrıca hayatta kalan az sayıdaki Auschwitz tanığı ve aileleri de bulunuyor. Beş yıl önceki 75. yıldönümü törenlerine hayatta kalan 200’den fazla kişi katılmışken, bu yıl sayının 40-50 civarında olduğu açıklandı. Kurtulanların ileri yaşı, Holokost tanıklığının artık giderek tarihin yazılı kaynaklarına ve kolektif hafızaya devredilmek zorunda olduğunu hatırlatıyor.

Holokost’a rağmen Almanya’da antisemitizm yeniden yükseliyor

Almanya'nın Auschwitz ile daimi hesaplaşması, uluslararası topluma karşı sorumluluk duygusunu ve tarihsel mirasını sahiplenme çabasını yansıtıyor. Almanya’da antisemitizmle mücadele ve geçmişle yüzleşme, Auschwitz anmalarında sıkça vurgulanan konular arasında yer alıyor. Holokost eğitimi, anıt projeleri ve Auschwitz gibi yerlerin korunması, Almanya’nın hafıza kültürünün önemli bir parçası olarak ön planda bulunuyor.

Ancak antisemitizm (Yahudi karşıtlığı) Almanya’da hala kaygı verici boyutlarda. Ekim 2024'te Almanya Yahudileri Merkez Konseyi tarafından yapılan bir ankete göre, Yahudi cemaatlerinin yüzde 42'si antisemitik olaylar yaşadıklarını bildirdi. Bu olaylar arasında duvar yazıları, tehdit telefonları ve hakaretler bulunurken, katılımcıların yüzde 82'si Almanya'da Yahudi olarak yaşamanın daha güvensiz hale geldiğini belirtti.

Polonya’nın işgal altındaki topraklarında Naziler tarafından 14 Haziran 1940’ta kurulan Auschwitz, toplama kampları arasında en büyüğü ve en fazla ölümün kaydedildiği kamp olarak biliniyor.

Friedrich Ebert Vakfı tarafından yapılan bir araştırma da antisemitizmle ilgili endişe verici bulgular ortaya çıkardı. Araştırmayı oluşturan ankete katılanların yüzde 5,7’si açık bir şekilde antisemitik ifadeleri desteklediğini belirtti. Katılımcıların yüzde 12’si “Bugün bile Yahudilerin etkisi çok büyük” ifadesine katıldığını, yüzde 22’si yani toplumun neredeyse dörtte biri Yahudilerin “istediğini elde etmek için diğer insanlardan daha fazla kötü yöntemlere başvurduğunu” dile getirdi.

27 Ocak anma günü nedeniyle bir açıklama yapan Federal hükümetin Antisemitizm Sorumlusu Felix Klein, antisemitik saldırıların sayısında artış olduğunu ve Almanya’daki Yahudi yaşamının 2. Dünya Savaşı’ndan bu yana en büyük tehdit altında bulunduğunu söyledi. Klein, “Antisemitizm sadece Yahudilere yönelik bir saldırı değil, aynı zamanda demokrasiyi hedef alan bir tehdittir” dedi.

Papa Franciscus da Pazar günü Vatikan’daki Aziz Petrus Meydanı’nda yaptığı konuşmada, antisemitizme ve her türlü ayrımcılığa karşı küresel mücadele çağrısında bulundu. Papa, “Milyonlarca Yahudi ve diğer inançlardan insanların yok edilmesinin dehşeti asla unutulmamalı ya da inkâr edilmemelidir” diyerek genç nesillerin açık bir kalp ve evrensel bir kardeşlik anlayışıyla yetiştirilmesinin önemine vurgu yaptı.

Almanya Yahudileri Merkez Konseyi Başkanı Josef Schuster ise Auschwitz kampına yapılan ziyaretlerin artırılmasına yönelik daha fazla siyasi ve toplumsal girişime ihtiyaç duyulduğunu belirtti. Schuster, “Auschwitz’i bir kez gören bir kişi, Holokost’un başka bir olayla kıyaslanamayacağını anlar” ifadelerini kullandı.

Eğitim Bakanı Cem Özdemir ise Holokost hakkında bilgi eksikliklerinden şikâyet etti. "Bu medeniyet felaketinin üzerinden 80 yıl geçtikten sonra özellikle genç nesil arasında ciddi bilgi eksiklikleri olduğuna dair yapılan anketler beni endişelendiriyor" diyen Özdemir, anketlere göre 18 ile 29 yaşları arasındaki her 10 Alman'dan birinin "Holokost" terimini hiç duymamış olmasının ve yüzde 40'ının Holokost sırasında altı milyon Yahudi'nin öldüğünü bilmemesinin kabul edilemez olduğunu söyledi. Bakan Özdemir, "Hitler Almanyası’nın işlediği suçların unutulmasına asla izin veremeyiz" dedi.

 

Nina Rieke

Trump’ın ikinci döneminde ABD-Almanya ilişkileri nasıl şekillenecek?

 

İsviçre’nin Davos kasabasında düzenlenen 55. Dünya Ekonomik Forumu’na (WEF) katılan Almanya Başbakanı Olaf Scholz, Trump yönetiminde ülkesi ile ABD ilişkilerinin potansiyeli konusunda iyimser olduğunu söyledi.

Donald Trump’ın yeniden başkanlık koltuğuna oturmasıyla ABD ile Almanya arasındaki ilişkilerin geleceği merak konusu. Trump’ın yönetimindeki yeni dönemde transatlantik ittifakın nasıl şekilleneceği, Almanya ile ticaret, savunma ve enerji politikaları gibi kritik alanlarda yaşanacak gelişmelere bağlı olacak.

Davos’taki 55. Dünya Ekonomik Forumu’na (WEF) katılan Almanya Başbakanı Olaf Scholz, “ABD bizim Avrupa dışındaki en yakın müttefikimiz ve bunun böyle kalmasını sağlamak için elimden gelen her şeyi yapacağım” açıklamasını yaptı.

Göreve başlamadan önce Almanya’nın savunma harcamalarını gayri safi yurtiçi hasılanın (GSYH) yüzde 5’ine çıkarmasını talep eden Trump, ayrıca Avrupa’dan ithal edilen tüm ürünlere yüzde 20’ye varan gümrük vergileri uygulanmasını planladığını duyurdu.

Bu durum, ihracat odaklı Alman ekonomisi için ciddi bir tehdit oluşturuyor. Alman Makroekonomi ve Konjonktür Araştırma Enstitüsü (IMK), yalnızca bu gümrük vergilerinin Almanya’da 300 bin işi tehlikeye atabileceğini ve Alman şirketlerini ciddi şekilde etkileyebileceğini hesapladı.

Almanya birçok alanda ABD’ye bağımlı

ABD ile ilişkiler, Almanya’nın küresel ekonomideki stratejik pozisyonu için kritik öneme sahip. Bu önem ticaret, teknoloji, savunma ve enerji gibi sektörlerdeki bağımlılık ve işbirliğinden kaynaklanıyor.

 

Almanya'nın ABD’ye ihracatı, ülkenin ekonomik büyümesine ve istihdamına doğrudan katkı sağlıyor. Nitekim 2023 yılında Alman şirketleri en fazla mal ve hizmet ihracatını ABD’ye gerçekleştirdi. İhracat hacmi 158 milyar Euro olarak tespit edildi. Aynı dönemde Almanya'nın ABD'den ithalatı 84,5 milyar Euro olarak gerçekleşti ve toplam ithalatının yüzde 6,94'üne denk geldi.

Bu veriler, Almanya'nın ABD ile olan ticaretinde 65,4 milyar Euroluk rekor bir dış ticaret fazlası vermesine neden oldu. İhraç edilen ürünlerin büyük bir kısmını ulaşım araçları (yüzde 12,6), makinalar (yüzde 13) ve ilaçlar (yüzde 23,2) oluşturuyor. ABD’nin Almanya’ya yaptığı ihracatta ise teknoloji, enerji ürünleri ve tarımsal mallar önemli bir paya sahip.

Almanya’nın ikinci sıradaki ticaret ortağı ABD

ABD, Çin’den sonra Almanya'nın ikinci büyük ticaret ortağı konumunda ve ülkenin toplam ihracatında yaklaşık yüzde 9’luk bir paya sahip. Sadece bu oran bile Almanya’nın ekonomisinde ABD pazarının önemini gösteriyor.

Almanya’nın ABD’ye ihracatındaki en büyük kalem otomotiv. BMW, Mercedes-Benz ve Volkswagen gibi Alman otomotiv devleri, hem ABD’ye araç ihraç ediyor hem de doğrudan ABD’de üretim yapıyor. Bu markaların ABD’deki yatırımları, ticari riskleri azaltmak ve büyüyen elektrikli araç pazarına uyum sağlamak açısından da stratejik öneme sahip.

 

2022 yılında Ukrayna’daki savaşın başlaması ile Almanya, petrol ve doğal gaz ithalatında en büyük ticaret ortağı olan Rusya’ya alternatif olarak ABD’ye yönelmek zorunda kaldı. 2023 yılında Almanya’nın petrol ithalatının yüzde 19’u Amerika’dan geldi. Bunun yanı sıra Almanya ABD’den sıvılaştırılmış doğal gaz ithalatını da artırdı.

İlişkilerde en önemli başlıklar NATO ve savunma Berlin’deki analistler, ABD-Almanya ilişkilerinin gelecekteki en önemli başlıklarından birinin NATO ve savunma politikaları olacağını belirtiyor. Donald Trump, ilk başkanlık döneminde sıklıkla Berlin‘i daha fazla savunma harcaması yapmaya zorlayarak, ABD’nin ülkeye verdiği askeri desteği sorgulamıştı.

Almanya’nın ABD’ye savunma sektöründe bağımlılığı hem askeri teknolojilerdeki tedarik zinciri hem de NATO kapsamındaki güvenlik işbirliği nedeniyle bu açıdan oldukça önemli. Örneğin, Amerikan firması Lockheed Martin’den satın alınan F-35 savaş uçakları ve C-130J Hercules nakliye uçakları bu bağımlılığın göstergelerinden. Almanya’nın balistik füze ve hava tehditlerine karşı en önemli savunma araçlarından biri olan Patriot füze savunma sistemleri de ABD yapımı.

Teknolojide ABD’ye bağımlılık yüksek

Almanya’nın havacılık ve uzay sektörü de ABD’ye bağımlı. Ülkenin en büyük havayolu şirketi Lufthansa, filosunun yüzde 10’unu oluşturan 70 uçağı Boeing’den temin etti. Bu uçakların motorları ve diğer elektronik bileşenleri de büyük ölçüde ABD’den ithal ediliyor. Airbus’ın kullandığı motorların yüzde 55’i ABD merkezli General Electric tarafından üretiliyor.

Almanya’nın dijital sektörü de ABD’ye yüksek oranda bağımlı. Bitkom adlı sektör derneğinin yaptığı bir ankete göre, Alman şirketlerinin yüzde 81’i dizüstü bilgisayarlar, yazılımlar, yapay zeka, uygulamalar ve IT danışmanlığı gibi ürün ve hizmetlerde ABD’ye bağımlı olduklarını ifade ediyor. Ankete katılan şirketlerin yalnızca yüzde 7’si gelecek beş yıl içinde bu bağımlılığı azaltmayı başarabileceğine inanıyor.

 

Nina Rieke

Rusya’dan Almanya seçimlerinde göçmen karşıtı AfD partisine destek

Dünyanın dikkati Washington'da Donald Trump’ın yeni başkanlık döneminin başlamasına yoğunlaşmışken, Almanya'da yaklaşan seçimlere Rusya’nın müdahale etmeye çalıştığı yönündeki uyarılar çoğalıyor.

Konuyla ilgili haber ve bilgilere göre, Rus istihbaratı, sosyal medya üzerinden Almanya’da iç siyasetin istikrarsızlaştırılmasını hedeflerken, özellikle de göçmen karşıtı Almanya için Alternatif Partisinin (AfD) güçlenmesini amaçlıyor.

Almanya’nın iç istihbarat kurumu Anayasayı Koruma Teşkilatı’nın, 23 Şubat’ta yapılacak Federal Meclis seçimleri öncesinde Rusya kaynaklı dezenformasyon ve siber saldırı tehlikesine dikkat çekmesinin ardından, Alman düşünce kuruluşu CeMAS da, Rusya kaynaklı bir dezenformasyon kampanyasının göçmen karşıtı AfD partisini desteklemeye çalıştığını iddia etti.

 

Almanya’da AfD’den tepki çeken kampanya: Göçmen kökenlilere “dönüş bileti” tartışmaya yol açtı

İç istihbarat kurumu Anayasayı Koruma Teşkilatı’nın geçen Kasım ayının sonunda yaptığı uyarıdan sonra, şimdi de Alman düşünce kuruluşu Berlin İzleme, Analiz ve Strateji Merkezi (CeMAS) yayınladığı bir raporda Rusya’nın 23 Şubat seçimleri öncesinde AfD partisini desteklemeye çalıştığını ortaya koydu.

Raporda kampanyanın, ana akım Alman partilerini zayıflatmayı ve ülke ekonomisine dair endişeleri körüklemeyi hedeflediği belirtildi.

Raporda ayrıca, Rus istihbaratının 2022 yılında Rusya'nın Ukrayna’yı işgalinin ardından Berlin’in Kiev’e desteğini baltalamak amacıyla başlattığı ve "görsel ikiz oluşturma" adı verilen gizli dezenformasyon kampanyasıyla, sahte Batılı haber sitelerinden yanlış bilgiler ve manipülatif içerikler yaydığı öne sürüldü.

 

Almanya’da erken seçime geri sayım: SPD Scholz’a destek verirken, AfD başbakan adayı olarak Weidel’i seçti

CeMAS, son haftalarda sosyal medya platformu X’te Almanca olarak yayımlanan yüzlerce paylaşımın incelendiğini, bu paylaşımların dezenformasyon kalıplarını taşıdığının veya AfD yanlısı söylemleri destekleyen makaleleri yaydığının tespit edildiğini açıkladı.

Belirlemelere göre sahte hesaplardan yayılan bu paylaşımlar, şimdiye kadar 2,8 milyondan fazla görüntülendi.

Anayasayı Koruma Teşkilatı’nın ilgili raporunda, Moskova yönetiminin Almanya’daki seçimleri kendi çıkarına etkilemek için bir “dezenformasyon savaşı” yürüttüğü ve bu kapsamda Rusya yanlısı söylemleri yaymaya çalıştığı ifade edilmişti.

Analizde, bu girişimlerin Alman toplumunda belirsizlik ve bölünme yaratmayı, ayrıca Ukrayna’ya verilen desteği azaltmayı hedeflediği kaydedildi.

Moskova'nın başka ülkelerde demokratik seçimlerin meşruiyetini zayıflatmaya çalıştığı sıklıkla öne sürülüyor. Federal Soruşturma Bürosu (FBI) ve Amerikan Siber Güvenlik ve Altyapı Güvenlik Ajansı (CISA), ABD seçimleri öncesinde Rusya’nın etki operasyonları yürüttüğünü öne sürmüş, bunların ABD seçimlerine ilişkin kamuoyu güvenini sarsmak ve Amerikalılar arasında bölünmeler yaratmak amacıyla yürütüldüğünü duyurmuştu.

Bununla birlikte Rusya’nın Almanya, Fransa, Polonya, Belçika, Hollanda ve Macaristan'daki aşırı sağcı partilere para aktardığı da iddia ediliyor. Geçen yıl, Çek istihbaratı Rusya tarafından finanse edilen bir etki ağını ortaya çıkarmış ve Almanya için Alternatif (AfD) partisi milletvekili Peter Bystron'a bu ağ aracılığıyla para aktarıldığını belgelemişti.

 

Almanya’da aşırı sağ kaynaklı suçlar en yüksek seviyeye çıktı

Bu arada, Rusya'nın seçim sürecinde AfD’ye verdiği açık destek dikkat çekiyor. Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, düzenlediği bir basın toplantısında AfD ve Sahra Wagenknecht tarafından kurulan yeni ittifak sol-milliyetçi Bündnis Sahra Wagenknecht’i (BSW) Almanya’nın çıkarlarını savunan partiler olarak övdü.

Lavrov, bu partilerin AB politikalarına yönelik eleştirilerini ve “Brüksel bürokrasisinin” yetkilerini azaltma çağrılarını desteklediğini belirtti. Açıklamada, özellikle AfD'nin Rusya’dan gaz ithalatının yeniden başlatılması konusundaki duruşunun Rus hükümeti tarafından olumlu karşılandığı ifade edildi.

Rusya Cumhurbaşkanı Vladimir Putin de geçmişte AfD hakkında olumlu ifadeler kullanmış, partiyi "neonazi unsurlarla ilişkilendirilemeyecek bir siyasi oluşum" olarak tanımlamıştı.

 

Nina Rieke

Almanya 2024 yılında da resesyondan çıkamadı

Almanya ekonomisi, resesyondan çıkamıyor; gayrisafi yurtiçi hasıla 2024’te bir önceki yıla göre binde 2 oranında azaldı.

Federal İstatistik Kurumu’nun açıkladığı verilere göre, 2023 yılında ekonomi binde 3 oranında daralmıştı. 2024’teki veriyle Almanya, 2000’li yılların başından bu yana ilk kez arka arkaya iki yıl boyunca ekonomik büyüme kaydedememiş oldu.

Almanya’nın ekonomik performansı, 2019 yılından bu yana neredeyse hiç ilerleme kaydetmedi. Uzmanlar, Alman ekonomisinin yıllardır yerinde saydığına dikkat çekerek, ekonomik durgunluğun tarihsel boyutlara ulaştığını belirtiyor. Özellikle sanayi ve inşaat sektörlerindeki zayıflama, büyüme üzerinde baskı oluşturuyor.

Verilere göre 2024 yılında sanayi sektörü yüzde 3 oranında daraldı. Makine üretimi ve otomotiv gibi anahtar sektörlerde üretim belirgin şekilde azaldı.

Kimya ve metal gibi enerji yoğun sektörler, enerji fiyatlarındaki artışın etkisiyle düşük üretim seviyesinde kaldı. İnşaat sektörü ise yüzde 3,8 oranında küçüldü.

Yüksek inşaat maliyetleri ve faiz oranları, özellikle konut inşaatlarını olumsuz etkiledi.

 

Almanya'da resesyon çanları çalıyor

Hizmet sektörü ise geçen yıl binde 8 büyüme kaydetti. Özellikle bilgi ve iletişim sektörü yüzde 2,5 oranında büyüyerek ekonomik performansa katkı sağladı.

Kamu yönetimi, eğitim ve sağlık gibi alanlarda da büyüme görüldü. Ancak özel tüketim harcamaları, tüketici güvenindeki zayıflama nedeniyle sınırlı bir artış gösterdi.

Alman ekonomisi için hayati önemi olan ihracat da geriledi. Özellikle Çin pazarındaki düşük talep, ihracatçıları olumsuz etkiledi.

Bu durumdan en çok sanayi sektörü zarar görürken, sektörde gayrisafi yurtiçi hasıla (GSYİH) yüzde 3 oranında daraldı. Buna karşın ithalat binde 2 oranında arttı.

Verilere göre federal hükümet, eyaletler, belediyeler ve sosyal güvenlik kurumlarının toplam bütçe açığı 113 milyar Euro olarak kaydedildi. Bu rakam, bir önceki yılın 107,5 milyar Euro’luk açığını aştı.

Tüm bu olumsuz tabloya rağmen Almanya’da istihdam rekor seviyeye ulaştı. Çalışan sayısı 2024 yılında 46,1 milyona çıkarak önceki yıla göre 72 bin kişilik bir artış gösterdi.

İstihdam artışı ağırlıklı olarak kamu hizmetleri, eğitim ve sağlık sektöründe gerçekleşti.

Uzmanlar 2025 için de umutlu değiller

Yeni yıl için ekonomik beklentiler karamsar bir tablo çiziyor. Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD), Avrupa'nın en büyük ekonomisi olan Almanya'nın 2025 yılında diğer sanayileşmiş ülkelerden daha yavaş bir büyüme kaydedeceğini öngörüyor.

Analistler, yüksek enerji maliyetleri, bürokrasi, altyapı eksiklikleri ve nitelikli işgücü sıkıntısı gibi yapısal sorunların çözülmemesi halinde ekonomik durgunluğun devam edeceği konusunda uyarıyor.

Almanya’nın uluslararası rekabet gücünü yeniden kazanabilmesi için kapsamlı ekonomik reformlara ihtiyaç duyulduğu belirtiliyor.

23 Şubat'ta yapılacak olan genel seçimlerle birlikte, yeni hükümetin reformlar yaparak Almanya'nın ekonomik zayıflıklarını ele alacağına dair umutlar bulunsa da, Rusya'nın Ukrayna'ya karşı sürdürdüğü savaşın yanısıra, Donald Trump'ın ABD'deki başkanlığı, belirsizlikleri arttıran faktörler olarak görülüyor.

Trump, Almanya’nın ticaret fazlasını eleştirerek, Alman otomobillerine ek gümrük vergileri uygulama ve Avrupa Birliği’nden ithalatı sınırlandırma tehdidinde bulundu.

Analistler, bu korumacı politikaların ihracata dayalı Alman ekonomisi için olumsuz sonuçlar doğurabileceği uyarısında bulunuyor.

Bu gelişmeler ışığında, Almanya Merkez Bankası 2025 yılı için büyüme tahminini binde 2’ye düşürürken, Alman hükümetine danışmanlık yapan Ekonomi Bilirkişi Kurulu binde 4’lük bir büyüme öngörüyor.

 

Nina Rieke

Almanya’da “Döner Partisi” kuruldu

Almanya, 23 Şubat'ta yapılacak erken seçimlere odaklanmış durumda. Federal Meclis seçimlerine katılmak için başvuru yapan partiler arasında "Döner Partisi" de yer alıyor.

Almanya’da 56 parti ve siyasi oluşum, genel seçimlere katılmak için başvuru yaptı. Bu partilerden biri de bundan kısa bir süre önce kurulan, “Döner Partisi."

Almanya Seçim Kurulu’ndan yapılan açıklamada, "Son başvuru tarihi olan 7 Ocak'a kadar 56 parti ve siyasi dernek, 23 Şubat tarihinde yapılacak olan 2025 Federal Meclis seçimlerine katılmak için resmi başvuruda bulundu. Katılım için gerekli koşulların yerine getirilip getirilmediğine 14 Ocak’ta karar verilecek" denildi.

Almanya Federal Meclis seçimlerine katılmak için başvuru yapan partiler arasında "Döner Partisi" de yer alıyor.

Almanya siyaset sahnesine yeni katılan ve Bavyera eyaletindeki Aichach kasabasında kurulan “Döner Partisi”nin gerçek ismi “Temel kaynakların ekonomik olarak yeniden düzenlenmesi için Alman Partisi”.

"Ekmek arası döner 3,5 Euro olsun"

Ancak partinin kurucusu olan üç Alman vatandaşı dönerin Almanya’da ekonomik krizin simgelerinden bir haline dönüştüğünü, ayrıca çok sevilmesinden yola çıkarak parti adını “Döner Partisi” olarak kısaltmayı tercih ettiklerini duyurdu.

Partinin seçim için ilan ettiği hedefleri arasında, "geleceğe yönelik güvenli altyapı, insan ve doğa için sağlık, kazançlı işler ve girişimcilik cesareti, modern ve insancıl bir devlet" gibi siyasi taleplerin yanısıra, ekmek arası dönerin en fazla 3,5 Euro'ya satılması talebi de bulunuyor.

Partinin sloganı ise, "Almanya’nın en lezzetli partisi" olarak seçildi. "Döner Partisi"nin kendisine Avusturya’da kurulan "Bira Partisi"ni örnek aldığı öğrenildi. Avusturya’daki sağlık sisteminin iyileştirilmesi ve ülke çapında bira çeşmelerinin kurulması gibi konular üzerinden kampanya yürüten parti, 2022'deki cumhurbaşkanlığı seçimlerinde yüzde 8,3 oy alarak üçüncü olmuştu.

 

Almanya erken seçim öncesi AfD’ye destek veren Elon Musk’ı tartışıyor

Döner fiyatları Almanya’nın gündeminden düşmüyor

Almanya’daki döner fiyatları son yıllarda ülkedeki enflasyon ve gıda fiyatlarındaki artış tartışmalarının bir parçası ve halk içinde de hayat pahalılığının sembolü haline geldi.

Son 5 yıl içinde fiyatı yaklaşık yüzde 100 oranında artan döner, gelen yıl Şubat ayında Yeşiller Partisi milletvekili Hanna Steinmüller tarafından, Federal Meclis'te gündeme getirildi; milletvekili, hükümetin fiyatlara üst sınır koymasını talep etti.

Ardından Başbakan Olaf Scholz, "Son zamanlarda özellikle gençlerden döner fiyatına bir üst sınır getirilmesi yönünde talepler geliyor. Ancak serbest pazar ekonomisinde yaşıyoruz ve fiyatlar, arz talebe göre belirleniyor. Aynı zamanda döner üreticilerinin üstesinden gelmeleri gereken bir maliyet fiyatları var. Yani dönerin fiyatı için bir üst tavan sınırlaması getirilmeyecek" şeklinde bir açıklama yaptı.

Muhalefetteki Sol Parti ise geçen Haziran ayındaki Avrupa Parlamentosu seçimleri öncesinde, devletin döneri sübvanse etmesini, ayrıca herkese haftada bir kez bedava döner vermesini istedi. Sol Parti, bununla da kalmayarak, devletin herkese haftada bir kez bedava döner vermesini, ayrıca öğrencilere de 2,5 Euro’ya indirimli döner verilmesini istedi.

Öte yandan geçen yaz aylarında İstanbul merkezli Uluslararası Döner Federasyonu’nun döneri Avrupa Birliği’ne (AB) "geleneksel Türk ürün adı" olarak tescil ettirme talebi, Almanya’da büyük bir tartışma başlatmıştı.

Almanya’daki üreticiler, AB’ye 10 ayrı itiraz dilekçesi sundu. Başvuruda, dönerin yalnızca 55 santimetre uzunluğunda bir bıçakla kesilmesi, eti kullanılacak hayvanın yaşıyla ilgili sınırlamalar ve baharat içeriği gibi sıkı kurallar yer aldı.

Almanya Cumhurbaşkanı Frank-Walter Steinmeier, 22 Nisan 2024’de Türkiye ziyaretinde yaptığı açıklamada dönerin, Berlin'deki Türk işçiler tarafından geliştirilerek Almanya'nın ulusal yemeği haline geldiğini belirtmişti.

Çeşitli istatistikler, Almanya’da halkın yüzde 34’ünün haftada en az bir kez döner yediğini gösteriyor. Almanya’da dönerin başkenti olarak bilinen Berlin’de ekmek arası dönerin ortalama fiyatı 7, Hamburg’ta ve Münih’te ise 9 Euro’ya ulaşmış bulunuyor.

Dönerciler fiyat artışlarına sebep olarak kira, enerji ve gıdadaki fiyat artışlarını gösteriyor. Bugün sadece Berlin'de yaklaşık bin 600 olmak üzere Almanya genelinde 16 binden fazla büfe ve fast-food dükkanında döner satılıyor; günlük 400 ton döner tüketiliyor ve yıllık 2,4 milyar Euro ciroya ulaşan bir pazar oluşturuyor.

Nina Rieke

Almanya Başbakanı Scholz, Trump’ın Grönland ve NATO üyelerinin savunma bütçesi açıklamalarını eleştirdi

Almanya Başbakanı Olaf Scholz, ABD başkanı seçilen Donald Trump‘ın, Danimarka'nın Grönland'dan 'vazgeçmesi gerektiği' açıklamasına sert tepki gösterdi.

Başbakan Olaf Scholz, uluslararası sınırların dokunulmazlığı olduğunu belirterek, "Sınırlar şiddetle değiştirilemez. Bu ilke ister doğuda ister batıda olsun tüm ülkeler için geçerlidir ve barış düzenimizin temelidir. Her devlet buna uymalıdır" dedi.

Bu ilkenin Rusya Cumhurbaşkanı Vladimir Putin'in Ukrayna'ya saldırısıyla bozulduğunu hatırlatan ve Trump’ın açıklamalarıyla Ukrayna savaşı arasında paralellik kuran Scholz, bu konuda Almanya’nın Avrupa'daki partnerleriyle fikir alışverişinde bulunduğunu söyledi. Scholz bu görüşmelerde, ABD'den gelen son açıklamalara karşı bir anlam kargaşasının ortaya çıktığını söyledi. Sınırların dokunulmazlığının, "Batılı değerler denilen şeyin temel unsurlarından biri" olduğunu vurgulayan Scholz, "Buna asla dokunulamaz" dedi.

Trump ne demişti?

Başkan seçilen Donald Trump, 2019 yılının Ağustos ayında Grönland'ı Danimarka'dan satın alma önerisi getirmiş, ancak bu öneri, Danimarka ve Grönland yerel hükümetleri tarafından kısa süre içinde reddedilmişti.

Göreve 20 Ocak'ta başlayacak olan Trump, geçen ay Grönland'ın kontrolünün ABD için “mutlak bir gereklilik” olduğunu söylemişti.

Trump, bu hafta da Truth Social sosyal medya platformundan paylaştığı mesajda "Grönland’i Yeniden Yüceltelim" demiş, "Grönland harika bir yer ve ülkemizin bir parçası olursa halk bundan müthiş faydalanacak" ifadelerini kullanmıştı.

Donald Trump’ın oğlu Trump Jr., da dün Grönland’ı ziyaret etmiş, havaalanında basın mensuplarının soruları üzerine adaya "turist olarak geldiğini" söylemişti.

İLGILI HABERLER

Trump Jr, babası Donald Trump’ın satın almayı istediği Grönland’ı ziyaret ediyor

Danimarka'ya bağlı özerk bir bölge olan Grönland, coğrafi olarak Kuzey Amerika kıtasının bir parçası ve başkenti Nuuk, New York'a Danimarka'nın başkenti Kopenhag'dan daha yakın.

Alman siyasetçiler Trump’ın savunma bütçesi önerisine tepkili

Almanya Başbakanı, Trump'ın NATO ülkelerinin savunma bütçelerinin Gayri Safi Yurtiçi Hasıla'nın (GSYİH) yüzde 5'ine çıkarılması talebine de karşı çıktı.

Rusya-Ukrayna savaşı ile birlikte Almanya’nın ordusunu güçlendirmek için 100 milyar Euro’luk bir özel fon oluşturduğunu anımsatan Scholz, "Savunma bütçesini yüzde 2’ye çıkardık ve son 7 yılda 2 katından fazla arttırdık. NATO içinde bunun için düzenlenmiş bir prosedür bulunmaktadır. Ayrıntılı bir tehdit analizine dayalı olarak, gerekli askeri yetenekler çok hassas bir şekilde belirlenir ve ardından tüm ittifak ortaklarıyla görüşülür. Önemli olan, bu konuda birarada durmak ve birlikte hareket etmektir" diye konuştu.

Donald Trump’ın önerisine Meclis‘teki partilerin temsilcilerinden de tepki geldi.

Hristiyan Demokrat Parti‘nin (CDU) lideri ve başbakan adayı Friedrich Merz, "Bütçede yüzde 2 hedefine ulaşabilmek için 2027'den itibaren yılda en az 30 milyar Euro daha fazla harcama yapmamız gerekiyor. Yüzde 3, yüzde 5 çok uzak hedefler. Öncelikle birlikte belirlediğimiz hedefi, yani en az yüzde 2'yi başarmayı öneriyorum" dedi.

Sosyal Demokrat Parti (SPD) Eş Başkanı Lars Klingbeil, "Kendi yolumuzu başkalarının dikte etmesine izin vermeyiz, bütçemizi kendimiz belirleyeceğiz" dedi.

Almanya'nın Scholz yönetimi altında, ülke savunması ve ittifak savunmasının yeniden öncelik haline getirildiğini ve güvenlik alanındaki yatırımların büyük ölçüde arttırıldığını söyleyen Klingbeil, "Almanya, Avrupa'da daha fazla sorumluluk üstlenmekte ve liderlik rolünü kabul etmektedir" görüşünü dile getirdi.

Milliyetçi-sol BSW Partisi’nin lideri Sarah Wagenknecht, daha yüksek savunma harcamaları yerine tasarruf çağrısı yaptı.

"Silahlanma harcamalarını arttırma hedefi hastalıklı bir yaklaşım" ifadesini kullanan Wagenknecht, Almanya’nın Ukrayna politikasında yaşanacak dönüşümle milyarlarca Euro tasarruf edebileceğini öne sürdü.

Harris’den Almanya’ya veda ziyareti

Öte yandan ABD Başkan Yardımcısı Kamala Harris‘in, görev süresinin son günlerinde, Almanya'nın Eifel bölgesindeki Spangdahlem Hava Üssü'nü ziyaret edeceği açıklandı.

Harris‘in önce Singapur ve Bahreyn'deki ABD askeri üslerini ziyaret edeceği, ardından 17 Ocak'ta planlanan Almanya ziyareti sırasında ABD askerleriyle de görüşeceği Beyaz Saray tarafından doğrulandı.

Beyaz Saray’dan yapılan açıklamada, Harris‘in, Almanya ziyaretinde "Biden-Harris hükümetinin son dört yılda elde ettiği başarıları" vurgulayacağı ve "ABD Silahlı Kuvvetleri‘nin bölgesel ve küresel güvenliğe katkılarının" altını çizeceği duyuruldu.

Spangdahlem'de yaklaşık 20 uçaktan oluşan bir F-16 savaş uçağı filosu konuşlanmış durumda. Bu filo, ABD Hava Kuvvetleri ve NATO'nun dünya çapındaki operasyonlarına destek veriyor ve üssün kalbini oluşturuyor; 52. Avcı Filosu'na ait yaklaşık 10 bin Amerikalı, aileleriyle birlikte burada görev yapıyor.

Donald Trump, ABD Başkanı olarak ilk döneminde Almanya'daki Amerikan askerlerinin bir bölümünün geri çekilmesi planlarıyla dikkat çekmişti. Bu bağlamda Spangdahlem’in tümüyle kapatılması, F-16 filosunun İtalya'ya taşınması planları gündeme gelmişti. Joe Biden, başkan olduktan sonra, bu planları askıya aldığını açıklamıştı.

 

Nina Rieke

Almanya'dan sınırdışı edilenler arasında Türk vatandaşları ilk sırada

 

Almanya, 2024 yılında bir önceki yıla kıyasla daha fazla kişiyi sınırdışı etti. İçişleri Bakanlığı tarafından yapılan açıklamaya göre, 2024 yılının Ocak-Kasım döneminde toplam 18 bin 384 kişi sınırdışı edildi. Bu, 2023 yılının aynı dönemine göre yaklaşık yüzde 21'lik bir artışı gösteriyor. 2023 yılının aynı döneminde bu sayı 15 bin 155'ti. Aynı yıl toplamda 16 bin 430 sınırdışı işlemi gerçekleştirilmişti.

Almanya'dan 2024'te geri gönderilenler arasında Türk vatandaşları ilk sırada yer aldı. 1720 Türk vatandaşının Almanya'dan sınırdışı edildiği açıklandı. Türkiye'nin ardından sırasıyla Gürcistan, Suriye, Afganistan, Kuzey Makedonya, Arnavutluk, Sırbistan ve Irak'tan gelenler yer aldı.

Başbakan Olaf Scholz, yüzde 21’lik artışı “gerçek bir ilerleme” olarak gördüklerini ifade etti. İçişleri Bakanı Nancy Faeser, hükümetin geçen yıl geri göndermeleri arttırmak amacıyla eyaletlerin sınırdışı işlemlerini daha etkili bir şekilde gerçekleştirebilmesi için daha fazla imkan sağlandığını belirtti. Artan iade sayılarının bu başarının bir göstergesi olduğunu vurgulayan Faeser, Afganlarla ilgili olarak da, Almanya'nın tehlikeli suçluları Afganistan'a geri gönderen Avrupa'daki ilk ülke olduğunu, bu uygulamanın devam edeceğini açıkladı.

İltica başvuruları ve yasadışı girişler de azaldı

Geride bıraktığımız yıl Almanya'da yapılan iltica başvurularının sayısı da 2023 yılındaki başvuru sayısının altında kaldı. Federal Göç ve Mülteciler Dairesi (BAMF) tarafından bugün yapılan açıklamaya göre, yılın ilk 10 ayında toplam 217 bin 780 iltica başvurusu yapıldı. 2023‘te Ocak-Ekim dönemindeki yapılan iltica başvuru sayısı 267 bin olmuştu.

İLGILI HABERLER

2024’te Almanya-Türkiye ilişkileri: İşbirliği ve gerilimlerin arasında bir yıl

Öte yandan Almanya'da sınır kontrollerinin yeniden yürürlüğe girmesinin ardından Almanya sınırlarından yasadışı girişlerin 2023‘ün aynı dönemine kıyasla belirgin bir şekilde azaldığı açıklandı. Alman İçişleri Bakanlığı’nın açıklamasına göre, 2024 yılının Ocak-Kasım döneminde Almanya sınırlarında tespit edilen yasadışı geçiş sayısı 62 bin 493 oldu. 2023 yılının aynı döneminde bu sayı 103 bin 526 idi.

Aynı dönemde yapılan geri çevirmelerde ise artış kaydedildi. 2023 yılında 29 bin civarında olan geri çevirmeler, 2024 yılında 34 binin üzerine çıktı. Ayrıca, geçen yıla kıyasla yaklaşık 2 bin daha fazla tutuklama kararı yerine getirildi. Ancak kaçakçılık yapanların tespiti azaldı ve bu sayı 2 bin 501'den 1433'e düştü. İçişleri Bakanı Nancy Faeser, sınır kontrollerinin Ortak Avrupa İltica Sistemi kapsamında Mart 2025 sonrasına kadar devam edeceğini duyurdu.

Hristiyan Birlik: “Suç işleyen göçmenlere karşı sıfır tolerans”

Almanya’da 23 Şubat’ta yapılacak erken seçimlerde iktidara gelmek isteyen Hristiyan Birlik partileri CDU/CSU, suç işleyen sığınmacıları sınırdışı etmekte ve sığınmacıların yaşamlarını zorlaştırma konusunda kararlı olduklarını duyurdu.

İLGILI HABERLER

Almanya ve Avusturya Suriyelilerin sığınma başvurularını durdurdu

Seçim hazırlıkları kapsamında biraraya gelen Hristiyan Demokrat (CDU) ve Hristiyan Sosyal Birlik (CSU) partilerinin önde gelen politikacıları, Almanya'ya gelen göçmenler için daha sert bir göçmenlik politikası izleyeceklerini açıkladı. Bu kapsamda suç işleyen göçmenlerin sınırdışı edilmesi ve yasadışı göçmenler için etkili bir giriş yasağı getirilmesi planlanıyor.

CSU'nun önerdiği yeni düzenlemelere göre, Almanya'da kalmak isteyen göçmenlerin kendi geçimlerini sağlamak için çalışmaları gerekecek. Sosyal yardımlarla geçinmeye çalışan göçmenler kalma izni alamayacak. Birlik Partileri, göçmenlerin suç işlemesi durumunda sınırdışı edilmesini de talep ediyor. Bu çerçevede sadece ağır suçlar değil, tekrarlayan küçük suçlar da dikkate alınacak ve sınırdışı edilme ile sonuçlanacak.

İki kez suç işleyen sığınmacının sınırdışı edilmesi isteniyor

CDU Genel Sekreteri Carsten Linnemann, iki kez suç işleyen sığınmacıların otomatik olarak sınırdışı edilmesi yolunu açacaklarını söyledi. Linnemann, “Defalarca suç işleyen ve cezaya çarptırılan kişilerin sınırdışı edilmemeleri çekilmez bir durumdur. Bir uyarıdan sonra ikinci bir suç işleyenlerin Almanya’da ikamet hakları iptal edilmeli. Hırsızlık ve soygun gibi suç işleyenler de sınırdışı edilmeli” dedi.

Avrupa Adalet Divanı’nın, ağır suç işlemiş olsalar bile sığınmacıların sınırdışı edilemeyecekleri yönünde kararı bulunduğunu hatırlatan Almanya’nın önde gelen mülteci örgütü “Pro Asyl” ise CDU/CSU’nun planlarının hukuk ilkeleriyle bağdaşmadığını savundu.

Birlik partilerinin önerilerinden bir diğeri de sınır güvenliğini arttırmaya yönelik yeni teknolojilerin kullanılmasını öngörüyor. Öneriye göre, federal polis "giriş yapmak isteyen kişilerin mobil cihazlarını okuyarak" kimliklerini ve niyetlerini tespit edebilecek.

 

Nina Rieke

Forum

Avusturya'da hükümet krizi

Avusturya’da son günlerde yaşanan siyasi türbülans, koalisyon görüşmelerinin başarısızlıkla sonuçlanmasıyla zirveye ulaştı. Cuma akşamı liberal NEOS partisinin koalisyon görüşmelerinden çekildiğini açıklamasıyla başlayan süreç, Avusturya Halk Partisi (ÖVP) ve Avusturya Sosyal Demokrat Partisi (SPÖ) arasında dar bir parlamenter çoğunlukla hükümet kurma umutlarını sürdürdü.

Ancak Cumartesi akşamı yapılan uzun görüşmelerden sonra, Başbakan ve ÖVP lideri Karl Nehammer partisinin koalisyon görüşmelerinden çekildiğini ve hem başbakanlık hem de parti liderliğinden istifa edeceğini açıkladı. Nehammer, sosyal medya platformu X üzerinden yaptığı açıklamada, “Önemli noktalarda SPÖ ile uzlaşma mümkün olmadı” diyerek kararını duyurdu.

Bu açıklama sonrası SPÖ lideri Andreas Babler, NEOS’un çekilmesinin ardından ÖVP ile görüşmelere devam ettiklerini ancak ÖVP’nin müzakereleri sonlandırdığını ifade etti ve ÖVP içerisindeki bir kesimin Avusturya Özgürlük Partisi (FPÖ) ile koalisyon kurma eğiliminin ağır bastığını belirtti.

Nehammer, FPÖ lideri Herbert Kickl ile işbirliğini daha önce reddetmişti. FPÖ, yabancı düşmanı, Avrupa karşıtı ve Rusya yanlısı politikalarıyla biliniyor. Görüşmeler sırasında en büyük anlaşmazlık noktasının bütçe açığı olduğu haber alındı.

Avusturya'da bütçe açığı yüzde 4'ün üzerinde seyrediyor ve Avrupa Birliği Komisyonu, 21 Ocak 2025’e kadar bütçe açığının kapatılması için bir tasarruf planı talep ediyor. 2025’te en az 3,9 milyar Euro tasarruf edilmesi gerekiyor. SPÖ, varlıklılar için yeni vergilerle bütçe açığının kapatılmasını savunurken, ÖVP ve NEOS devlet ve kurumların giderlerinde tasarrufa gidilmesinden yana bir tutum sergiledi.

29 Eylül 2024'te gerçekleştirilen genel seçimlerde, Avusturya Özgürlük Partisi birinci sırada yer aldı. Ancak diğer partilerin FPÖ ile hükümet kurmak istememesi nedeniyle, Cumhurbaşkanı Alexander Van der Bellen hükümet kurma görevini ikinci sıradaki merkez sağ Halk Partisi'ne verdi.

Bu gelişmelerin ardından Avusturya’da iki olası senaryo gündemde. ÖVP ile FPÖ’nün oluşturacağı koalisyon senaryosunda, ÖVP’nin FPÖ karşısında yalnızca küçük ortak rolü üstleneceği, hükümetteki ağırlığının azalacağı ifade ediliyor. Son seçimde birinci parti olan FPÖ, bu pozisyonundan güç alarak başbakanlık iddiasını sürdürüyor.

Diğer bir seçenek ise erken seçim. Erken seçimlerin yaklaşık üç ay içinde düzenlenebileceği öngörülüyor. Ancak kamuoyu yoklamaları, bir erken seçimde FPÖ’nün sonbahar seçimlerindeki başarısını daha da artırarak daha güçlü bir zafer elde edebileceğini, oylarını yüzde 29’dan yüzde 35’e çıkarabileceğini işaret ediyor. FPÖ’nün geldiği konum, yaklaşık 500 bin nüfusla Avusturya’nın en büyük etnik azınlıklarından Türk toplumunu da yakıdan ilgilendiren bir gelişme.

FPÖ, Almanya’da AfD’ye ilham kaynağı oluyor

Uzmanlar, Avusturya’daki siyasi kaosun ve FPÖ’nün başarısının Avrupa genelinde sağ popülist hareketler için bir moral kaynağı olduğunu belirtiyor. Avusturya’da son 25 yıl içinde giderek büyüyen FPÖ'nün özellikle göç ve iltica konularında sert bir söylem benimsemesi, bu alanda daha katı politikalar isteyen seçmenlerin desteğini kazanmasında etkili oldu.

Ülkede artan, özellikle Suriye ve Afganistan kaynaklı göçmen nüfusu ve buna bağlı güvenlik endişeleri, FPÖ'nün bu alandaki politikalarının popülerliğini artırdı. Parti ayrıca Avrupa Birliği'ne yönelik eleştirel tutumuyla dikkat çekti. Özellikle AB'nin ekonomik ve göç politikalarına karşı çıkan bir duruş sergileyen FPÖ, egemenlik ve ulusal kimlik vurgusuyla AB şüphecisi seçmenleri kendine çekti.

Ekonomik faktörler de FPÖ'nün yükselişine katkıda bulundu. Artan yaşam maliyetleri ve ekonomik durgunluk gibi sorunlar, halkın mevcut hükümete duyduğu güveni sarstı. FPÖ, bu durumdan faydalanarak ekonomik sorunların çözümüne yönelik vaatlerde bulundu. Özellikle alt ve orta sınıf seçmenler arasında bu söylemler karşılık buldu.

FPÖ’nün 2024 seçimlerindeki başarısının ve Viyana’da yaşanan siyasi krizle birlikte ülkenin en önemli siyasi aktörüne dönüşmesinin, Almanya‘daki seçimler ve buradaki aşırı sağ güç Almanya için Alternatif (AfD) üzerinde nasıl bir etki yaratacağı ise tartışma konusu. FPÖ'nün başarısının ardından, bu durumun AfD için de moral ve stratejik bir ilham kaynağı olabileceği belirtiliyor ve AfD'nin FPÖ’nün söylemlerine benzer politikalarını daha da sertleştirebileceği ifade ediliyor.

Almanya’daki erken seçimler 23 Şubat’ta yapılacak. Anketlere göre AfD’nin oy oranı yüzde 20 civarında ve parti, Birlik Partileri CDU/CSU’nun ardından ikinci konumda. Son haftalarda, dünyanın en zengin işadamlarından Elon Musk'ın Almanya için Alternatif'e verdiği destek, ülkede ve uluslararası arenada geniş yankı uyandırdı. Musk, bundan kısa bir önce kendine ait olan sosyal medya platformu X üzerinden yaptığı paylaşımda, "Sadece AfD Almanya'yı kurtarabilir" ifadelerini kullandı.

Bunu takiben, bir Alman gazetesinde yayımlanan bir makalesinde AfD'yi "ülkenin son umut kıvılcımı" olarak nitelendirdi. Musk, ayrıca Almanya için Alternatif partisinin lideri ve başbakan adayı Alice Weidel ile 10 Ocak‘ta bir "X-Space" oturumu düzenlemeyi planladığını duyurdu.

 

Nina Rieke

Almanya ve Fransa Dışişleri Bakanları Suriye‘de

Almanya Dışişleri Bakanı Annalena Baerbock, Fransız mevkidaşı Jean-Noël Barrot ile birlikte Suriye'nin başkenti Şam'a sürpriz bir ziyaret gerçekleşti.

Ziyaret, Alman hükümeti ve Avrupa Birliği'nin Suriye'deki yeni yönetimle ilişkileri yeniden başlatma çabalarının bir parçası olarak değerlendiriliyor.

Annalene Baerbock ve Jean-Noël Barrot, Suriye'nin yeni yönetimi Heyet Tahrir Şam'ın (HTŞ) lideri Ahmed Hüseyin el-Şara ve toplumsal grupların temsilcileri ile görüşüyor.

Baerbock ve Barrot, Avrupa Birliği’ni temsilen, Esad rejiminin sona ermesinden bu yana Suriye’yi ziyaret eden ilk üst düzey AB temsilcileri oldu.

Cuma günü Şam'da Hıristiyan dini liderlerle bir araya gelerek ziyaretine başlayan Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noel Barrot, sosyal medya platformu X üzerinden yaptığı açıklamada, iki ülkenin “Suriyeliler'in hizmetinde ve bölgesel istikrar için barışçı ve acil bir geçişi teşvik etmek istediğini” söyledi.

Annalena Baerbock Şam'a gitmeden önce yaptığı açıklamada, "Fransız mevkidaşımla birlikte AB adına bugünkü ziyaretim, Suriyeliler'e açık bir sinyaldir. Avrupa ile Suriye, Almanya ile Suriye arasında yeni bir siyasi başlangıç mümkündür" ifadesine yer verdi.

Dışişleri Bakanı, Suriye'de yeni bir siyasi başlangıcın ancak geçmişin hesaplaşmasının yapılması ve adaletin tesis edilmesiyle mümkün olabileceğini belirtti. Baerbock, hiçbir şekilde belirli toplumsal gruplara yönelik intikam eylemlerine yer olmaması gerektiğini vurgularken aşırılık yanlısı ve radikal grupların, ülkenin geleceğinde yer bulmaması gerektiğini ifade etti.

Alman hükümetinin, Suriye'deki yeni dönemin dış güçler tarafından etkilenmemesi için çaba göstereceğini ifade eden bakan "Tüm kuşkularımıza rağmen, Suriye halkını bu önemli dönüm noktasında destekleme fırsatını kaçırmamalıyız" derken Almanya’nın, Suriye’deki dönüşüm sürecine aktif katkı sağlamaya hazır olduğunu bir kez daha dile getirdi.

Almanya'da yaşayan Suriyeliler Esat'ın devrilmesi sonrasında kutlamalar yaparken.

Baerbock, seçimlere kadar geçen sürenin uzunluğunun ya da yargı ve eğitim sistemlerinde İslamlaşma yönünde atılacak adımların temel hakları tehlikeye atmaması gerektiğini belirtti. Yeni yönetimden kadın ve erkekler arasında eşitlik sağlanması ve tüm etnik ve dini grupların haklarının korunması gibi şartların yerine getirilmesini beklediklerini ifade eden Annalena Baerbock, "Suriye’deki yeni yönetimi yaptıklarıyla değerlendirmeye devam edeceğiz" şeklinde görüş belirtti.

“Ziyaret Suriye’ye uzanmış bir el”

Alman bakan Baerbock, ziyareti Suriye'ye "uzanmış bir el" olarak nitelendirerek, "Artık hayalimizde milyonlarca Suriyelinin de özlemini duyduğu bir hedef var: Suriye'nin bir kez daha uluslararası toplumun saygın bir üyesi olabilmesi" ifadelerini kullandı.

Annalena Baerbock, geçen Aralık ayının ortasında Suriye'de istikrarın sağlanması ve yeniden inşa sürecinin desteklenmesi amacıyla sekiz maddelik bir plan sunmuştu.

20 Aralık’ta Türkiye'ye ziyarette bulunan ve Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ile biraraya gelen Alman bakan, temaslarında sekiz maddelik planı da tanıttı.

Berlin’in Suriye planı, barışçı iktidar değişimi, dış müdahalelerin engellenmesi ve bölgedeki aktörlerle pragmatik diyalog kurulması gibi unsurları içerirken aşırılık yanlısı grupların etkisinin azaltılmasını ve tüm etnik grupların haklarının korunmasını da hedefliyor.

Almanya’dan 63 milyon Euroluk "şartlı" yardım

Almanya’nın Suriye’deki yeni yönetime yönelik diplomatik girişimlerinin ivme kazanması dikkat çekiyor. Bakan Baerbock’un ziyareti öncesinde, Alman Kalkınma Bakanı Svenja Schulze, Suriye'deki insani durumun iyileştirilmesi amacıyla 60 milyon Euroluk bir yardım paketi açıkladı.

Suriye'de yaklaşık 13 yıldır süren iç savaşın ardından nüfusun yüzde 90'ının yoksulluk içinde yaşadığını ve yardıma muhtaç olduğunu belirten Schulze, yardım paketinin 25 milyon Euro’sunun, Suriyeli çocukların psikolojik sağlığı ve eğitimlerine yönelik projelerde kullanılmak üzere UNICEF'e aktarılacağını, ayrıca, çatışmalar nedeniyle ülke içinde yerinden edilmiş kişilere enkaz temizliği gibi kısa dönemli iş olanakları yaratılması için 19 milyon Euro’nun da Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı'na (UNDP) iletileceğini duyurdu.

Schulze, Suriye'de ideolojiden, ayrımcılıktan ve dışlamadan arınmış bir eğitim sistemi istediklerini vurgulayarak, Almanya'nın beklentilerini net bir şekilde dile getirdiğini ifade etti.

Temaslarda mülteciler de gündemde

Berlin’deki kaynaklar, diplomatik temaslarda Almanya’da yaşayan Suriyeli mültecilerin olası geri dönüşünün de gündeme geleceğini vurguluyor.

Federal İçişleri Bakanlığı’na göre, halihazırda Almanya’da yaklaşık 1 milyon Suriyeli bulunuyor. Bu kişilerin büyük çoğunluğu, 2015 yılından itibaren Suriye’deki iç savaşın yarattığı insani kriz nedeniyle ülkeye sığınmış durumda.

Annalena Baerbock, geçen haftalarda yaptığı açıklamalarda, Suriyeli mültecilerin gönüllü ve güvenli bir şekilde ülkelerine geri dönmeleri için gerekli koşulların sağlanmasının önemine dikkat çekti.

 

Nina Rieke

Almanya erken seçim öncesi AfD’ye destek veren Elon Musk’ı tartışıyor

 

Tesla ve SpaceX CEO'su ayrıca sosyal medya platformu X'in de sahibi olan Elon Musk, Almanya'da yaklaşan erken seçimler öncesinde siyasi tartışmaların merkezine oturmuş durumda.

Önce aşırı sağcı ve göçmen karşıtı Almanya için Alternatif (AfD) partisini "Almanya’yı kurtarabilecek tek parti" olarak nitelendiren ve ardından Başbakan Olaf Scholz’u "aptal" olarak tanımlayan Musk, 2025’in ilk gününde de Cumhurbaşkanı Frank-Walter Steinmeier’i hedef alan bir açıklama yaptı.

Elon Musk, X platformunda yaptığı paylaşımda, "Steinmeier antidemokratik bir tirandır! Ona yazıklar olsun" ifadelerini kullandı.

Bu açıklama, Steinmeier’in Federal Meclis’i feshetme tartışmalarına yönelik konuşmasında dış müdahalelere karşı yaptığı uyarının ardından geldi. Steinmeier, konuşmasında açıkça X platformunu da eleştirmişti.

Elon Musk, Noel’den birkaç gün önce Magdeburg’da düzenlenen terör saldırısıyla ilgili yaptığı bir paylaşımda Başbakan Scholz’u "aptal" olarak nitelendirmişti.

Daha sonra Scholz’un soyadı üzerinden Almanca küfür çağrıştıran bir kelime oyunu yaparak, "Başbakan Olaf Schitz ya da adı her neyse" şeklinde bir gönderi paylaştı.

Bu söylemde İngilizce "shit" (bok) kelimesine atıfta bulunarak alaycı bir ton kullanan Musk, aynı paylaşımda "2025 Şubat’ında yapılacak seçimlerde kaybedecek" iddiasında bulundu.

Berlin'de sert tepki

Almanya’daki en büyük yatırımlarından biri olan ve Tesla üretilen Gigafactory Berlin-Brandenburg'un sahibi Musk’ın, Steinmeier ve Scholz’e yönelik hakaretvari açıklamaları Berlin’de sert tepkilere neden oldu.

Başbakan Olaf Scholz, yeni yıl konuşmasında, 23 Şubat’ta yapılacak erken seçimlerin "sosyal medya kanallarının sahiplerinin" etkisi altında kalmaması gerektiğini belirterek, "Almanya'nın bundan sonra nereye gideceğine yalnızca Alman vatandaşları karar verebilir" dedi.

Alman toplumunun kaderinin "akıllı ve iyi insanların büyük çoğunluğunun elinde olacağını" vurgulayan Scholz, Almanları manipülasyona direnmeye ve demokrasilerini savunmaya çağırdı; ayrıca sosyal medya üzerinden yayılan yanlış bilgilere dikkat çekti.

Steinmeier’e yönelik açıklamayı eleştiren Almanya İçişleri Bakanı Nancy Faeser, "Demokratik devletimizin Cumhurbaşkanı antidemokratik bir tiran olarak nitelendirildiğinde, bu sadece saçmalık değil, aynı zamanda açık bir karalamadır ve net bir şekilde reddedilmelidir" ifadelerini kullandı.

Faeser, Musk’ın açıklamalarının "çoğu kişi tarafından reddedileceğini ve alay konusu olacağını" belirtti.

SPD Meclis Grup Başkanı Rolf Mützenich, Musk’ı açıklamalarıyla "dost devletler arasındaki sınırı aşmakla" suçladı.

Mützenich, Almanya hükümetinden, Ocak ayında Trump’ın göreve başlamasının ardından Musk’ın bu tür açıklamalarının yeni ABD yönetiminin adına yapılıp yapılmadığını netleştirmesini istedi.

Yeşiller Partisi'nden Tarım Bakanı Cem Özdemir, Musk'ın açıklamalarını Almanya'da yabancı bir yatırımcının haddini aşan bir girişimi olarak değerlendirdi.

Özdemir, "Musk, kendi işine odaklanmalı ve Almanya'nın demokratik sistemine saygı göstermelidir" diyerek Musk’ın bu tür söylemlerle ülkedeki toplumsal uyumu bozduğunu dile getirdi.

Elon Musk AfD’yi destekliyor

Elon Musk’ın göçmen karşıtı AfD’ye açık desteği de gündemi belirliyor. Musk, 20 Aralık 2024'te X platformunda "Sadece AfD Almanya'yı kurtarabilir" şeklinde bir paylaşım yaptı ve ardından Welt am Sonntag gazetesinde yayımlanan bir makalesinde AfD'yi "ülkenin son umut kıvılcımı" olarak nitelendirdi.

Partinin ekonomik refah, kültürel bütünlük ve teknolojik yenilik vaat ettiğini savunan Musk, AfD'nin aşırı sağcı olarak tanımlanmasına da karşı çıkarak parti lideri Alice Weidel'in Sri Lankalı bir kadınla eşcinsel bir ilişki içinde olduğunu belirtti ve "Bu Hitler gibi mi görünüyor? Lütfen!" ifadelerini kullandı.

Bu arada Musk ve AfD’nin başbakan adayı Alice Weidel arasında bir tartışma programı düzenlenmesi için somut planlar yapıldığı bildirildi.

Weidel’in sözcüsü, "Bir X-Space yayını konusunda temas halindeyiz" dedi.

X-Space, Musk’ın sosyal medya platformu X üzerinde gerçekleştirilen canlı yayın formatı olarak biliniyor.

Musk, "Alice ve ben bir X-Space yayını yapana kadar bekleyin. O zaman herkes aklını kaçıracak" şeklinde bir açıklama yaptı. Weidel ise bu yorumu kendi hesabından paylaştı ve Musk’a daha önce çektiği bir videoda "Sevgili Elon"diyerek AfD’yi desteklediği için teşekkür ettiğini hatırlattı.

Bazı kaynaklar, Weidel’in 11 Ocak’ta ABD’ye giderek bu yayına katılacağını ve ayrıca Musk’ın Weidel’i Trump’ın başkanlık törenine davet ettiğini aktardı.

Elon Musk, sadece Almanya’da değil, başka ülkelerde de X platformunu kullanarak siyaset sahnesine müdahil oluyor.

İki yıl önce 44 milyar dolar karşılığında eski adı Twitter olan platformu satın aldığından beri, siyaseti yorumlamak ve etki yaratmak için bu aracı aktif olarak kullanıyor.

2024 başkanlık seçimlerinde Donald Trump'a verdiği destekle dikkat çeken Musk, Trump'ın seçim kampanyasına önemli miktarda finansal katkı sağladı ve kamuoyu önünde desteğini açıkça ifade etti.

Elon Musk'ın İngiliz sağ popülisti Nigel Farage’a da partisini desteklemek için 95 milyon Euro bağışta bulunma sözü verdiği öne sürülmüştü.

İtalya Başbakanı Giorgia Meloni ve partisi Fratelli d’Italia ile de yakın ilişkiler sürdüren Musk, Arjantin’in ultra-liberal ve sağ popülist başkanı Javier Milei’yi destekliyor.

 

Nina Rieke

  • 16x9 Image
  •  

Almanya’dan "Suriye‘de kazanan Türkiye" yorumu

Suriye’deki gelişmelerin yol açabileceği yeni bir mülteci krizi ve Türkiye ile olası işbirliği Berlin’den yapılan açıklamaların merkezinde yer alıyor.

Suriye Cumhurbaşkanı Beşar Esat ve rejimini, özellikle 2011 yılında başlayan iç savaştan bu yana sert bir şekilde eleştiren, Esat’ı sistematik insan hakları ihlalleri ve savaş suçları işlemekle suçlayan Berlin’den, konuyla ilgili gelen ilk tepkiler de bu tutumu vurgular nitelikte.

Scholz’dan Suriye’de siyasi çözüm çağrısı

Almanya Başbakanı Olaf Scholz, Suriye Cumhurbaşkanı Beşar Esat'ın ülkesini terketmesinin ardından yaptığı açıklamada, Suriye’de hukuk devletinin yeniden inşa edilmesini umduğunu söyledi. Esat’ın kendi halkını yıllarca acımasızca baskı altına aldığını ifade eden Scholz, "Sayısız cana mal oldu ve milyonlarca insanı Suriye'den kaçmaya zorladı, bunların bir kısmı Almanya'ya sığındı" dedi.

Başbakan, Suriye halkının büyük bir acı yaşadığı belirtilerek, Esat rejiminin sona ermesinin olumlu bir gelişme olduğu ifade etti. Olaf Scholz açıklamasında, "Şimdi, Suriye'de hızla hukuk ve düzenin yeniden tesis edilmesi gerekiyor. Tüm dini topluluklar ve azınlıkların hem şimdi hem de gelecekte korunması şart. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin 2254 sayılı kararı doğrultusunda siyasi bir çözümün hala mümkün" diye görüşlerini ifade etti.

Scholz açıklamasında, "Gelecekte Suriye'yi yönetecek kişiler, tüm Suriyeliler’e onurlu ve bağımsız bir yaşam sunup sunmadıklarına, ülkenin egemenliğini dış müdahalelere karşı savunup savunmadıklarına ve komşularıyla barış içinde yaşayıp yaşamadıklarına göre değerlendirilecek" dedi.

 

İsyancıların Şam'a girdiği Esat'ın terkettiği Suriye'de son 24 saatte yaşananlar

Almanya Dışişleri Bakanı Annalena Baerbock, Esat rejiminin devrilmesini "Büyük bir rahatlama" olarak nitelendirdi, ancak Suriye’deki şiddetin yeniden bir tırmanışa geçmemesi konusunda uyarıda bulundu.

Bakan Baerbock, yaptığı açıklamada "Ülke, hangi biçimde olursa olsun, başka radikallerin eline geçmemelidir” diyerek Suriye’deki etnik ve dini azınlıkların korunmasının önemine dikkat çekti.

"Kürtler, Aleviler ve Hristiyanlar gibi etnik ve dini azınlıkların kapsamlı bir şekilde korunması sağlanmalı ve gruplar arasında bir uzlaşı sağlanmalıdır” ifadelerini kullanan Baerbock, "Eğer hem iç hem de dış aktörler nihayet Suriyeliler’in yararına hareket ederse, yıllardır beklenen ancak bir o kadar da zor olan barış yolu başlayabilir" dedi. Baerbock, Almanya’nın Birleşmiş Milletler, Avrupa Birliği, Quad Grubu (ABD, Birleşik Krallık, Fransa ve Almanya) ve Türkiye gibi Suriye’nin komşuları dahil bölgesel aktörlerle yoğun temas halinde olduğunu belirtti.

 

AfD: "Yeni göçmenlere kapılar kapalı"

Almanya'da yaşayan Suriyeli göçmenlerin sayısı, Suriye'deki iç savaşın başlamasından bu yana önemli ölçüde arttı. 2023 yılı itibarıyla, Almanya'da yaklaşık 1 milyon 280 bin Suriyeli kökenli kişi yaşayor. Bunların yaklaşık 900 binin göçmen statüsünde olduğu biliniyor. Almanya, 2015 ve 2016 yıllarında Suriye'deki iç savaştan kaçan onbinlerce mülteciye kapılarını açtı. Ancak son gelişmeler bu göçmenlerin konumunu da gündeme taşıdı.

Nitekim göçmen karşıtı Almanya için Alternatif Partisi lideri ve başbakan adayı Alice Weidel, hükümete çağrıda bulunarak, Suriye’den gelebilecek yeni göçmenlerin ülkeye alınmayacağının duyurulmasını istedi.

Weidel, "Suriye'den Avrupa'ya yönelik olası göç hareketleri bağlamında, Almanya'nın şu net mesajı vermesi gerekiyor: "Sınırlarımız kapalı, artık kimseyi kabul etmiyoruz!" diye konuştu.

Muhalafetteki Hristiyan Sosyal Birlik Partisi (CSU) dış politika sözcüsü Andrea Lindholz verdiği demeçte, Almanya'nın son yıllarda insani yükümlülüklerini fazlasıyla yerine getirdiğini belirterek, Suriyeli mültecilerin kabulünün durdurulmasını talep etti. Lindholz, Suriye'de bir gün barış sağlanması durumunda, birçok Suriyeli’nin korunma ihtiyacının ve dolayısıyla Almanya'daki oturma haklarının sona ereceğini de ifade etti.

Hristiyan Birlik Partisi’nin (CDU) dış politika sözcüsü Norbert Röttgen de Suriye’deki rejim değişikliğini "Ülke ve insanlar için büyük bir kurtuluş. Esat’ın cehennemi 13 yılın ardından sona erdi" sözleriyle yorumladı.

Esat’ın devrilmesinin en büyük kazananın Türkiye olduğunu öne süren Röttgen, "Erdoğan bu başarıyı iç politikada da kullanmaya çalışacaktır. Türkiye’deki üç milyon Suriyeli’yi geri göndermek için Suriye’nin parçalanmamasına büyük bir ilgi duyuyor" ifadelerini kullandı.

Almanya’daki Suriyeli mültecilerin de ülkelerine dönüp dönmeyeceği konusunda henüz bir şey söylemenin erken olduğunu belirten Röttgen, "Ancak şu an istikrar için bir momentum var. Avrupa’nın şimdi Türkiye’ye yaklaşması ve işbirliği imkanlarını araştırması gerekiyor" dedi.

CDU Federal Meclis Dış Politika Sözcüsü Jürgen Hardt, Beşar Esat'ın devrilmesinin ardından kısa vadede yeni bir mülteci dalgası beklemediğini belirtti.

"Şu an için ikinci bir büyük mülteci dalgasını olası görmüyorum. Halep‘te böyle bir durum yaşanmadı" şeklinde konuşan Hardt, bu ihtimalin tamamen gözardı edilemeyeceğini ifade etti ve "Eğer gruplar arasındaki görüşmeler –ki bu görüşmelerin devam ettiği anlaşılıyor– başarısız olursa ve iç savaş daha da yoğunlaşırsa, yeni bir mülteci dalgası ihtimali göz ardı edilemez" dedi.

Hardt, bu yeni ve dinamik durum karşısında federal hükümeti, AB içinde hızlı bir koordinasyon sağlamaya çağırdı. Ayrıca, Suriye'nin 19-20 Aralık'ta düzenlenecek Avrupa Konseyi toplantısında öncelikli bir konu olması gerektiğini vurguladı.

SPD dış politika uzmanı Ralf Stegner, "Esat rejiminin sonunun gelmesi iyi bir şey. Ancak, milisler de istediğimiz türden insanlar değil. Verdikleri sözleri tutmayacaklarından endişe duyuluyor. Almanya insani yardım konusunda sorumluluk üstlenmek zorunda kalacak" diye konuştu. Türkiye ile yeni bir göç anlaşması ve Suriyeli mültecilerin geri gönderilmesi taleplerine karşı tavır koyan Stegner, "Hızlı kararlar bize bir fayda sağlamaz. Suriye’de şu anda Esat’ın destekçileri gibi başka insanlar da tehlike altında. Ancak insaniyet herkes için geçerlidir" ifadelerini kullandı.

Almanya Federal Meclisi Dışişleri Komitesi Başkanı sosyal demokrat SPD’li Michael Roth, Esat'ın Şam'dan kaçmasının ardından, "kanlı seküler diktatörlüğün yerine dini-fundamentalist bir diktatörlüğün geçmemesi" konusunda uyardı. Roth, açıklamasında, Suriye'nin çok etnikli ve çok dinli bir devlet olduğunu belirterek, ülkenin "barış, uzlaşma ve istikrar için gerçek bir şansı hak ettiğini" ifade etti.

Almanya’nın önde gelen terör uzmanı Peter R. Neumann, Suriye’deki rejim değişikliği sonrası belirsizliklere dikkat çekti.

"Esat artık tarih oldu, Suriye özgür mü?" sorusunu gündeme getiren Neumann, "Kimse şimdi ne olacağını bilemiyor" dedi. Esat’ı devirenlerin hedefinin bir İslam devleti kurmak olduğunu iddia eden Neumann, Suriye’nin geleceğiyle ilgili üç olası senaryo sunarak, ülkenin iki veya üç otonom bölgeye ayrılabileceğini, iç savaşın yeniden alevlenebileceğini ya da iç savaş sonrası bir bölünmenin gerçekleşebileceğini belirtti.

Göç meselesine de değinen uzman, "Suriyeli mülteciler ülkelerine dönebilecek mi, yoksa olası bir iç savaş nedeniyle daha fazla insan mı kaçacak?” sorusunu gündeme getirdi.

Yeni bir mülteci dalgasının daha olası olduğunu ifade eden Neumann, terör tehdidinin de yeniden ortaya çıkabileceğini vurguladı; hatta IŞİD’in bu durumdan yararlanarak yeniden güç kazanabileceğine dikkat çekti.

Neumann açıklamasını, "Esat’ın devrilmesi elbette olumlu bir gelişme" diyerek noktaladı, ancak bu değişimin büyük bir tehlike içerdiğini ifade etti ve "Yeni iktidar sahipleri demokrat değil" diyerek, yeni rejimin demokrasiye uzak olduğunu söyledi.

 

Nina Rieke

Angela Merkel’in anılarını anlattığı yeni kitabında Erdoğan ayrıntıları

Almanya’nın ilk kadın başbakanı olan ve 16 yıl boyunca ülkeyi yöneten Angela Merkel, anılarını anlattığı kitabıyla yeniden gündemde.

"Freiheit. Erinnerungen 1954–2021" (Özgürlük. Anılar 1954–2021) adını taşıyan 736 sayfalık kitap, Merkel’in eski Doğu Almanya’da geçen çocukluğundan başlayarak, 1989’da Berlin Duvarı’nın yıkılmasıyla dinamik kazanan siyasi kariyerine ve Almanya Başbakanı olduktan sonra dünya liderliği dönemine kadar olan süreci kapsıyor.

Kitap, "dünyanın gelmiş geçmiş en güçlü siyasetçi kadını" olarak akıllarda kalan Merkel’in uzun yıllar boyunca en yakın danışmanı ve asistanı olan Beate Baumann ile birlikte kaleme alındı ve 30’dan fazla ülkede aynı anda satışa sunuldu.

Kitap, sadece bir liderin anıları değil, aynı zamanda modern Almanya’nın tarihine ışık tutan bir eser olarak değerlendiriliyor. Kitabın Türkçe çevirisi henüz bulunmuyor.

Angela Merkel kitabında Almanya’nın küresel finansal kriz, Avrupa’nın borç ve göç krizleri ile COVID-19 pandemisi gibi kritik dönemlerde nasıl yönetildiğini ve bu süreçlerdeki kararlarının perde arkasını detaylı bir şekilde anlatıyor.

Ayrıca eski ABD Başkanı Barack Obama, Rusya Cumhurbaşkanı Vladimir Putin ve Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron gibi dünya liderleriyle olan ilişkileri de kitapta geniş yer buluyor.

Göçmen sorununa ilişkin anlaşma süreci de kitapta

Angela Merkel kitabında, göreve başladığı 2005’ten sonra tam 12 kez ziyaret ettiği Türkiye’den ve uluslararası toplantılarda sayısız kez biraraya geldiği Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a da uzun bir bölüm ayırmış.

Kitabın 528’inci sayfasından başlamak üzere, Merkel özellikle 2015 yılındaki göçmen krizi sonrasında Erodğan’la olan temaslarını ve anılarını anlatıyor.

Merkel kitabında Erodğan’la olan temaslarını ve anılarını anlatıyor.

25 Eylül 2015’de New York’ta Birleşmiş Milletler Zirvesi’nde, Cumhurbaşkanı Erdoğan’la biraraya geldiğini ve göçmenler konusunda ortak bir çalışma grubu kurma kararı aldıklarını anlatan Merkel, 18 Ekim 2015’de İstanbul’a giderek Cumhurbaşkanı’nın yanısıra dönemin başbakanı Ahmet Davutoğlu ile buluştuğunu yazıyor.

O toplantılarda göçmen krizi ile ilgili eylem planı hazırladıklarını belirten Merkel, "Erdoğan için göçmen sorununda birlikte çalışmanın karşılığında vize serbestisi çok önemli bir meseleydi" ifadesini kullanıyor.

Merkel İstanbul ziyaretiyle ilgili tartışmalara ayrıntılı şekilde yer veriyor

Kitabında, İstanbul ziyaretinin Yıldız Sarayı’ndaki bölümünün Almanya’da tepkilere neden olduğunu belirten Angela Merkel, Erdoğan’la o dönemki anılarını şöyle anlatmaya devam ediyor:

"İstanbul ziyaretim sert bir şekilde eleştirildi. Bundan iki sandalye, daha doğrusu iki altın taht sorumluydu. Birine Erdoğan oturdu, diğerine ben oturdum. Sadece fotoğrafçıların kesitleri için değil, sohbetimiz sırasında da bu koltuklarda oturduk. Bunlar harika diye düşündüm, ancak bunun dışındaki duruma odaklanmadım. Bunun yerine içerik açısından neyi başarmak istediğime odaklandım. Ama sonradan "Bir resim bin kelimeye bedeldir" şeklinde, Erdoğan'ın karşısında sarayında bir hükümdar gibi sindiğim ve gerekirse kendimi onun önünde yerlere bile çökebileceğim yazıldı. Türkiye ile daha fazla mülteciyi bizden uzak tutabilecek bir anlaşma imzalamak üzereydik. Daha da kötüsü, ziyaret Türkiye'deki parlamento seçimlerinden iki hafta önce gerçekleştiği için, ziyaretimi Erdoğan'ın Adalet ve Kalkınma Partisi'ne seçim yardımı sağlamak için kullanmakla da suçlandım.”

Angela Merkel anılarında bu ziyareti ve eleştirileri ayrıntılı şekilde anlatırken kitabında şu ifadeleri kullanıyor:

“Eleştirileri terbiyesizce, kısmen sahtekarca buldum. Bir yandan sağdan sola politikacılar, haklı olarak Ege, Yunanistan, Balkan rotaları, Avusturya üzerinden Kuzey Avrupa'ya doğru sığınmacı hareketlerini organize etmememi ve kontrol edebilmek için elimden gelen her şeyi yapmam gerektiğini söylüyorlardı. Öte yandan "Ankara'daki otokratla işbirliği yapma, eğer yapacaksan seçimlere daha uzak bir zamanda olsun" diyorlardı. Bu ucuz bir tutumdu. Haritaya ve Ege'deki gerçeklere bakıldığında, gelişmeleri düzenlemenin ve kontrol etmenin ancak Türkiye ile mümkün olduğu, gecikmeye yer olmadığı görülüyordu. Geriye kalan her şey bir yanılsamaydı ve ben yanılsamalara teslim olmadım. Denizde kaçakçılara karşı hiçbir tutarlı eylem, iç sınırlarımızda hiçbir yoğun kontrol ve gözetleme, bazılarının inandığı gibi hiçbir yüksek ve uzun çit, sınırı geçen insan sayısını azaltamazdı. AB ile Türkiye arasında bir anlaşma olmasaydı, ölümüne yola çıkan insan sayısını kalıcı ve sürdürülebilir bir şekilde azaltmak ve böylece Ege'deki korkunç ölümlere son vermeyi başaramazdık.”

 

“Erdoğan anlaşma olduğunda çok nazik davrandı, görüş ayrılıklarında ise aleyhte konuşurdu”

Türkiye’nin o dönem Balkan rotasından gelen birçok mülteci için en önemli geçiş ülkesi olduğunu hatırlatan Merkel, “Türkiye'nin, eğer Avrupa bu zorluğun üstesinden gerçekten gelmek istiyorsa, oynayacağı önemli bir rol vardı. Bu yüzden bu ülkenin cumhurbaşkanıyla müzakere ettim ve Erdoğan'ı sadece mülteci politikasında değil, tüm siyasi yelpazede rol alabilecek bir siyasetçi olarak algıladım. Aramızda bir anlaşma olduğunda çok nazik davrandı ve bana "sevgili dostum" dedi. Görüşayrılıklarımız olduğunda ise, bitmek bilmeyen bir şekilde her türlü çelişkiyi ön plana çıkararak, aleyhte konuşurdu. Bu durum işlerin oldukça uzamasına neden oluyordu” ifadelerini kullanıyor.

Eski Almanya Başbakanı Merkel kitabında bir gözlemini de şu sözlerle paylaşıyor:

“Bu arada benim gözlemlerime göre, otokratik eğilimlere sahip siyasetçilerin tipik bir özelliği: Gerektiğinde sonsuz zamanları oluyor. Simultane çeviri yerine çeviri ardıl olarak yapılıyor."

Davutoğlu ile görüşmelerine de değiniyor

Angela Merkel, AB- Türkiye göçmen eylem planının uygulanması konusunda daha sonra dönemin Başbakanı Ahmet Davutoğlu'yla daha fazla müzakere yürüttüğünü de aktarıyor.

Merkel kitabının 531’inci sayfasında, Davutoğlu’ndan, "dünyaya açık, deneyimli ve tarihi açıdan bilgiliydi. Mükemmel İngilizce, biraz da Almanca konuşuyordu" cümleleriyle bahsediyor.

Angela Merkel’in kitabında yer alan iki fotorafta, Yıldız Sarayı’ndaki Cumhurbaşkanı Erdoğan’la buluşmasına ve eski Başbakan Davutoğlu ile Brüksel’de gerçekleşen bir toplantıya yer veriliyor.

Merkel kitabında Cumhurbaşkanı Erdoğan’la olan temaslarına da değiniyor.

Angela Merkel, göreve başladığı 2005’ten sonra tam 12 kez ziyaret ettiği Türkiye’nin Avrupa Birliği üyeliğine olumlu bakmadı ve destek olmadı. Ama her zaman Türkiye’nin öneminin bilincinde olarak, diplomasi kanallarını açık tuttu.

2016’da imzalanan ve göçmenlerin Ege üzerinden Yunanistan’a geçişlerini hedefleyen Mülteci Anlaşması’nı yönlendiren, Doğu Akdeniz’de, Yunanistan'ın hukuksuz adımları yüzünden yaşanan gerilimde Almanya‘yı arabulucu olarak konumlandıran Merkel, Ankara tarafından da takdir edilen bir lider oldu.

Merkel, özellikle Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile kurduğu diyaloğu iki ülke arasında yaşanan tüm gerginliklere rağmen her zaman devam ettirdi; hükümetleri sırasında iki ülke arasındaki ticaret hacmi büyüdü, işbirliği güçlendi.

Merkel’in dünya liderleriyle olan ilişkileri ve Trump’la karşılaşması

Angela Merkel, ABD'de 5 Kasım’da yapılan seçimleri kazanan Donald Trump ile ilk başkanlık dönemindeki karşılaşmalarını da detaylı bir şekilde anlatıyor.

Trump'ı, "dünyayı bir emlak imarcısı gözüyle gören ve kazanan her şeyi alır zihniyetine sahip biri” ifadeleriyle tanımlayan Merkel, Trump'la 17 Mart 2017’de ilk kez biraraya geldiği görüşmeyi anlatarak, Trump'ın kendisiyle el sıkışmayı reddettiğini ve amacının “kendisini aşağılamak” olduğunu aktarıyor.

Başkan olduğu ilk dönemde Donald Trump’ın Paris İklim Anlaşması'ndan çekilmesini engellemek için Katolik dünyasının lideri Papa Francis'e danıştığını ve onun "Onun önünde eğil, eğil, eğil, ama kırılmadığından emin ol" şeklindeki öğüdünü uyguladığını belirtien Merkel, 2017 seçiminde Hillary Clinton’nun, ABD'deki son başkanlık seçimlerinde Demokrat Parti'nin adayı Kamala Harris'in kazanmasını yürekten istediğini; "Kamala Harris’in rakibine karşı seçimleri kazanarak ABD’nin ilk kadın başkanı olmasını çok arzuladım" sözleriyle ifade ediyor.

Merkel Putin’le tecrübesini de anlatıyor

 

Eski Almanya Başbakanı Merkel, Rusya Cumhurbaşkanı Vladimir Putin ile olan deneyimlerini de paylaşıyor.

2007 yılında Soçi'de yapılan bir toplantıda Putin'in, Merkel’in köpeklerden korktuğunu bilmesine rağmen, kendi köpeğini toplantı salonunda serbest dolaştırarak, kendisini korkutmaya çalıştığını ve bunu bir "güç oyunu" olarak nitelendirdiği anlatıyor.

Ayrıca, Putin'in 2007 Münih Güvenlik Konferansı'ndaki konuşmasını eleştirerek, bölgesel çatışmaların çözülmemiş olmasına ve özeleştiri eksikliğine dikkat çekiyor.

Merkel, 2008 yılında Ukrayna'nın NATO üyeliğini engelleme kararını da savunuyor. Merkel, bu kararın Rusya'nın askeri bir yanıt vermesini önlemek amacıyla alındığını ve o dönemde Ukrayna halkının çoğunluğunun NATO üyeliğini desteklemediğini belirtiyor.

Merkel, bu konuyla ilgili pasajda, "Ben Ukrayna ve Gürcistan’a MAP statüsü (üyelik öncesi konum) verilerek (Rusya lideri) Putin’den korunmasının tamamen hayal ürünü olduğunu düşündüm hep. Bu gerçekten tamamen hayaldi" görüşüne yer veriyor.

Merkel’e 2021’de başbakanlıktan ayrılması ve Rusya’nın Ukrayna’yı işgali sonrası, görevi süresince Putin’e karşı yeterince sert olmadığı konusunda eleştiriler yöneltilmişti.

Anı kitabında, 2015 yılındaki göçmen krizi nedeniyle aldığı kararların iç politikaya yansımasını da detaylı bir şekilde ele alınıyor.

Merkel, Almanya'nın sınırlarını 2015 sonbaharında gelen Suriyeli ve Afgan göçmenlere açık tutma kararını savunarak, bu adımın insani bir zorunluluk olduğunu vurguluyor.

Ayrıca, tarihe mal olan, "Wir schaffen das" ("Bunu başarabiliriz") ifadesinin arkasındaki motivasyonunu ve bu söylemin Almanya'da yarattığı tartışmaları da kitabında değerlendiriyor.

Merkel, bu dönemde Avrupa Birliği'nin dayanışma içinde hareket etmediğini dile getirerek, mülteci krizinin yalnızca ulusal değil, uluslararası bir sorun olduğunu belirtiyor.

Kitapta, bu süreçte Türkiye’de dahil diğer Avrupa ülkeleriyle yapılan görüşmeler ve AB'nin ortak bir çözüm bulma çabaları da detaylandırılıyor.

Merkel, bu süreçte Almanya içinde karşılaştığı eleştirileri ve özellikle sağ popülist göçmen karşıtı AfD partisinden gelen siyasi baskıları da samimi bir şekilde paylaşıyor, bu tepkilere karşı verdiği yanıtları ve kriz yönetimi stratejilerini anlatıyor.

 

Angela Merkel kamuoyu ile yeniden buluşacak

"Özgürlük. Anılar 1954–2021", kuşkusuz Merkel hayranlarının ve siyasi tarih meraklılarının ilgisini çekecek, onun liderlik dönemindeki önemli kararlarının arka planını aktaran önemli bir eser.

2021’de görevi bıraktıktan sonra inzivaya çekilen ve kamuoyundan uzak duran Merkel, görevinden ayrılmadan verdiği son röportajlarından birinde, başbakanlıktan ayrıldıktan sonra, bol bol uyumayı, kitap okumayı, eşinin çok sevdiği patates çorbası pişirmeyi ve erikli kek yapmayı hayal ettiğini söylemişti.

Geride kalan 3 yılda, başbakanlık yıllarında da oturmayı tercih ettiği, ünlü Bergama Müzesi’nin hemen karşısındaki kendi mütevazı apartman dairesinden Almanya ve dünya siyasetini izlemeye devam eden Merkel, şimdi kamuoyu ile yeniden buluşarak, kitabının tanıtımı için gelecek hafta Almanya’da ve yurtdışında düzenlenecek okuma etkinliklere katılacak.

Eski Almanya Başbakanı Merkel’in bu kapsamda 2 Aralık’ta başkent Washington’da eski ABD Başkanı Barack Obama ile birlikte bir sohbet etkinliğine katılması bekleniyor.

 

Nina Rieke

2025 Berlin Film Festivali’nin açılış filmi belli oldu!

 

2025 Berlin Film Festivali’nin açılış filmi belli oldu! Tom Tykwer, Berlin Film Festivali’ne geri dönüyor. Run Lola Run, Cloud Atlas ve Drei filmlerinin ünlü Alman yönetmeni, 75. Berlin Uluslararası Film Festivali’nin açılışını yeni filmi Das Licht (The Light) ile yapacak.

Tom Tykwer, yenilikçi anlatım teknikleri ve görsel tarzıyla tanınan, çağdaş Alman sinemasının önde gelen isimlerinden biridir.

‘Babylon Berlin’ yönetmeninin 2016 yapımı ‘A Hologram for a King’den bu yana çektiği ilk filmde Tala al Deen, Lars Eidinger ve Nicolette Krebitz rol alıyor. Film, Engels ailesinin, ebeveynler Tim (Eidinger) ve Milena (Krebitz), ikizleri Frieda (Elke Biesendorfer) ve Jon (Julius Gause) ile Milena’nın oğlu Dio’nun (Elyas Eldridge) hikâyesini anlatıyor. Aile yıllardır birbirinden ayrı yaşamaktadır, ta ki Suriye’den gelen gizemli bir kadın olan hizmetçi Farrah (Al-Deen) hayatlarına girip uzun zamandır saklı kalmış duyguları gün yüzüne çıkarana kadar. Farrah, ailenin hayatını temelden değiştirecek kendine ait bir planın peşindedir.

Tykwer Berlinale’nin açılışını üçüncü kez yapıyor. Tykwer 2002’de Heaven ile festivali başlatmış ve 2009’da The International ile Berlinale’nin açılışını yapmıştı.

Uluslararası alanda en çok tanınan çalışmaları arasında "Lola rennt" (1998), "Heaven" (2002), "Das Parfum – Die Geschichte eines Mörders" (2006), "The International" (2009) ve Wachowski Kardeşler ile birlikte yönettiği "Cloud Atlas" (2012) bulunmaktadır. Ayrıca, 2017'den itibaren yayınlanmaya başlayan ve büyük beğeni toplayan Alman televizyon dizisi "Babylon Berlin"in ortak yaratıcısıdır.

Tom Tykwer, 23 Mayıs 1965'te Wuppertal, Almanya'da doğmuş Alman film yönetmeni, senarist ve bestecidir. Küçük yaşlardan itibaren sinemaya ilgi duyan Tykwer, 11 yaşında amatör Süper 8 filmleri çekmeye başladı. Berlin'e taşındıktan sonra Moviemento Sineması'nın program direktörlüğünü üstlendi. 1994 yılında Stefan Arndt, Wolfgang Becker ve Dani Levy ile birlikte X Filme Creative Pool GmbH adlı film yapım şirketini kurdu.

 

Berlinale 13-23 Şubat 2025 tarihleri arasında gerçekleşecek. Carol ve Far From Heaven filmlerinin yönetmeni Todd Haynes 2025 uluslararası jürisine başkanlık edecek.

 

Nina Rieke

Alman ekonomisinde iflas fırtınası

Almanya’da tüm veriler ekonominin bu yıl üst üste ikinci kez küçüleceğine işaret ediyor. Almanya, 2023'teki yüzde 0,3'lük düşüşün devamı olarak 2024'te daralması öngörülen tek G7 ekonomisi konumunda.

Konjonktürel ve yapısal faktörler, bürokrasideki hantallık ve kalifiye eleman eksikliği Alman ekonomisinin üzerinde ağır bir yük oluşturuyor.

Durgunluk son aylarda özellikle gıda fiyatlarında hayat pahalılığı ve otomotiv sektöründe işten çıkarmalar ekseninde yoğunlaştı. Nitekim Avrupa’nın en büyük otomobil tekeli Volkswagen’in üç fabrikayı kapatacağı, on binlerce işçiyi işten çıkaracağı öğrenildi.

Aynı zamanda her geçen gün artan iflaslar da endişeye neden oluyor. Almanya'da şirket iflasları, yüksek maliyetler ve talep daralması nedeniyle hızla artmaya devam ediyor. Ekim ayında şirket iflas başvurularında geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 22,9’luk artış kaydedildi.

İflas eden şirket sayısı yüzde 23 arttı

Almanya Federal İstatistik Ofisi'nin (Destatis) verilerine göre, Haziran 2023'ten bu yana aylık iflas başvuru oranları çoğunlukla çift haneli artış gösterdi.

İflas başvuruları, mahkemelerin ilk kararlarından sonra istatistiklere yansıdığı için başvuru tarihleri genellikle üç ay öncesine dayanıyor. Buna rağmen, iflas eden şirketlerin sayısı finansal kriz sonrası görülen en yüksek seviyeye ulaştı.

Destatis’e göre, 2024'ün ilk sekiz ayında 14 bin 403 şirket iflas başvurusunda bulundu. Bu, 2023'ün aynı dönemine kıyasla yaklaşık yüzde 23’lük artışı temsil ediyor. Alacaklıların talepleri toplamda 2,4 milyar Euro olarak kaydedildi. Bu rakam bir önceki yılın aynı döneminde 1,8 milyar Euro olmuştu.

 

Volkswagen uzun süren baskının ardından Şincan Uygur Özerk Bölgesi'ndeki fabrikalarını satıyor

20 bin şirketin iflas edeceği öngörülüyor

2024 yılında 20 binden fazla şirketin iflas edeceği tahmin ediliyor. Almanya'da son dönemde ekonomik zorluklar nedeniyle iflas eden şirketler arasında Münih merkezli Avrupa'nın üçüncü büyük tur operatörü FTI, ülkenin önde gelen büyük mağaza zinciri Galeria, moda sektörünün tanınmış markalarından Esprit ve Avrupa'nın en büyük kereste fabrikalarından biri olan Ziegler Holding bulunuyor.

En çok iflas, ulaşım ve depolama sektörlerinde kayda geçerken, bunları taşeron şirketlerin faal olduğu çeşitli hizmet branşlarının takip ettiği bildirildi. En az iflas bildiriminin ise enerji tedariki branşından geldiği kaydedildi.

Uzmanlar, olumsuz konjonktürel rüzgarlar ve yapısal değişiklikler gibi nedenlerle büyümede zorluk çeken Alman ekonomisinde, tüketici davranışlarındaki değişime ayak uyduramayan ya da yeni teknolojilere adapte olamayan şirketlerin pazar paylarını kaybederek iflas riskini arttırdığını ifade ediyor.

Gayrimenkul milyarderi Benko, yatırımcıları milyarlarca Euro zarara uğrattı

Bu arada İtalyan yetkililer, geçen yıl sonunda iflas eden emlak ve perakende imparatorluğu Signa Grubu'nun kurucusu Avusturyalı iş insanı René Benko hakkında tutuklama emri çıkardı.

Trento Savcılığı, Trentino ve Güney Tirol bölgelerinde emlak spekülasyonlarıyla ilgili yürütülen soruşturma kapsamında bu kararı aldı.

Soruşturma, Benko'nun kamu yöneticilerinin seçim kampanyalarını finanse ederek gayrimenkul projeleri için imtiyazlar ve kolaylıklar elde ettiğini iddia ediyor.

Bu kapsamda, Riva del Garda Belediye Başkanı Cristina Santi ve Bozenli iş insanı Heinz Peter Hager de dahil olmak üzere sekiz kişi ev hapsine alındı.

İtalyan yetkililer, Benko dışında toplamda 77 kişi hakkında soruşturma yürütüyor. Suçlamalar arasında suç örgütü kurma, yolsuzluk, ihale yolsuzluğu, siyasi partilere yasa dışı finansman sağlama ve dolandırıcılık bulunuyor.

Avusturya medyasına göre, İtalya‘nın tutuklama emri Avusturya'da uygulanmayacak. Avusturya’da yaşayan Benko'nun avukatı Norbert Wess, müvekkilinin ulusal ve uluslararası yetkililerle tam işbirliği yapmaya devam edeceğini ve tüm iddiaların asılsız olduğunu kanıtlayacağına inandığını belirtti.

René Benko, iş dünyasındaki hızlı yükselişinin ardından Signa Holding'i kurarak dünyanın en büyük özel gayrimenkul şirketlerinden birini oluşturdu. Ancak şirketin iflası Avusturya ve Almanya'da bankalar ve sigorta şirketleri de dahil olmak üzere birçok yatırımcıyı milyarlarca Euro zarara uğrattı. Signa Holding, iflas başvurusunda bulunduğunda yaklaşık 14 milyar Euro borç altındaydı.

 

Nina Rieke

Almanya’da Suriyeli mülteci dalgası endişesi

Suriye'deki iç savaşın yeniden alevlenmesiyle yeni bir mülteci dalgasının yaşanabileceği endişesi taşıyan Almanya, özellikle Türkiye üzerinden gelebilecek göç akınlarına karşı önlem alma arayışına girdi.

Şubat ayında yapılacak erken genel seçimde birinci olmasına kesin gözüyle bakılan Hristiyan Birlik CDU/CSU’nun dış politika sözcüsü Jürgen Hardt, yaptığı açıklamada, "Özellikle içinde cihatçıların da bulunduğu karmaşık muhalefetin bölgede nasıl davranacağı belirsiz olduğu için Suriye’den Avrupa ülkelerine bir kaçış potansiyeli" olduğunu belirtti.

Hardt, tüm olası kaçış ve göç güzergahların Suriye'nin kuzeyinden Türkiye'ye doğru ilerlediğini belirterek, Türkiye'nin merkezi rolüne dikkat çekti.

Dış politika sözcüsü, "Yeni Avrupa Birliği (AB) Komisyonu, Türkiye ile hızlı bir şekilde yeni bir göç anlaşması yapmalıdır" şeklinde çağrıda bulundu ve Alman hükümetinin yaşanan seçim kaosu nedeniyle bu süreçte çok az etkili olacağına inandığını belirtti.

CDU/CSU Suriyeli mülteciler için Türkiye’yi işaret etti

CDU/CSU‘nun iç politika sözcüsü Alexander Throm ise Suriye'den gelebilecek mültecilerin Almanya'ya alınmasına karşı çıktı. Throm, "Kuzey Suriye'de cihatçı grupların ilerlemesi nedeniyle kaçış hareketleri olursa, bu durum ülke içindeki güvenli bölgelerde veya komşu ülkelerde gerçekleşmelidir" dedi.

Throm, "Uluslararası mülteci hukuku, öncelikle komşu ülkelerin sığınak ülkeleri olarak sorumluluk taşıdığını temel bir ilke olarak görüyor. Güvenliğe kısa yol ve vatanlarına kısa dönüş ilkesi geçerli olmalıdır" diye konuştu.

Almanya ve diğer Avrupa ülkelerinin öncelikle Ukrayna'dan gelen mültecilerden sorumlu olduğunu belirten siyasetçi, "AB ile karşılaştırıldığında Almanya, en fazla Ukraynalı mülteciyi kabul eden ülke" ifadesini kullandı.

Throm, "Bu grubun dışında, birliğin talep ettiği gibi daha önce güvenli ülkelerde sığınma başvurusunda bulunabilecek kişilerin sınırda geri gönderilmesi gerekiyor" şeklinde konuştu.

 

Erdoğan: “Suriye’de son yaşananlar Türkiye’nin haklılığını teyit ve tescil etmiştir”

SPD: "Suriye’deki uzlaşma süreci göç dalgasını önler, bu Türkiye’nin de yararına olur"

Sosyal Demokrat Parti’nin (SPD) uluslararası politikalar sözcüsü Nils Schmid de Suriye'deki İslamcı grupların ilerleyişi bağlamında, ülkede bir siyasi müzakere süreci çağrısında bulundu.

Schmid, uzlaşma sürecinin "Suriye'nin tüm bölgelerini kapsaması, farklı grupların uzlaşmasını teşvik etmesi ve bunların siyasi katılımını bir anayasa reformuyla güvence altına almasının önemli" olduğunu söyledi. Bir uzlaşma için ilk adım olarak Schmid, Suriye'nin Cumhurbaşkanı Beşar Esat'dan siyasi tutukluların serbest bırakılmasını talep etti.

Schmid ayrıca "Bir uzlaşma süreci, yeni bir göç dalgasının önlenmesine de yardımcı olabilir" dedi ve bunun Türkiye'nin de çıkarına olacağını vurguladı.

FDP Meclis Grubu'nun dış politika sözcüsü Ulrich Lechte de öncelikle komşu ülkelerin olası mültecilerden sorumlu olduğunu düşündüğünü belirtti.

"Bu ülkelerden Türkiye 3 milyon, Lübnan 1,5 milyon ve Ürdün 1,3 milyon mülteci alarak ülke dışına kaçan Suriyelilerin üçte ikisini zaten kabul etti" diyen Lechte, yeni bir dalga öncesi ek destek ve uluslararası yardım çağrısında bulundu.

"2015 yılında Avrupa'ya mülteci akını, UNHCR gibi yardım kuruluşlarının fonlarının tükenmesi nedeniyle başlamıştı" görüşünü savunan Lechte, "Umarım Başbakan Olaf Scholz, seçim kampanyasına rağmen, gerekli adımları atmak ve yardım sağlamak için biraz sağduyuya sahiptir" diye konuştu.

Yeşiller Meclis Grubu'nun iç politika sözcüsü Lamya Kaddor ise Suriye'deki son tırmanışın yeni bir mülteci dalgası yaratacağını söyledi.

Mültecilerle ilgili olarak zaten gergin olan Alman belediyelerindeki durumun daha da kötüleştirebileceği öngörüsünde bulunan Yeşiller Partili politikacı, "İnsanlar başlangıçta Suriye içindeki çevre bölgelere kaçacaklar. Ancak uzun vadede, süregelen umutsuzluk ve şiddetli çatışmalar birçok insanı ülkeden Almanya’ya doğru kaçmaya zorlayabilir. Bu gelişme, zaten şu anda bile sınırlarının kapasitesinde çalışan Alman belediyelerini daha büyük zorluklarla karşı karşıya bırakabilir" görüşünü dile getirdi.

 

Suriye muhalefet lideri: “Amaç Esat’ı siyasi çözüme zorlamak; Türkiye operasyonun parçası değil”

Almanya, Suriyeli sığınmacıları geri göndermeyi tartışıyordu

Suriye’deki gelişmeler ve yeni bir göçmen dalgası endişesi, Almanya’da seçim öncesi gündemi belirleyecek konulardan biri olacak gibi görünüyor.

Başbakan Olaf Scholz, Mayıs sonunda Mannheim'de biri polis üç kişinin ölümüne yol açan ve Suriyeli bir sığınmacı tarafından yapılan bıçaklı saldırı sonrasında Suriyeli suç işleyen göçmenlerin sınır dışı edilmesinde daha ciddi kararlılık sergilemek istediklerini duyurmuştu.

Bu açıklamadan kısa bir süre sonra, Münster Yüksek İdare Mahkemesi 16 Temmuz 2024 tarihinde aldığı bir kararda, Suriye'deki bazı bölgelerin artık güvenli olduğuna ve sivillerin ciddi bir hayati tehlike altında olmadığına dikkat çekerek, Almanya'da Suriyelilere genel bir koruma hakkı bulunmadığına hükmetti. Mahkeme, kararında, "Suriye’de insanların yaşamları artık genel olarak tehdit altında değil. Sivillerin saldırılarda ölmeleri beklenmiyor ve güvenli bölgelerin yeterli olduğuna ilişkin yeterli deliller var" dedi.

Bu karar, Almanya'da Suriyeliler için sınır dışı uygulamaları ve bazı durumlarda koruma statüsü taleplerinin reddedilmesi için dönüm noktası olarak yorumlandı. Hükümetteki sosyal demokrat SPD, bu karar sonrasında sınır dışı işlemlerinin hızlandırılacağını duyurdu.

Suriyeli göçmenler, Alman kamuoyunda en çok tartışılan konulardan biri. Özellikle Almanya için Alternatif (AfD) Partisi, Suriyeli göçmenler konusunu sıkça kullanarak göçmen karşıtı söylemler geliştiriyor ve bu göçmenlerin Almanya'nın sosyal ve ekonomik yapısına zarar verdiğini iddia ederek, sınır dışı edilme politikalarını savunuyor.

AfD’nin oy oranını sürekli olarak artırması sonucunda ise son aylarda diğer partiler de benzer söylemlerle göçmenlerin geri gönderilmesini ve Suriye'de güvenli bölgelerin oluşturulmasını savunan açıklamalara imza attılar. Böylece ülkede siyasi atmosfer sığınmacılara ve göçmenlere karşı daha sertleşti.

Federal İstatistik Dairesi'nin son verilerine göre Almanya'da, çoğunluğu 2015 sonrasında gelen yaklaşık 1,2 milyon Suriyeli yaşıyor. Türkiye ile Mülteci Mutabakatı gibi alınan önlemlere rağmen Suriyeliler Almanya'ya gelmeye devam ediyor. 2024 yılının ilk yarısında iltica başvurusunda bulunan Suriyeli sayısı 37 bin 633 olarak kayıtlara geçti.

 

Nina Rieke

Almanya'da Başbakanlık adayları netleşti

Almanya 23 Şubat 2025 tarihinde yapılacak erken genel seçimlere odaklanmış durumda. Bu seçimler, yalnızca ülkenin iç siyasi dengelerini değil, aynı zamanda Avrupa'nın ekonomik, sosyal ve diplomatik yönelimlerini de etkileyecek bir dönemeç olarak görülüyor.

Uzun süredir Avrupa Birliği'nin lokomotif ülkelerinden biri olan Almanya, enerji geçişi, iklim değişikliğiyle mücadele, göç politikaları ve uluslararası diplomasi gibi küresel meselelerde liderlik rolü üstleniyor.

Bu bağlamda, yeni seçilecek başbakanın ve hükümetin bu politikaları hangi yönde geliştireceği ya da değiştireceği büyük bir merak konusu.

Seçime katılan partiler ve adaylar, ülkenin ekonomik istikrarından sosyal uyuma, Avrupa Birliği içindeki liderlik rolünden uluslararası ilişkilerdeki pozisyonuna kadar pek çok konuda farklı görüşler ortaya koyuyor.

Özellikle Hristiyan Demokrat Birlik (CDU/CSU), Sosyal Demokrat Parti (SPD), Yeşiller Partisi ve Almanya için Alternatif (AfD) gibi öne çıkan partiler ve adayları arasındaki yarış, siyasi atmosferi giderek daha hararetli hale getiriyor.

Başbakanlık koltuğu için mücadele eden adaylar arasında, mevcut Başbakan Olaf Scholz (SPD), muhafazakar Hristiyan Birlik (CDU) lideri Friedrich Merz, Yeşiller'in adayı Robert Habeck ve göçmen karşıtı AfD'nin eş başkanı Alice Weidel yer alıyor.

Başbakanlık için dört aday yarışacak

Önümüzdeki seçimler yalnızca Almanya için değil, Türkiye ile olan ilişkiler açısından da kritik önemde.

İLGILI HABERLER

Almanya’da erken seçim tarihi belli oldu: 23 Şubat

Almanya’daki Türk diasporasının yanısıra mülteci politikaları, ekonomik işbirlikleri ve NATO içindeki stratejik ilişkiler, adayların ve partilerin politikalarında önemli yer tutuyor.

Seçimin ardından Almanya’nın, Türkiye ile ilişkilerde nasıl bir yol izleyeceği hem iki ülkenin halkları hem de küresel siyaset için belirleyici olacak.

Başbakan adayı çıkaracaklarını ilan eden diğer 3 parti adaylarını kavgasız-çatışmasız açıklarken, sosyal demokrat SPD aday seçimi konusunda sancılı bir dönemden geçti ve son olarak adayını açıkladı. SPD, erken seçimlerde Olaf Scholz’u yeniden başbakan adayı olarak belirledi.

Scholz daha önceden, kamuoyunda partisinin düşen oy oranlarına ve kendisine duyulan güvenin azalmasına rağmen, seçimde yeniden başbakan adayı olacağını ilan etti.

Ancak, parti tabanından Scholz’un yerine Federal Savunma Bakanı ve Almanya’da halkın en sevdiği politikacı olarak görülen Boris Pistorius’un aday gösterilmesi için baskılar arttı.

Yapılan anketlerde halkın büyük çoğunluğunun Olaf Scholz'un yeniden aday olmasını istemediği ortaya çıktı. Alman kamu yayıncısı ZDF'nin anketine katılanların yüzde 74'ü, Scholz'un yeniden SPD'nin başbakan adayı olmasını istemediğini belirtti.

Buna rağmen, SPD yönetimi Scholz’un adaylığında ısrarcı oldu. Pistorius ise geride kalan hafta sonunda, partisine zarar vermemek adına aday olmayacağını duyurarak tartışmalara son verdi.

Olaf Scholz (SPD)

Olaf Scholz başbakan olarak görevde bulunduğu 3 yıllık sürede, Türkiye ile ilişkilerde dengeli bir yaklaşım benimsedi. Görev süresi boyunca, ekonomik işbirliğinin yanısıra, mülteci krizi ve bölgesel güvenlik konularında Türkiye ile diyalog ve işbirliğini sürdürdü. Scholz ve Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan arasındaki ilişkiler, karşılıklı ziyaretler ve diplomatik temaslarla şekillendi.

İki lider, ikili ilişkileri güçlendirmek ve uluslararası meselelerde işbirliğini artırmak amacıyla 17 Kasım 2023’de Berlin’de, son olarak da 19 Ekim 2024‘de İstanbul’da bir araya geldi.

Scholz’un döneminde, Almanya'nın Türkiye'ye yönelik silah ihracatında artış yaşandı ve 2024 yılında 103 milyon Euro değerinde 69 ihracat izni verildi.

Her iki liderin, özellikle Ortadoğu'daki çatışmalar konusunda farklı yaklaşımlar sergilemeleri dikkat çekti. Scholz, İsrail'in kendini savunma hakkını vurgularken, Erdoğan İsrail'e yönelik sert eleştirilerde bulundu.

Olaf Scholz, 14 Haziran 1958'de Osnabrück'te doğdu. Hukuk eğitimi aldı ve iş hukuku alanında avukat olarak çalıştı. 1985-1988 yılları arasında SPD Gençlik Kolu (Jusos) Genel Başkan Yardımcısı olarak görev yaptı.

2001-2011 yılları arasında Hamburg Eyaleti'nde çeşitli pozisyonlarda bulundu; 2011-2018 yılları arasında Hamburg Belediye Başkanı olarak hizmet verdi. 2018-2021 yılları arasında Federal Maliye Bakanı ve Başbakan Yardımcısı olarak görev yaptı. 2021 yılında Almanya Başbakanı olarak seçildi.

Friedrich Merz (CDU)

Ana muhalefetin büyük kanadı CDU, daha geçen Eylül ayında parti liderin Friedrich Merz‘in, normal şartlarda gelecek yıl Eylül‘de yapılması planlanan genel seçimlerde başbakan adayı olacağını duyurdu.

Merz, eski Başbakan Angela Merkel’i ve şimdiki Başbakan Olaf Scholz‘u sığınmacılar politikalarında en sert eleştiren siyasetçilerden biri olarak tanınıyor.

Düzensiz göçün engellenmesi, gelen göçmenlerin sayısının kontrol altında tutulması ve yasadışı göçle mücadele için Almanya’nın sınırlarının daha iyi korunması gerektiğini savunan CDU adayı, Müslüman göçmenlerin entegrasyonu konusunda daha sıkı önlemler alınmasını da talep ediyor.

Özellikle "siyasi İslam" ve radikal İslamcı gruplar hakkında endişelerini sıklıkla dile getiren Merz, Türkiye'nin AB'ye tam üyelik perspektifinin bulunmadığı görüşünde.

Konuyla ilgili değişik açıklamalarında, Türkiye ile ilişkiler konusunda İngiltere ile yapılan ticaret anlaşmasının belli ölçüde örnek alınabileceğini savunan Merz, sığınmacılara evsahipliği yaptığı için Türkiye’ye daha çok mali yardım yapılmasından yana bir tutum benimsemişti.

Merz aynı zamanda, Türkiye'nin NATO üyeliğini ve stratejik önemini vurgulayarak, iki ülke arasındaki ekonomik ve güvenlik işbirliğinin sürdürülmesi gerektiğini savunuyor.

Friedrich Merz, 11 Kasım 1955'te Brilon'da doğdu. Hukuk eğitimi aldıktan sonra yargıç ve avukat olarak çalıştı. 1989-1994 yılları arasında Avrupa Parlamentosu'nda, 1994-2009 yılları arasında ise Alman Federal Meclisi'nde milletvekili olarak görev yaptı.

2000-2002 yılları arasında CDU/CSU Meclis Grubu Başkanlığı yaptı. 2009 yılında aktif siyasetten çekilerek özel sektörde çeşitli üst düzey pozisyonlarda bulundu. 2022 yılında CDU Genel Başkanı seçildi ve aynı yıl CDU/CSU Meclis Grubu Başkanı oldu.

Robert Habeck (Yeşiller)

Yeşiller Partisi, 23 Şubat 2025'te düzenlenecek erken genel seçimde, başbakan adayı olarak Ekonomi Bakanı Robert Habeck'i belirledi.

Habeck, Wiesbaden kentindeki parti kongresinde delegelerin yüzde 96'sının oyunu alarak aday oldu. Habeck sosyal adalet, iklimin korunması, enerji güvenliğini seçim kampanyasına taşımak istediğini ifade etti.

Robert Habeck'in Almanya'daki popülaritesi son dönemde dalgalanmalar yaşadı. 2022 yılında Yeşiller Partisi'nin önde gelen isimlerinden biri olarak, Ekonomi ve İklim Koruma Bakanı olarak görev yaparken, kamuoyunda yüksek bir beğeni oranına sahip olan Habeck, son 2 yılda ülkenin en eleştirilen siyastçilerinden biri oldu.

Bunun nedenleri arasında, enerji politikaları ve ekonomi yönetimine yönelik eleştiriler, ayrıca bakanlıkta yakın akrabaların işe alınmasıyla ilgili bazı skandalların etkisi yer aldı.

Robert Habeck, partisinin genel çizgisine bağlı kalarak, Türkiye ile ekonomik ve enerji alanlarında işbirliğini desteklerken, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın bazı politikalarını ve açıklamalarını eleştirdi, insan hakları ve demokrasi konularında iyileştirmeler yapılması gerektiğini savundu.

Ekonomi Bakanı sıfatıyla Türkiye ile ilişkilerde ekonomik işbirliği ve enerji alanlarında ortak projelere odaklanan Habeck, Ekim 2023'te Türkiye'ye gerçekleştirdiği ziyarette, iki ülke arasındaki ekonomik ve ticari ilişkilerin güçlendirilmesi amacıyla temaslarda bulundu.

Robert Habeck, 2 Eylül 1969'da Lübeck'te doğdu. Felsefe ve edebiyat eğitimi aldı; 2000 yılında edebiyat doktorasını tamamladı. Eşiyle birlikte çocuk kitapları ve romanlar yazdı.

Habeck, 2009-2012 yılları arasında Schleswig-Holstein Eyalet Meclisi'nde milletvekili olarak görev yaptı. 2012-2018 yılları arasında Schleswig-Holstein Çevre, Tarım ve Enerji Bakanı olarak hizmet verdi. 2018-2022 yılları arasında Yeşiller Partisi Eş Başkanı olarak görev yaptı. 2021 yılında Federal Ekonomi ve İklim Koruma Bakanı ve Başbakan Yardımcısı olarak atandı.

Alice Weidel (AfD)

Almanya için Alternatif (AfD) partisinin eş genel başkanları Tino Chrupalla ve Alice Weidel, erken seçim kararı alınmasıyla, Weidel'in başbakan adayı olması konusunda anlaşmaya vardılar.

Bu karar, partinin resmi organlarının onayının ardından resmiyet kazanacak. Weidel, ekonomi alanındaki uzmanlığı ve etkili iletişim becerileriyle partinin kamuoyundaki imajını güçlendirirken, özellikle, televizyon tartışmalarındaki performansları ve net söylemleriyle dikkat çekiyor.

Alice Weidel, Almanya'daki göç politikalarına ve İslam’a yönelik sert eleştirileriyle tanınıyor. AfD’nin adayı, daha sıkı sınır kontrolleri ve göçmenlere yönelik kısıtlamalar talep ederek, güvenlik endişeleri olan seçmenlerin desteğini kazanıyor.

Öte yandan, mevcut hükümetin ekonomik politikalarını eleştirerek, özellikle orta sınıfın vergi yükünün azaltılması ve küçük işletmelerin desteklenmesi gerektiğini savunarak, ekonomik kaygıları olan seçmenler arasında karşılık buluyor.

Ancak, AfD'nin son dönemdeki yükselişi ve anketlerde yüzde 20’lere varan oy oranlarına rağmen, partinin diğer siyasi partilerle koalisyon kurma olasılığı düşük görünüyor. Bu durumun Weidel'in başbakan olma şansını sınırlandırdığı yorumu yapılıyor.

Weidel, AfD'nin genel politikaları doğrultusunda, Türkiye'nin Avrupa Birliği üyeliğine karşı çıkıyor ve Almanya'nın Türkiye ile ilişkilerinde eleştirel bir tutum sergiliyor.

Ayrıca Weidel, Almanya'daki Türk diasporası ve göçmen politikaları konusunda daha katı önlemler alınmasını savunuyor. Özellikle, 2018 yılında Türk asıllı futbolcular Mesut Özil ve İlkay Gündoğan'ın Cumhurbaşkanı Erdoğan ile görüşmelerini sert sözlerle eleştirmesiyle akıllarda kalan Weidel, bu durumu Almanya'ya sadakat eksikliği olarak nitelendirmişti.

Alice Weidel, 6 Şubat 1979'da Gütersloh'ta doğdu. Ekonomi alanında eğitim aldı ve 2011 yılında doktorasını tamamladı. Çin'de bir süre çalıştıktan sonra Almanya'ya döndü ve 2013 yılında AfD'ye katıldı.

2017 yılında AfD'nin federal seçimlerdeki eş başbakan adayı oldu ve aynı yıl Bundestag'a seçildi. 2022 yılında AfD Eş Genel Başkanı olarak seçildi.

Anketler ne diyor?

Son kamuoyu yoklamaları, Hristiyan Birlik partilerinin (CDU/CSU) oy oranının yüzde 33 ile birinci sırada bulunduğunu, dolayısıyla Friedrich Merz’in başbakanlığa en yakın isim olduğunu gösteriyor.

Aşırı sağcı popülist Almanya için Alternatif (AfD) Partisi yüzde 19 ile ikinci sırada yer alırken, SPD yüzde 15 ile üçüncü sırada bulunuyor. Yeşiller Partisi'nin oy oranı ise yüzde 11 olarak belirtiliyor.

 

Nina Rieke

Bir Alman vatandaşı Rusya'da sabotaj suçlamasıyla tutuklandı

Almanya’nın Hamburg kentinde yaşayan 57 yaşındaki Nikolai G.‘nin, Rusya'nın karadan bağlantısı olmayan, Baltık Denizi kıyısında Litvanya ve Polonya arasında yer alan toprağı Kaliningrad'a Polonya’dan giriş yaparken tutuklandığı açıklandı. Rus kaynaklar, sınırda yapılan aramada, Nikolai G.’nin aracında yarım litre sıvı patlayıcı bulunduğunu, patlayıcının bir şampuan şişesinde gizlendiğini belirtti. Rus iç istihbarat servisi FSB'nin açıklamasında, zanlının patlayıcıyı ve patlamayı gerçekleştirme talimatını Hamburg'da yaşayan bir Ukrayna vatandaşından aldığı öne sürüldü. Nikolai G.’nin "suikast hazırlığı ve patlayıcı ticareti" suçlamalarıyla tutuklandığı duyuruldu.   Sabotaj, vatana ihanet ve terör suçlamaları artıyor

Rusya'nın Şubat 2022’de Ukrayna'ya saldırısıyla başlayan savaşta sabotaj, vatana ihanet ve terörizmle ilgili tutuklamalar Rusya genelinde artmış durumda. Son yıllarda özellikle ABD vatandaşı birçok kişi, Rusya'da ağır suçlamalarla tutuklandı. Washington, Rusya'yı yurtdışında tutuklu bulunan vatandaşlarının serbest kalmasını sağlamak için Batılı ülkelerin vatandaşlarını "rehin almakla” suçluyor.

Bu son olay, Almanya ile Rusya arasındaki ilişkilerde de gerilimin artmasına neden olacak bir gelişme olarak tanımlanıyor. Almanya’nın iç güvenlik istihbarat örgütü olan Federal Anayasa Koruma Teşkilatı, Rusya’nın Ukrayna’yı işgal girişimi sürerken "Rusya’nın Almanya’ya karşı casusluk faaliyetlerinin yoğunlaştığını" açıklamış, buna neden olarak Almanya’nın Rusya’ya yaptırımlar uygulamasını ve Ukrayna’yı askeri olarak desteklemesini göstermişti.

Berlin’de yapılan değerlendirmelerde, Nikolai G.‘nin tutuklanmasının, Başbakan Olaf Scholz’un geçen Cuma Rusya Cumhurbaşkanı Vladimir Putin ile Aralık 2022’den bu yana ilk kez telefon görüşmesi yapmasından sonra gerçekleşmesine dikkat çekiliyor. Scholz, görüşmede Ukrayna’daki savaşı kınayarak Putin’i savaşı sona erdirmeye ve Rus birliklerini geri çekmeye çağırdı. Scholz, ayrıca Putin’e kalıcı bir barışın sağlanması için Ukrayna ile müzakereler yapılması çağrısında bulundu. Bunun hemen ardından Almanya Dışişleri Bakanı Annalena Baerbock, Putin’in, ülkesinin balistik füze saldırılarına uğraması halinde, buna nükleer silahla yanıt verilmesine olanak sağlayan doktrini onaylamasının kendilerini korkutamayacağını söyledi.

Almanya’dan da Rusya’ya sabotaj suçlaması

Öte yandan Almanya Savunma Bakanı Boris Pistorius, Baltık Denizi’nde Finlandiya ile Almanya’yı birbirine bağlayan denizaltı telekomünikasyon kablosunun kesilmesini "sabotaj" olarak tanımladı ve "Hiç kimse bu kabloların kazara kesildiğine inanmıyor. Henüz bilmesek de bunun bir sabotaj olduğunu varsaymak zorundayız" şeklinde konuştu.

Bakanın, "Avrupa güvenliğinin sadece Rusya'nın Ukrayna’ya karşı saldırganlık savaşından değil, aynı zamanda kötü niyetli aktörlerin hibrit savaşı nedeniyle de tehdit altında olduğunu" ifade etmesi, Almanya’nın sabotajla ilgili dolaylı olarak Rusya’yı suçladığı şeklinde yorumlara neden oldu.

Finlandiya merkezli telekomünikasyon şirketi Cinia tarafından yapılan resmi açıklamaya göre, Finlandiya ile Almanya arasında deniz altı iletişimini sağlayan "C-Lion1" isimli fiber optik kabloda ciddi hasar meydana geldi ve bağlantı kesildi. Yaklaşık 1173 kilometre uzunluğundaki veri kablosundaki kopukluk internet bağlantısında yavaşlamalara yol açtı.

Bu arada Çin bandıralı yük gemisi Yi Peng 3’ün de bu hasarlardan sorumlu olabileceği öne sürüldü. Alman basınında bugün çıkan haberlere göre, iddiaların merkezinde yer alan Yi Peng 3 adlı gemi, son günlerde olağandışı bir rota izlemesiyle dikkati çekti. Geminin peşine takılan iki Danimarka savaş gemisi, Çin bandıralı gemiyi durdurarak el koydu. Geminin kaptanının Rus uyruklu olduğu öğrenildi.

Bu gelişmeler üzerine Almanya Federal Polisi de harekete geçti. Soruşturmaya destek vermek amacıyla Almanya Federal Polisi'ne ait bir kıyı güvenlik gemisinin kısa süre içinde bölgeye hareket edeceği belirtildi. Konuyla ilgili iddiaları yanıtlayan bir Çin hükümet yetkilisi, Çin'in sorumluluklarını her zaman yerine getirdiğini ve Çin gemilerinden ilgili yasalara titizlikle uymalarını istediğini vurguladı. Yetkili, Çin'in su altı altyapısının korunmasına büyük önem verdiğini sözlerine ekledi.

 

Nina Rieke

Almanya’da kadına yönelik şiddet artıyor

Almanya Federal Kriminal Dairesi (BKA), ilk kez kadınlara yönelik suçlarla ilgili özel bir rapor hazırladı. Ülke genelinde son on yıl içinde elde edilen verileri derleyen rapor, aile içi şiddet, cinsel saldırılar ve psikolojik şiddet vakaların kayıtlara geçen sayısının son yıllarda önemli ölçüde yükseldiğini ortaya koyuyor.

Almanya İçişleri Bakanı Nancy Faeser tarafından bugün tanıtılan "Kadınlara Yönelik Spesifik Cinsiyet Suçları" başlıklı rapora göre, özellikle cinsel suçlar son on yılda büyük oranda arttı, son iki yıl içinde ise iki katına çıktı.

Veriler; tecavüz, bedensel zarar, insan kaçırma suçlarından cinayete kadar varan suçların çarpıcı bir şekilde arttığını gösteriyor. Verilere göre, ev içi şiddet mağdurlarının yüzde 70'i kadın. En çarpıcı sayılardan biri, geçen 2023 yılında toplam 938 kadına yönelik eşleri, partnerleri veya eski eşleri tarafından cinayet girişimi oldu, bunlardan 360‘sı yaşamını yitirdi. Bu rakam 2022’de 133 olarak kayıtlara geçmişti.

2023’te kadın ve genç kızlara yönelik 52 bin 330 cinsel suç işlendi. Bu rakam 2022 yılında 49 bin 284 olarak kayıtlara geçmişti. 2022’ye göre bu suçlarda yüzde 6,2 artış olduğu belirlendi.

Aile içi şiddette de artış olduğu bilgisi de paylaşılan bir başka veri oldu. Raporda geçen yıl 180 bin 715 kadının aile içi şiddete uğradığı ve bu rakamın bir yıl önce 171 bin 76 olduğuna yer verildi. Kişisel özgürlüğe karşı işlenen suçlardan (insan kaçırma, reşit olmayanların kaçırılması, çocuk ticareti, özgürlükten yoksun bırakma, zorla evlendirme vb.) mağdur olan kadın sayısı 2014 yılında 105 bin 223 iken, 2023 yılında yüzde 41 artışla 148 bin 15’e çıktı. Kadın düşmanı önyargılarla işlenen siyasi kaynaklı suçlarda da yüzde 56,3'lük artış yaşandı. Bu alandaki suçlarda kaydedilen 322 vakanın yaklaşık yarısını hakaret suçu oluştururken 29 şiddet suçunun önemli bölümünü yaralama oluşturdu.

Cinsel saldırı ve tacize uğrayanların yarıdan fazlasının 18 yaşın altında olduğu vurgulanan raporda, kadınlara yönelik dijital şiddetteki artış özellikle vurgulandı. Bir önceki yıla göre yüzde 25'lik bir artışla, 2023'te 17 bin 193 kadın sosyal medya üzerinden mağdur edildi.

"Almanya açısından utanç verici bir durum"

Raporu yorumlayan Federal İçişleri Bakanı Nancy Faeser, “Biz kadına yönelik her türlü şiddete karşıyız” derken, suçluların hak ettikleri en ağır cezaya çarptırılmasını ve şiddete uğrayan kadınlara daha fazla yardım edilmesini istedi.

Rapordaki sayıları "Almanya açısından utanç verici bir durum" olarak tanımlayan Federal Kadın ve Aile Bakan Lisa Paus da, "Kadınların korunmaya ve daha iyi bilgilendirmeye ihtiyaçları var. Bu alanda önlemlerin arttırılması kaçınılmaz. Bunun için de ortak bir yasa tasarısı hazırladık. Federal Meclis’teki tüm demokratların, kadınların daha iyi korunmasını içeren bu tasarının yasalaşmasına destek vermesini bekliyorum" diye konuştu.

Kadına yönelik şiddetle mücadele konusunda uzmanlar, daha fazla farkındalık yaratılması gerektiğini vurguluyor. Kadın hakları savunucuları, hükümetten acil önlemler almasını talep ediyor. Yasal düzenlemelerin güçlendirilmesi, şiddet faillerinin cezalandırılmasının sağlanması ve kadınların güvenliğini arttıracak politikaların hayata geçirilmesi gerektiği ifade ediliyor. Ayrıca, şiddet mağdurlarına yönelik destek mekanizmalarının güçlendirilmesi, bu sorunun çözümünde kritik bir öneme sahip olarak tanımlanıyor.

Almanya’da son yıllarda kadına yönelik şiddetin artışında birçok faktörün etkili olduğu ifade ediliyor. Ekonomik zorluklar, işsizlik oranlarının

yükselmesi ve sosyal izolasyon, özellikle pandemi dönemi sonrasında ev içi şiddet olaylarının artmasına neden olan başlıca etkenler arasında yer alıyor.

Uzmanlar, bu durumun kadınların ekonomik bağımsızlıklarını kaybetmeleriyle de bağlantılı olduğunu belirtiyor. Ekonomik bağımsızlık, kadınların şiddet içeren ilişkilerden çıkabilme yeteneklerini doğrudan etkiliyor.

Failler arasında göçmenlerin ve Alman olmayanların oranı artarken, Alman faillerin oranında da son on yılda artış olduğu gözlemleniyor.

 

Nine Rieke

Mustafa filmi Almanya ve Avrupa yolunda

Mustafa Kemal Atatürk’ün çocukluk yıllarını konu alan Mustafa filmi, ara tatilde çocukların ilgisini çekti ve Avrupa’da da izleyiciyle buluşmaya hazırlanıyor.

 

Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün çocukluk yıllarını konu alan animasyon filmi Mustafa, 25 Ekim'de Türkiye’de vizyona girerek izleyiciyle buluşmaya başladı. Türkiye genelinde 300’den fazla sinema salonunda gösterime giren film, üç haftadır sürdürdüğü vizyon serüveninde 300 bin izleyiciye ulaştı.

Ara tatilde çocuklar için özel bir ilgi odağı olan Mustafa, tatil süresince yoğun bir şekilde öğrenci kitleleriyle buluştu. Çocuklar bu tatilde Atatürk’ün çocukluk yıllarını konu alan bu yapımla, keyifli bir öğrenme deneyimi yaşama fırsatı buldu. Mustafa, özellikle ara tatil döneminde çocuklar arasında en çok izlenen film olarak dikkat çekti.

 

Avrupa’da yaşanan yasak girişimi

 

Tarihçi yazar Erol Mütercimler’in danışmanlığında hazırlanan ve Atatürk’ün yaşamını animasyon formatında anlatan bu ilk yapım olan Mustafa, Avrupa'daki Türk çocuklarıyla buluşmaya hazırlanıyor. Film, Türkiye’de vizyona girdiği tarihlerde Avrupa’da da gösterime girmeye hazırlanıyordu; ancak bazı kesimlerin yasaklama çabaları nedeniyle bu süreç sekteye uğramıştı.

 

Avrupa’da gösterim tarihi netleşti

Avrupa’daki bu engelleme girişimi, Türkiye’de geniş bir yankı uyandırdı ve siyasetten sanat dünyasına kadar birçok isim #MustafamaDokunma etiketiyle tepki gösterdi. Gelişen tepkiler sonucunda yapımcılar Avrupa’daki dağıtımcılarla yeniden anlaşma sağladı ve 14 Kasım 2024 tarihi için vizyon programı kesinleştirildi. Mustafa filmi, 14 Kasım itibarıyla Almanya ve Avusturya’daki sinema salonlarında izleyicisiyle buluşacak.

 

Türkiye’de gösterimler sürerken yeni filmler yolda

 

Avrupa gösterimlerinin yanı sıra Türkiye’deki gösterimlerine de devam eden Mustafa, 290’dan fazla salonda sinemaseverlerle buluşmayı sürdürüyor. Bir seri olarak planlanan bu animasyon yapımının gelecek bölümleriyle de Atatürk’ün hayatı farklı dönemlere ayrılarak aktarılacak. Kemal adlı ikinci filmde Atatürk’ün gençlik yılları, ardından yetişkinlik ve son dönemi olmak üzere üç yeni yapım daha izleyiciyle buluşacak.

 

Nina Rieke

Almanya’da erken seçim tarihi belli oldu: 23 Şubat

lmanya'da Sosyal Demokrat Parti (SPD) ve muhalefetteki birlik partilerinin (CDU/CSU) iki gündür süren görüşmeler sonrasında mutabakata vardığı erken seçim tarihi, meclisteki FDP ve Yeşiller partileri tarafından da destek buldu.

Yeni seçimlerin yolunun açılması için Başbakan Olaf Scholz’un güvenoyu oylamasına gitmesi gerekiyor.

Konuyla ilgili haberlere göre Scholz, 16 Aralık’ta meclisten güvenoyu isteyecek.

Almanya’da başbakanın mecliste güvenoyu istemesi ve Federal Meclis’i feshetme konusu Anayasa'nın 68. maddesinde düzenleniyor. Buna göre başbakan güvenoyu isteme kararı aldıktan 48 saat içinde oylama yapılması şart. Bu durumda Federal Meclis’te oylama 18 Aralık’ta yapılacak.

Scholz, üçlü koalisyon hükümetindeki liberal FDP’li bakanlarla yolunu ayırmasından sonra, şu anda azınlık hükümeti olarak görev başına bulunuyor. Meclisteki aritmetiğe göre, Scholz’un güven oylamasında onay alması imkansız görünüyor. Bu oylama sonrasında, Anayasa'nın 39. maddesi devreye girecek. Bu maddede "Federal Meclis'in feshedilmesi halinde 60 gün içinde yeni bir seçim yapılır" deniliyor.

Cumhurbaşkanı Frank Walter Steinmeier’in başbakanın önerisiyle meclisi en geç 21 gün içinde feshetmesi ve seçim tarihini duyurması gerekiyor.

Taraflar anlaştığı için Steinmeier’in 23 Şubat tarihini onaylayarak, seçim günü olarak duyurmasına kesin gözüyle bakılıyor.

Almanya'da normal şartlar altında seçim 28 Eylül 2025'te yapılacaktı.

Koalisyonun sonu, erken seçime neden oldu

Olaf Scholz’un başbakanlığındaki hükümet, koalisyon ortağı Hür Demokrat Parti (FDP) lideri ve Maliye Bakanı Christian Lindner’in görevden alınmasıyla büyük bir krize girdi.

FDP’nin diğer bakanlarının hükümetten çekilmesi, koalisyonun çoğunluğunu kaybetmesine neden oldu ve erken seçim taleplerini gündeme getirdi. Scholz önce erken seçimlerin Mart ayında yapılmasını önerdi.

Ancak muhalefet partileri, özellikle Hristiyan Demokrat Birlik Partisi (CDU), erken seçimlerin bir an önce yapılmasını talep etti. CDU lideri Friedrich Merz, seçimlerin Ocak ayında yapılabileceğini savunarak sürecin hızlandırılmasını istedi.

Aşırı sağcı Almanya için Alternatif (AfD) lideri Alice Weidel de "ülke için gereken yeni başlangıcın mümkün kılınması için" Scholz'dan derhal güven oylamasına gitmesini talep etti.                           

Anketlerde yükselen parti: AfD

Bu arada Berlin’de yaşanan siyasi krizle ilgili yapılan son kamuoyu araştırmasına göre, gelişmelerden en karlı çıkan taraf ırkçı Almanya için Alternatif Partisi (AfD) oldu.

Ülkenin en çok satan gazetesi Bild tarafından yaptırılan ankete göre, Scholz’un partisi Sosyal Demokratlar (SPD) yüzde 15,5’lik oy oranı ile geçen haftaya göre değişiklik göstermedi.

Birlik Partileri (CDU/CSU) yüzde 32,5 ile yüzde 0,5’lik puan artışı kaydetti. Yeşiller 1 puan kazanarak yüzde 11,5’e ulaştı. En büyük ilerleme yaşayan ise AfD oldu.

AfD, Ekim ayında yapılan anketlere kıyasla 1,5 puan artışla yüzde 19,5 seviyesine yükseldi. Bu, partinin son dönemdeki en yüksek oy oranlarından biri olarak dikkat çekiyor.

Koalisyonunun sona ermesinden sonra FDP’nin oy oranı yükseliş trendine girdi. Bu, liberallerin kıl payı da olsa yüzde 5’le yeniden Federal Meclis’e girme şansına sahip olabileceği anlamına geliyor.

Nine Rieke

 

Berlin Film Festivali, Elon Musk'ın X'inden ayrılma kararı aldı

Dünyanın en prestijli film festivallerinden biri olan Berlin Uluslararası Film Festivali, Elon Musk'ın sosyal medya platformu X'ten ayrıldığını açıkladı.

 

Berlinale olarak da bilinen Berlin Film Festivali, sosyal medya platformunda geçirdiği 15 yılın ardından 31 Aralık'ta X'ten ayrılacağını duyurdu.

 

Şu anda 133.000'ü aşkın takipçisi bulunan festival, 13-24 Şubat 2025 tarihleri arasında gerçekleştirilecek 75'inci edisyonu için artık resmi bir X varlığına sahip olmayacak.

 

 

Açıklamada, "Berlinale, 31 Aralık 2024 tarihinde X’e veda etmeye karar verdi. Bunca yıldır bizi burada takip ettiğiniz için teşekkür ederiz. Berlinale ile ilgili her şeyle Instagram, Facebook, LinkedIn, YouTube ve web sitemiz üzerinden bağlantıda kalın. Orada görüşmek üzere! #Berlinale" denildi.

Festival, X'ten ayrılma kararıyla ilgili daha fazla açıklama yapmadı, ancak Elon Musk'ın 2022'de Twitter'ı satın almasının ardından platformda dezenformasyon ve küfürlü içerikteki artış göz önüne alındığında, bu hareket, ilerici bir Avrupa kültür kurumu olan Berlinale için anlamlı bir adım gibi görünüyor.

Nina Rieke

 

Almanya-Türkiye Ortak Geliştirme Fonu: Yılın desteklenecek filmleri açıklandı

İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) tarafından, İstanbul Film Festivali kapsamında gerçekleşen Köprüde Buluşmalar, Medienboard Berlin-Brandenburg ve Hamburg Schleswig-Holstein Film Fonu işbirliğiyle oluşturulan ve finanse edilen Almanya-Türkiye Ortak Yapım Geliştirme Fonu’nun 2024 yılı sonuçları açıklandı.

Köprüde Buluşmalar, Medienboard Berlin-Brandenburg ve Hamburg Schleswig-Holstein Film Fonu işbirliğiyle 2011 yılında hayata geçirilen Almanya-Türkiye Ortak Yapım Geliştirme Fonu, Almanya ve Türkiye ortak yapımı ve çekimlerine henüz başlanmamış uzun metraj filmleri desteklemeyi amaçlıyor. Bu yıl 14. kez düzenlenen fona, iki ülke arasında uzun metraj ortak yapım projeleri başvurdu. Yapılan değerlendirme sonucunda, 2024 yılında 7 projenin desteklenmesine karar verildi.

Destekleneceği açıklanan projeler:

  1. Bu Güzelliğin Bir Parçası, Yönetmen: Burak Çevik, Ortak yapımcılar: Fol Films, Schiwago Film GmbH
  2. Gerçek Bir Kadın, Yönetmen: Eylem Kaftan, Ortak yapımcılar: Kolor Productions, Zischlermann Filmproduktion GmbH
  3. İlahi Zehir, Yönetmen: Nehir Tuna, Ortak yapımcılar: Tuna Film, Red Balloon Film GmbH
  4. İskeletin Türküsü, Yönetmen: Murat Uğurlu, Ortak yapımcılar: Rubikon Film, Klinker Film
  5.   Mutlu Bir YuvaYönetmen: Nazlı Elif Durlu, Ortak yapımcılar: Istos film, Achtung Panda! GmbH
  6. Onu Ellerinden Tanıdım, Yönetmen: Ömer Çapoğlu, Ortak yapımcılar: Liman Film, JYOTI Film GmbH
  7. Ölüleri Yakma Cemiyeti, Yönetmen: Mahmut Fazıl Coşkun, Ortak yapımcılar: MFC Film, Studio Zentral GmbH

Nina Rieke

Almanya’da siyasi deprem: Üçlü koalisyon sona erdi

Almanya’da bir dönem sona erdi. Başbakan Olaf Scholz’un, koalisyon ortağı Hür Demokrat Parti FDP lideri ve Maliye Bakanı Christian Lindner'i görevden almasıyla birlikte, SPD, Yeşiller ve FDP'den oluşan üçlü koalisyon sonlandı.

Başbakan Scholz’e yakın kaynaklardan, başbakanın Ocak ayında Federal Meclis’ten güven oyu isteyeceği, çoğunluğu bulamaması durumunda ise Mart ayında erken seçime gidileceği öğrenildi.

Son haftalarda koalisyon ortakları arasında yaşanan kriz ve ciddi anlaşmazlıklar, son 48 saatte Christian Lindner'in ekonomide dönüşümü hedefleyen "Temel Ekonomi Belgesi" ile koalisyonun sonunu getirdi. Bu belgede bürokrasinin azaltılması, yenilenebilir enerji sübvansiyonlarının düşürülmesi ve emeklilerin çalışmaya teşviki gibi öneriler yer alırken, Başbakan Scholz, FDP’nin önerilerinin kabul edilemeyeceğini ve şantaj olarak gördüğünü belirterek, Lindner'i görevden aldı. Bu gelişmeyle birlikte FDP'nin hükümetten ayrılması netlik kazandı.

Scholz Lindner’i görevden alma hamlesiyle FDP’den önce davrandı. FDP’nin, Berlin’de bu akşam Başbakanlık’ta gerçekleşen Koalisyon Komisyonu'nu terk etmeyi, yarın ise SPD ve Yeşiller ile olan koalisyon sözleşmesini feshetmeyi ve bakanlarını geri çekmeyi planladığı öğrenildi. Scholz’un ise Cumhurbaşkanı Frank Walter Steinmeier’le konuşarak, koalisyon hükümetini sonlandırmayı hedeflediğini söylediği, ardından Lindner’i görevinden alarak, FDP ile ortaklığı bitirdiği anlaşıldı. Akşam saatlerinde basın toplantısı düzenleyen Scholz, FDP ile uzlaşmak için son ana kadar çalıştığını, ancak bunun başarısız olması üzerine Maliye Bakanı Lindner’i görevden aldığını duyurdu. Alman ekonomisinin zor bir dönemden geçtiğini söyleyen Scholz, FDP’nin tavrının hükümetin işleyişini ve ekonomik kalkınmayı olumsuz etkilediğini belirterek, "Almanya'nın istikrarlı bir yönetime ihtiyacı var. Lindner, bunu boykot etti. Bu nedenle, hükümetin etkin çalışmasını sağlamak adına gerekli adımları attım" dedi.

"Lindner’e olan güvenimi kaybetttim" diyen Scholz, "Koalisyonda daha fazla işbirliği için güven temeli yok" şeklinde konuştu. Scholz, ABD’de Donald Trump’ın seçilmesine atıfta bulunarak, "Bu dönemde Almanya’da hükümetin uyum içinde çalışması hayati önem taşıyor" ifadesini kullandı.

Erken seçim Mart ayında

SPD ve Yeşiller’den oluşan mevcut koalisyon, FDP’nin hükümetten ayrılmasıyla azınlık durumuna düşmüş durumda.

Ülkede siyasi kriz yaratan bu gelişme, Almanya’yı önümüzdeki dönemde nasıl bir sürecin beklediği sorusunu gündeme getirdi. Bundan sonra ne olacağı konusunda ise çeşitli senaryolar konuşuluyor.

Başbakan Scholz, Lindner’in ve partisi FDP’nin hükümetten ayrılması sonrasında, bu yıl sonuna kadar azınlık hükümeti olarak görev başında kalacaklarını ve Almanya’yı ilgilendiren temel konularda ana muhalefet Birlik Partileri CDU/CSU’nun desteğini isteyeceğini duyurdu.Olaf Scholz, 15 Ocak 2025 tarihinde Federal Meclis'te güvenoyu talep edeceğini açıkladı. Scholz eğer güvenoyu alamazsa, Almanya Anayasası'nın 68. maddesi uyarınca Cumhurbaşkanı, Meclis'i feshederek 60 gün içinde erken seçim kararı alacak. Bu durumda, erken seçimlerin en geç 16 Mart 2025 tarihine kadar yapılması gerekecek.

Koalisyon neden dağıldı?

Koalisyon hükümetindeki ortaklar, özellikle iklim politikaları, sosyal harcamalar, enerji dönüşümü ve dijitalleşme gibi temel konularda uzun süredir fikir ayrılığı içindeydi. Son dönemde iç ve dış politikada yaşanan anlaşmazlıklarla daha da sarsılan koalisyon hükümeti, en küçük ortak liberal FDP'nin koalisyon ortaklarından farklı bir çizgi izlemesiyle derinleşti.

FDP lideri Christian Lindner'in, hükümetin ekonomik politikalarına olan itirazları ve Yeşiller'in enerji konusundaki katı tavrı, hükümeti ciddi anlamda köşeye sıkıştırdı.

Hükümet içindeki en büyük anlaşmazlık alanlarından biri ekonomi politikaları oldu. FDP, vergi ve kamu harcamaları konusunda daha muhafazakâr bir yaklaşımı savunurken, Yeşiller ise sosyal ve çevresel harcamalara daha fazla kaynak ayrılmasını talep etti. FDP, ek borçlanmaya karşı çıkarken, Yeşiller yeni yatırımcılara devlet desteği sağlamayı hedefleyen bir fon önerdi. Ancak FDP, borçlanmanın önüne geçilmesi gerektiğini savunarak bu öneriyi geri çevirdi.

Savunma harcamaları ve Almanya'nın NATO'ya olan taahhütleri de hükümet ortakları arasında görüş ayrılığına yol açan bir diğer konu oldu. Başbakan Olaf Scholz’un partisi SPD ise bu çatışmalarda arabuluculuk rolünü üstlenmeye çalıştı, ancak anlaşmazlıkların büyümesi ve üç parti arasında uyumlu çalışma kültürünün sağlanamaması, koalisyonun sonunu getirdi.

Erken seçimde AfD‘nin güçlenmesi bekleniyor

Koalisyon partnerleri arasındaki sürtüşmeler, Almanya halkının hükümette yer alan partilere olan güvenini zayıflattı.

Bu yıl yapılan eyalet seçimlerde, koalisyondaki partiler kısmen hezimet boyutunda oy kaybına uğrarken, yapılan kamuoyu yoklamaları, koalisyon ortaklarının Almanya çapında da büyük oranda oy düşüşü yaşadıklarını gösteriyor. FDP’nin yüzde 5 seçim barajını aşma ihtimali çok az gözükürken, muhalefetteki Hristiyan Demokrat Birlik (CDU/CSU) yaklaşık yüzde otuz iki oy alarak en güçlü parti konumunda.

Aşırı sağ Almanya için Alternatif Partisi (AfD), yaklaşık yüzde on sekiz oy ile ikinci sıraya yükselmiş durumda ve bu partinin ciddi bir çıkışta olduğunu gösteriyor. Sosyal Demokrat Parti (SPD) ise üçüncü sırada yer alarak yüzde 16 oy alabilecek bir durumda. Yeşiller Partisi’nin oy oranı ise yaklaşık yüzde on seviyesinde.

 

Nine Rieke

ABD başkanlık seçimleri Almanya-ABD ilişkilerini nasıl etkileyecek?

ABD yarın başkanını seçmeye hazırlanırken, Almanya’da kamuoyu bu önemli seçimin transatlantik ilişkilerde nasıl bir etki yaratabileceğini sorguluyor.

Almanya’nın ABD’ye bağımlı ekonomi ve güvenlik politikaları dikkate alındığında, Demokrat aday Kamala Harris ile Cumhuriyetçi Donald Trump arasındaki farkların Almanya’ya olası etkileri dikkat çekiyor.

ABD-Almanya ilişkileri, eski Başkan Trump’ın "Önce Amerika" politikaları ve şimdiki Başkan Joe Biden’ın transatlantik ortaklığı güçlendirmeye yönelik çabaları arasında gidip gelen yılların ardından bu seçimle birlikte yeniden bir yön belirleyecek.

Siyasi partiler ve Alman kamuoyunun ABD seçimlerine bakışı

Eski Başkan Donald Trump'ın yeniden aday olması ve Demokrat Parti’den Kamala Harris’in aday olarak öne çıkması, Berlin’deki parti merkezilerinde ve Alman kamuoyunda farklı tepkilere yol açtı.

Alman siyasetinde giderek ağırlığı hissedilen göçmen karşıtı Almanya için Alternatif Partisi (AfD), Trump’ın olası zaferi ile ikinci döneminde Almanya’nın da güvenlik ve göçmen politikalarında daha sert adımlar atabileceğini savunurken, sosyal demokrat SPD ve Yeşiller, Harris’in başkanlığının daha işbirlikçi bir atmosfer sağlayabileceğine inanıyor.

SPD’li Başbakan Olaf Scholz, Temmuz ayında bir açıklama yaparak, tarafını belli etmişti. Scholz, Demokrat Partili adayı "ne yaptığını çok iyi bilen, donanımlı ve tecrübeli bir siyasetçi" olarak nitelendirmiş ve seçimi kazanma şansının yüksek olduğunu belirtmişti.

ABD'nin bir "süper güç ve dünyanın en güçlü ülkesi" olduğunu dile getiren Almanya başbakanı, "Orada olan şeyler dünya üzerindeki tüm ülkeler için çok önemli, özellikle de ABD'nin Avrupa'daki en yakın müttefiki Almanya için" ifadelerini kullanmış ve bu ortaklığın "ABD'de kimin başkan olduğuna bağlı olamayacağını" da söyleyerek, Trump’ın Başkanlığı ihtimalini de açık bırakmıştı.

Muhalefetteki Hristiyan Demokrat Birlik Partisi (CDU) lideri Friedrich Merz, başkanlık seçimleri konusunda doğrudan bir aday ismi favorisi olarak belirtmedi. Ancak, verdiği bir röportajda, Donald Trump'ın yeniden seçilmesi durumunda Almanya'nın daha hazırlıklı olması gerektiğini ve Trump'ın politikalarına karşı daha stratejik bir yaklaşım benimsemesinin mantıklı olacağını ifade etti.

Berlin’deki analizciler, CDU’nun genel olarak Trump’a daha yakın olduğu görüşünde. Nitekim CDU’nun önde gelen isimlerinden Jens Spahn, Trump’ın seçilmesinin güvenlik açısından daha verimli olacağı şeklinde bir açıklama yaptı ve Trump’ın uluslararası krizlerde “öngörülebilir” bir lider olduğunu savundu.

Aşırı sağ parti AfD ise Trump’a destek veren en güçlü gruplardan biri. AfD’nin önde gelen isimleri, Trump’ın sert dış politika adımlarını ve göçmenlere karşı söylemlerini ön plana çıkarırken, Trump’ın "Önce Amerika" ve göç politikaları, AfD'nin Almanya’da benimsediği "Almanya’nın çıkarları öncelikli olmalı" ve göçmen karşıtlığına dayalı ideolojileri ile örtüşüyor.

Sosyal medyadaki yorumlarda da Trump’ın Almanya’daki aşırı sağcı kesimlerde adeta bir ikon haline geldiği görülüyor.

Yeşiller Partisi ise, başkanlık seçimlerinde Demokrat aday Kamala Harris'i desteklediğini açıkça ilan etti. Parti liderleri, Harris'in çevre politikaları ve uluslararası iş birliğine verdiği önemi vurgulayarak, onun seçilmesinin transatlantik ilişkiler ve iklim değişikliğiyle mücadele açısından olumlu olacağını belirtti.

2024 ABD Başkanlık Seçimleri öncesinde Almanya'da kamuoyunun eğilimleri ise siyasete kıyasla çok daha net bir favoriyi ortaya çıkarıyor. Son aylarda yapılan tüm anketler, Demokrat aday Kamala Harris'in Alman kamuoyunda geniş bir destek bulduğunu gösteriyor.

Temmuz 2024'te Forsa tarafından gerçekleştirilen bir ankete göre, Almanların yüzde 79'u Harris'i desteklerken, sadece yüzde 13'ü Donald Trump'ı tercih ediyor.

INSA tarafından bundan kısa bir süre önce yapılan bir başka ankette, Almanlar’ın yüzde 61'i Harris'in ABD başkanı olmasını isterken, yüzde 16'sı Trump'ı destekliyor. 

Almanlar neden Harris kazansın istiyor?

Almanlar’ın büyük çoğunluğunun Trump'ı yerine Harris’i desteklemesi, Trump’ın başkanlık dönemindeki politikalarının Almanya ve ABD ilişkileri üzerinde yarattığı olumsuz etkilerle ilişkilendiriliyor.

Trump’ın 2017-2021 arasındaki başkanlık dönemi, Almanya için hem ekonomik hem de güvenlik alanında birçok zorlukla geçti. Trump, Almanya’nın NATO bütçesine katkısının yeterli olmadığını sıklıkla vurgularken, Almanya’nın ticaret fazlasını hedef alarak gümrük vergilerini arttırtı. Özellikle Alman otomotiv sektörü ve çelik sanayi, Trump’ın ek gümrük vergilerinden büyük zarar gördü.

Trump yönetiminin, 2017’de Paris İklim Anlaşması'ndan çekilme kararı da, çevreye duyarlı Alman kamuoyunda büyük bir hayal kırıklığı yarattı. Almanya, iklim değişikliğiyle mücadeleyi temel bir küresel sorun olarak görüyor; Trump'ın bu anlaşmadan çıkması, Almanya'da küresel iklim çabalarını baltalayan bir hamle olarak değerlendirildi.

Trump’ın popülist ve kutuplaştırıcı söylemleri de Almanya’da geniş bir kesim tarafından olumsuz karşılandı. Alman siyasetinde genel olarak uyum ve uzlaşma ön planda olduğundan, Trump’ın iletişim tarzı Alman halkına itici geldi.

Buna karşılık 2021'de Joe Biden'ın başkanlık koltuğuna oturmasıyla birlikte, Almanya-ABD ilişkilerinde olumlu bir dönüşüm yaşandı. Biden, transatlantik bağları güçlendirmeyi ve müttefiklerle iş birliğini artırmayı hedeflediğini vurguladı.

Temmuz 2021'de eski Başbakan Angela Merkel'in Washington ziyareti sırasında Biden, Almanya-ABD ilişkilerinin "demirden" olduğunu söyledi. Kamala Harris'in olası başkanlığının da ABD ile Almanya arasındaki ilişkileri güçlendireceğini ve küresel meselelerde daha uyumlu bir işbirliği ortamı yaratacağı eğilimi hem siyasette hem de Alman basınında ağır basıyor.

Harris'in, Joe Biden gibi Almanya ile işbirliğini önemseyen bir dış politika izlemesi beklenirken, Demokrat adayın iklim değişikliği, ticaret ve güvenlik gibi küresel meselelerde çok taraflı işbirliğini desteklemesi, Almanya'nın uluslararası sorunların çözümünde ortak hareket etme isteğiyle örtüştüğü dikkat çekiyor.

Harris'in, Trump dönemindeki korumacı ticaret politikalarının aksine, serbest ticareti ve ekonomik iş birliğini teşvik eden bir politika izlemesi beklentisi de Almanya'nın ihracata dayalı ekonomisi için olumlu bir perspektif sunuyor.

Nina Rieke

Almanya'da cinsiyet değiştirmek artık yasal

Almanya’da 1 Kasım Cuma günü yürürlüğe girecek yeni yasayla yetişkinler, mahkeme onayı olmadan isim ve cinsiyet değişikliği yapabilecek.

Almanya Federal Meclisi'nin 12 Nisan'da kabul ettiği "Kendi Kaderini Tayin Hakkı Yasası", trans bireylerin cinsiyet kimliklerini resmi olarak tanıma ve değiştirme sürecini kolaylaştıracak önemli bir adım olarak değerlendiriliyor.

Yeni yasa, ismini ya da cinsiyetini değiştirmek isteyen herkes için geçerli olacak. 18 yaşından büyük bireyler, nüfus müdürlüğüne başvurarak kayıtlarını erkek, kadın ya da Alman yasalarındaki “üçüncü cinsiyet” olarak değiştirebilecek. Kişiler ayrıca bürokratik tüm işlemlerde cinsiyetle ilgili herhangi bir kaydın bulunmamasını da talep edebilecek.

Yasanın amacı ayrımcılığını önlemek

Yasanın amaçlarından biri, cinsiyet değiştirmiş kişilere karşı ayrımcılığı önlemek. Örneğin, pozitif ayrımcılıktan yararlanmak isteyen bir kadın, kendini erkek olarak yazdırabilecek ve yasalar önünde ona erkek gibi davranılacak. Yasa gereği, cinsiyet ve isim değişimi yılda sadece bir kez yapılabilirken, bazı özel durumlarda birden fazla kez değiştirme imkânı da olacak.

Cinsiyetini ve adını değiştiren kişiye, eski adıyla hitap edenlere 10 bin Euro’ya kadar para cezası kesilebilecek. Bir iş başvurusu sürecinde kişinin eski isminin ya da cinsiyetinin araştırılması da cezai işleme neden olabilecek.

Bir erkeğin kendini kadın olarak yazdırıp spor müsabakalarına katılıp katılmayacağına ilgili spor branşlarının üst yapıları karar verecek. Tuvalet, yüzme havuzu ve sauna gibi alanlarda cinsiyet değiştirenlerin hangi bölümleri kullanabileceğine de ilgili kurum ya da tesis karar verecek.

Bu arada sığınmacılar, oturma izinleri iki ay içinde sona ermediği takdirde, kimliklerindeki cinsiyet hanesinde değişiklik yapılması için başvuruda bulunabilecek.

14-18 yaş arasındaki gençler ise ebeveynlerinin veya yasal vasilerinin onayı ile başvuru yapabilecek. 14 yaşından küçük çocuklar için başvurular ebeveyn veya vasileri tarafından yapılmak zorunda olacak.

Yasa ile birlikte, cinsiyet değişikliği başvurularında istenen doktor raporu ve mahkeme onayı zorunluluğu kaldırılırken, cinsiyet değişikliği için ameliyata gerek olmayacak.

Mevcut "Cinsiyet Değiştirme-Transseksüel Yasası"na göre, cinsiyetini değiştirmek isteyenler, en az iki psikologdan rapor getirmek ve ayrıntılı özel sorulara yanıt vermek zorundaydı.

Trump, cinsiyet değiştirilmesine karşı

Cinsiyet ve isim değişikliği olanağı Almanya’dan önce başka Avrupa ülkelerinde de uygulanmaya başlandı.

Daha önce İsviçre, İrlanda, Belçika, Portekiz ve Norveç benzer uygulamalara başlarken, 2022 yılında İspanya, 16 yaşından itibaren sadece nüfus idaresine başvuru yaparak kimliklerinde cinsiyet değişikliği yapılmasını sağlayan bir yasaya onay verdi.

İsveç Parlamentosu da 17 Nisan 2024’te insanların yasal cinsiyetlerini değiştirmelerini kolaylaştıracak bir yasayı kabul etti.

Bu yasayla yasal cinsiyeti değiştirme yaşı 18'den 16'ya inerken, yasanın Temmuz 2025’te yürürlüğe girmesi bekleniyor.

ABD'de cinsiyet değiştirmek yasal olarak mümkün. Ancak süreç eyaletten eyalete farklılık gösteriyor. Çoğu eyalette doğum belgesi ve ehliyet gibi kimlik belgelerinde cinsiyet değişikliği yapılabiliyor. Bazı eyaletler ise cinsiyet değişikliği için tıbbi veya psikolojik tedavi görüldüğüne dair sağlık yetkililerinden belge talep ediliyor.

Cumhuriyetçi Parti başkan adayı Donald Trump, seçilmesi halinde cinsiyet değiştirme kavramını "her yaşta" teşvik eden olanakları durdurmaları için federal kurumlara talimat vereceğini söylemişti. Trump, erkek ve kadın dışındaki üçüncü cinsiyeti reddediyor.

 

Nine Rieke

Avrupa kış saati uygulamasına geçiyor; Türkiye ile saat farkı artıyor

Avrupa bu haftasonunda kış saati uygulamasına geçiyor. 27 Ekim Cumartesi’yi 28 Ekim Pazar’a bağlayan gece, saatler Avrupa ülkelerinin çoğunda 03.00'te bir saat geri alınacak.

Ancak 2016 yılında kalıcı yaz saati uygulamasına geçen Türkiye’de ise bu uygulama devam edecek. 30 Mart 2025’e kadar sürecek kış saati uygulaması nedeniyle, Türkiye ile Almanya, Fransa, Belçika, Hollanda, İtalya, İsveç, İsviçre ve Danimarka arasındaki saat farkı 1’den 2’ye, İngiltere ile 3’e çıkacak.

Yaz-kış saati uygulaması Avrupa Birliği'nde 2001'den bu yana zorunlu. AB yasaları uyarınca, 28 AB ülkesinin vatandaşları her mart ayının son pazar günü saatleri bir saat ileri alıyor. Kışın da saatler ekim ayının son pazar günü bir saat geriye çekiliyor.

Uygulama, AB iç piyasasının daha düzenli çalışmasını ve enerji tüketimini azaltmayı amaçlıyor.

Ancak uzmanlar uygulamanın arzulanan miktarda enerji tasarrufu sağlamadığını savunuyor. Ayrıca AB'nin en büyük ticaret ortaklarından Çin ve Rusya gibi ülkeler de yaz-kış saati uygulaması kullanmıyor.

Gün ışığından daha fazla yararlanmak için yapılan düzenlemenin, teknolojinin geldiği noktanın ihtiyaçlarına cevap veremediği, uluslararası görüşmelerle, yolculukların ayarlanmasında, faturalandırmalarda olumsuz etkilerinin daha ağır bastığı belirtiliyor. Yapılan bilimsel araştırmaların saat değişiminin insan sağlığı üzerinde olumsuz etkileri olduğunu ortaya çıkardı.

Nitekim Almanya’da her üç bir kişiden biri, saatlerin değişmesi sonrasında uykusuzluk ve huzursuzluk gibi sağlık sorunları ile karşılaştığını belirtiyor.

Yıllarca gündemi belirleyen bu tartışmalar sonrasında, bazı Avrupa ülkeleri 2018 yılında Avrupa Parlamentosu’nda farklı saat uygulamasından vazgeçilmesi için teklif verdi.

Yapılan oylamada Avrupa Parlamentosu vekillerin ezici çoğunluğu, tek saat uygulamasına geçilmesinden yana oy kullandı. Bu kararı üstlenen Avrupa Birliği, üye ülkelere 2020’ye kadar yaz ve kış saati arasında bir tercihte bulunmayı ve 28 Mart 2021’den itibaren de tek saat uygulamasına geçmeyi tavsiye etti. Ancak tavsiye kararı henüz hiçbir ülke tarafından hayata geçirilmedi.

İlk uygulama 1916 yılında Almanya’da

Temelde gün ışığından faydalanmak için ortaya çıkan yaz/kış saati uygulaması fikri 1760'lı yıllara dayanıyor.

Saatlerin kışın geri alınması yazın da ileri alınmasıyla gün ışığından daha çok faydalanılacağını öne sürerek bu işin mucidi olarak tarihe geçen isim ise, o dönemde Thomas Jefferson ve John Adams ile Amerika’nın Bağımsızlık Bildirgesi’ni hazırlayan Fizikçi Benjamin Franklin.

Franklin, Fransa'ya elçi olarak yollandığı dönemde Paris halkının mum israfını önlemesi ve gün ışığından daha çok yararlanması için saatlerin kış aylarında bir saat geri alınmasını önerirken, bu fikri uygulayan ilk ülke 1916’da Almanya oldu.

Daha sonra başka ülkeler de enerji kaynaklarından tasarruf hedefiyle uygulamayı başlattı. 1973’deki petrol krizi sonrasında hemen tüm Avrupa ülkeleri yılda iki kez saat değişimini hayata geçirdi.

Ancak uygulamanın Avrupa genelinde standart hale gelmesi 1981’de oldu. O dönemdeki düzenlemeyle her yılın mart ayının son pazar günü saatler bir saat ileri alınırken, ekim ayının son pazar günü de bir saat geriye alınması kararlaştırıldı. Türkiye ise 1972’ten sonra sürdürdüğü yaz ve kış saati değişikliğini Ekim 2016’da sonlandırdı. Türkiye'de yedi yıldır sürekli olarak yaz saati uygulanıyor.

Nine Rieke

Almanya’da ırkçı AfD’yi kapatma davası gündemde

Almanya'da son dönemde aşırı sağcı Almanya için Alternatif Partisi'nin (AfD) yasaklanması yeniden gündeme geldi. Tartışmalar, AfD’nin göçmen karşıtı politikaları ve artan oy oranı nedeniyle daha da yoğunlaştı.

AfD’nin yasaklanması, Almanya'da demokrasinin korunması ve aşırı sağın yükselişinin engellenmesi açısından önemli bir adım olarak görülüyor. Ancak bu yasaklama girişimi, çeşitli zorluklar ve tartışmalarla karşı karşıya. Giderek radikalleşen göçmen karşıtı politikaları ve popülist söylemleri ile dikkat çeken parti, özellikle göçmen konusunu sürekli olumsuz işleyerek oy oranını arttırıyor.

Diğer taraftan AfD’nin göçmenleri toplu halde sınır dışı etme planları ve aşırı sağcı söylemleri, Almanya’da büyük tepkilere yol açtı. Bu durum, AfD’nin yasaklanması tartışmalarını yeniden alevlendirdi.

Son olarak bir grup milletvekili eyalet seçimlerinde oy oranını yükselten AfD’ye karşı kapatma davasını gündeme getirdi. Mecliste AfD dışında diğer dört partiden 37 federal milletvekilinin hazırladığı önergede Federal Meclis’in AfD’nin yasaklanması için Anayasa Mahkemesi’ne başvurması talep ediliyor.

Sosyal Demokrat Parti (SPD), Hıristiyan Demokratik Birlik Partisi (CDU), Yeşiller ve Sol Parti’den (Die Linke) milletvekilleri, AfD’yi özgürlükçü ve demokratik temel düzeni ortadan kaldırmayı hedeflemekle suçluyor. Başvuruda, AfD’nin bu düzene karşı “aktif, savaşçı ve saldırgan” bir tutum sergilediği belirtiliyor. Özellikle, AfD’nin parti liderlerinin göçmenler, Müslümanlar ve LGBTQ gruplar hakkında yaptığı birçok açıklamanın, insan onuruna aykırı olduğu belirtiliyor.

Milletvekillerinin önerisinin, Kasım ayında oylanıp kabul edilmesi durumunda Federal Meclis ile Federal Hükümet’in ortak bir şekilde Anayasa Mahkemesi’ne başvurması gerekiyor. Ancak Başbakan Olaf Scholz ve muhalefetteki Hristiyan Demokrat CDU’nun lideri Friedrich Merz, AfD’ye karşı “kapatma davası” açılmasına temkinli yaklaşıyor.

AfD'nin yasaklanmasının ters etki yaratabileceği ve demokrasinin temel değerlerine zarar verebileceği konusunda uyarılarda bulunan Scholz, demokrasi içinde bir partiyi yasaklamanın “çok zor bir karar” olduğunu dile getirmişti. Merz de, yasak davasının yıllarca süreceğini ve bunun da AfD’nin işine yarayacağı uyarısında bulundu.

Almanya'da halk ise AfD'ye yönelik olası bir yasak konusunda bölünmüş durumda. Son anketlere göre, yüzde 46'lık bir kesim yasaklamayı uygun bulmuyor, yüzde 42'si ise destekliyor.

Almanya’da parti yasaklamak kolay değil

Almanya’da parti yasaklamak çok zor bir hukuki süreci beraberinde getiriyor. Ülkede şimdiye kadar Anayasa Mahkemesi tarafından, ilki 1952'de nasyonal sosyalist Reich Partisi (SRP), ikincisi 1956 yılında Almanya Komünist Partisi (KPD) olmak üzere iki parti kapatıldı.

Anayasa’ya göre ırkçılık ve yabancı karşıtlığı gibi gerekçeler parti kapatılması için yeterli görülmüyor. Anayasa’nın 21. maddesi, "Bir partinin hedefleri ve partiye mensup olan kişilerin davranış ve eylemleri, özgürlükçü-demokratik düzeni yok etmeyi amaçlıyorsa, devletin varlığını tehlikeye sokup anayasaya aykırı eylemlerde bulunuyorsa mahkeme parti kapatabilir" diyor. Ancak bunun ispatlanması için çok sayıda somut delil gerekiyor.

Almanya Anayasa Mahkemesi, istihbarat raporlarında "Neonazi ve Türk düşmanı" olarak da tanımlanan Nasyonal Demokrat Parti’nin (NPD) kapatılmaması yönünde karar vermişti. 2017’de görülen davada Anayasa Mahkemesi karara gerekçe olarak, partinin "Nasyonalsosyalizm ile düşünsel yakınlık içinde ve anayasaya aykırı hedefleri bulunsa da şu anda amaçlarını başarıya ulaştırmasının mümkün olmamasını ve demokratik sistemi yıkabilecek yönde somut göstergelerin de bulunmamasını" gösterdi. Karar, NPD ve benzeri partilerin ifade özgürlüğü kalkanının ardına sığınıp, nefret ve ırkçılığı körükleyebilecekleri şeklinde yorumlanırken, Federal Meclis anayasada bir değişiklik yaparak, yasaklanmadığı halde NPD’ye partilere seçim döneminde verilen mali desteği kesti.

Anketlerde AfD ikinci sırada

Gelecek yıl gerçekleşecek Federal Meclis seçimleri için yapılan anketlere göre AfD, yüzde 19 ile ikinci sıradaki yerini koruyor.

Birlik Partileri CDU/CSU yüzde 31 ile en güçlü parti olmaya devam ederken, Scholz’un partisi SPD ise yüzde 16'da görünüyor. Parti liderlerinin istifasının açıklanmasının ardından Yeşiller yüzde 13'te bulunurken bu yıl başında kurulan milliyetçi-sol BSW partisi yüzde sekize ulaşmış durumda. Liberal FDP ve Sol Parti ise yüzde beş barajını aşamıyor.

AfD'nin yasaklanması tartışmaları, Almanya'da demokrasinin korunması ve ırkçı aşırı sağın yükselişinin engellenmesi açısından önemli bir konu olarak gündemde kalmaya devam edeceğe benziyor. Bu tartışmalar, Almanya'nın siyasi geleceği ve demokratik değerleri açısından kritik bir öneme sahip. AfD'nin yasaklanması girişimi, hukuki zorluklar ve siyasi tepkilerle karşı karşıya kalsa da Almanya'da aşırı sağa karşı güçlü bir direnç olduğunu gösteriyor.

Nien Rieke

Batı Balkan ülkeleri Avrupa Birliği üyeliği peşinde

Almanya Başbakanı Olaf Scholz’un ev sahipliğinde düzenlenen Batı Balkan Ülkeleri Konferansı'na Arnavutluk, Bosna Hersek, Kuzey Makedonya, Kosova, Karadağ ve Sırbistan başbakanlarının yanısıra Avrupa Birliği Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen ve AB Dönem Başkanı Macaristan'ın Başbakanı Victor Orban katıldı.

Batı Balkanlar'daki altı ülkenin AB üyelik süreci ve bu yöndeki diplomatik çabalar, Almanya'nın öncelikleri arasında yer alıyor.

Açılış konuşmasında Batı Balkan ülkelerinin AB’ye katılımına ilişkin çalışmaların sürdüğünü ve bu ülkelerinin AB’ye ait olduklarını hatırlatan Scholz, "Avrupa Birliği ancak Batı Balkan ülkelerinin AB'ye katılmasıyla tamamlanmış olur" dedi.

2014 yılında Almanya’nın öncülüğünde başlatılan ve AB’nin Batı Balkanlar’ın üyelik perspektifine bağlılığının bir göstergesi niteliğinde olan "Berlin Süreci" adıyla tanımlanan sürecin çok olumlu ilerlediğini ifade eden Scholz, "Aynı zamanda yapılacaklar listesi hala çok uzun" diye konuştu. Batı Balkanlar'da ülkeler arasında sınır ötesi trafiği ve ulaştırma altyapısını geliştiren hareketlilik anlaşmalarına atıfta bulunan Başbakan Scholz, 6 ülke arasındaki anlaşmazlıkların çözülmesinin önemli olduğunu hatırlatarak, Sırbistan ve Kosova arasındaki “normalleşme sürecine yeni bir dinamik getirilmesi” çağrısında bulundu.

Rusya-Ukrayna savaşının bölgede istikrarsızlığa yol açabileceği endişesiyle son aylarda Batı Balkanlar’a yönelik diplomatik çabalarını arttıran Scholz, "Belgrad ve Priştine'deki dostlarımıza şunu söylemek istiyorum: barışçı ve müreffeh bir geleceğe giden yolda geçmişin sizi engellemesine izin vermeyin. AB'ye girmenin tek yolu, halihazırda varılmış olan anlaşma ve mutabakatların tam olarak uygulanmasından geçer" dedi.

Kosova ve Sırbistan arasındaki gerilimin son zamanlarda artmasına neden olan gelişme, Kosova'nın Sırp mallarına yönelik ithalat yasağı getirmesi oldu. Kosova hükümeti ayrıca, Sırp kimlik belgelerine sahip kişilerin Kosova'ya giriş yaparken geçici belgeler taşıma zorunluluğu getirdi. Bu karar da son iki yıl boyunca Sırp azınlık bölgelerinde protestolar ve yolların kapatılmasına yol açtı.

Batı Balkan ülkeleri ticari açıdan AB’ye bağımlı

Buluşmada ele alınan konuların başında, "Orta Avrupa Serbest Ticaret Anlaşması‘nın (CEFTA") uygulanmasının geldiği öğrenildi. Bu anlaşma, Avrupa Birliği'ne üye olmayan Orta ve Güneydoğu Avrupa ülkeleri arasında ticaret engellerini azaltarak serbest ticaretin teşvik edilmesini amaçlıyor.

Zirveye katılan Arnavutluk Başbakanı Edi Rama, CEFTA konusunda nihai bir anlaşmaya varılması durumunda, ülkesinin 2030 yılına kadar AB üyeliğine hazır hale geleceğini açıkladı. Rama, ülkeler arasında ithalat, ihracat ve mal dolaşımında bürokratik işlemelerin azaltılması ve iş gücü piyasasına serbest erişimin kolaylaştırılmasını hedeflediklerini açıkladı.

Batı Balkan ülkelerinin toplam ticaret hacimlerinin yaklaşık yüzde 75’ini AB üyesi ülkelerle yapılan ticaret oluşturuyor ve bunun büyük çoğunluğu da Almanya ile gerçekleşiyor. Berlin Süreci'nden övgüyle söz eden Rama, Rusya’nın Ukrayna‘yı işgalinden bu yana "Batı Balkan ülkelerinin üyelik sürecinin hız kazandığını" ifade ederken, "Avrupa Birliği, Batı Balkanlar'ın jeopolitik stratejisinin sadece teoride iyi değil, pratikte de önemli olduğunu fark etti. Çünkü bölge AB için ne kadar önemliyse AB de altı ülke için o kadar önemlidir" diye konuştu.

Zirvede, 6 ülke ile diğer AB ülkeleri arasında öğrenci değişimi ve Batı Balkan ülkelerinin eğitim kurumlarına erişimin kolaylaştırılmasını içeren bir anlaşmanın imzalandığı açıklandı. Bu anlaşma, akademik yeterliliklerin ve üniversite derecelerinin karşılıklı tanınmasını kolaylaştırmayı, öğrencilerin hareketliliğini ve bölgedeki diğer ülkelerin üniversitelerinde eğitim alma fırsatlarını kolaylaştırmayı amaçlıyor. Bölge ülkelerinde gençler arasında yüksek olan işsizlikle mücadelede akademik ve mesleki açıdan eğitimin önemli bir rol oynaması nedeniyle gençlere Almanya tarafından yardım sözü verilmişti.

Zirve öncesinde, Batı Balkan ülkeleri ile AB arasındaki işbirliğinin derinleştirilmesi amacıyla bir dizi konunun ele alındığı bakan düzeyinde çeşitli toplantılar düzenlendi. İçişleri Bakanları toplantısında yasadışı göç ve organize suçlara karşı işbirliği ele alınırken, Ekonomi Bakanları toplantısında bölge ülkelerinin enerji dönüşümü ve ticaret engellerinin ortadan kaldırılması tartışıldı. Dışişleri Bakanları ise yabancı yatırımlar ve iyi komşuluk ilişkileri için standartların geliştirilmesi konusunda mutabık kaldı. Bugünkü zirvede, Romanlar’ın durumunun iyileştirilmesi mevzuatı üzerinde uyum sağlanması konusunda da anlaşmaya varılması bekleniyor.

Batı Balkan zirvelerden ilki, Almanya eski Başbakanı Angela Merkel’in davetiyle 28 Ağustos 2014'te Berlin’de yapılmıştı.

Nina Rieke

Almanya’daki Ukrayna’ya yardım zirvesi iptal edildi, Zelenski Berlin'e gidecek

ABD Başkanı Joe Biden'ın Almanya ziyaretini iptal etmesinin ardından Cumartesi günü Ramstein'da yapılması planlanan Ukrayna Yardım Zirvesi’nin de düzenlenmeyeceği açıklandı. Almanya'nın güneybatısında bulunan Ramstein'deki ABD hava üssünde, yakında görevden ayrılacak olan Biden‘ın, Almanya Başbakanı Olaf Scholz, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve İngiltere Başbakanı Keir Starmer’in katılımıyla Ukrayna‘ya desteklerinin nasıl devam edeceği mesajını vermesi bekleniyordu. Ukrayna Cumhurbaşkanı Volodimir Zelenski’nin de zirveye katılması öngörülüyordu.

Alman hükümetinden yapılan açıklamada, Zelenski’nin Cuma günü daha önceden planlanmayan bir ziyaret kapsamında Berlin’e gelerek, Başbakan Scholz ile görüşeceği bildirildi. Cumhurbaşkanı Frank Walter Steinmeier ile de görüşecek Zelenski’nin temaslarında iki hafta önce New York'ta ABD Başkanı Biden'a sunduğu "Barış Planı" hakkında bilgi vereceği öğrenildi.

Zelenski, Biden’la yaptığı görüşme sonrasında, Ukrayna'nın Rusya'yı askeri olarak nasıl baskı altına alabileceği ve Rusya lideri Vladimir Putin'in müzakere masasına oturmaya nasıl zorlanabileceği stratejisi hakkında plan hazırladığını duyurmuştu. Alman hükümetine yakın kaynaklar, Zelenski’nin Scholz’la yapacağı görüşmede planın detaylarını tanıtacağını ifade etti. Ukrayna liderinin Rus varlıklarının dondurulması, ekonomik yaptırımlar, Ukrayna'nın yeniden inşası, askeri ve ekonomik destek ve Batı'nın sağladığı silahlarla Rusya'daki askeri hedefleri vurma iznini içeren 5 maddelik bir strateji hazırladığı belirtildi.

Scholz’un barış girişiminin Rusya’ya toprak bırakılmasını dışlamadığı iddia ediliyor

Yaptığı açıklamalarda Rusya’nın vurulmasına karşı çıkan Scholz, geçen ay Moskova yönetiminin katılacağı ikinci bir barış konferansı yapılması çağrısında bulunmuştu. Alman hükümetine yakın kaynaklar, bu barış girişiminin Minsk anlaşmalarını örnek alan bir plan çerçevesinde ilerleyebileceğini ve Ukrayna topraklarının bir kısmının Rusya’ya devredilmesini dışlamadığını öne sürdü. Ayrıca Scholz‘un, Kasım ayında Brezilya’da düzenlenecek G20 zirvesi öncesinde Putin’le bir telefon görüşmesi yapmayı hedeflediği de geçen hafta Alman basınında büyük yankı uyandırdı. Yapılan yorumlarda, Scholz‘un iki yıldır yüz yüze konuşmadığı, Aralık 2022'den bu yana da telefonda konuşmadığı Rus liderle temas kurarak, barış konferansı için somut adım atılmasını sağlamayı hedeflediği ifade edildi. Scholz’un girişiminin, diğer Batılı müttefiklerle ve Ukrayna lideriyle bağlantı kurularak hayata geçirildiği tahmin ediliyor.

Bu arada Zelenski‘nin, Berlin ziyaretinden önce Cuma sabahı Vatikan'da Papa Franciscus tarafından kabul edileceği, burada yarım saatlik bir görüşme planlandığı öğrenildi. Zelenski’nin Berlin’den sonra ise Londra ve Paris’e geçeceği ifade edildi.

Zelenski’den AB’ye çağrı: Avrupa’nın tüm demokratik uluslarını alın

Hırvatistan’ın Dubrovnik kentinde düzenlenen Ukrayna-Güneydoğu Avrupa Zirvesi’ne katılan Ukrayna Devlet Başkanı Zelenski, Avrupa Birliği’ni (AB) tüm kıtayı birleştirmeye ve "Avrupa’nın tüm demokratik uluslarını üye olarak kabul etmeye" çağırdı.

Avrupa’daki birliğin mümkün olduğunca sağlam kalması gerektiğini vurgulayan Zelenski, "Bugün Avrupa birleşemezse barış içinde olması da gerçekleşmeyecek. Bu yüzden başlatılan katılım süreçlerinin bir sonuca varması gerekiyor" dedi.

Zelenski, sadece Ukrayna’nın AB’ye katılımını değil, yıllardır AB’ye katılmayı bekleyen Balkan ülkelerinin de katılımını destekledi.

"AB, Avrupa’nın tüm demokratik uluslarını, burada bulunan tüm ülkeleri dahil etmeli" diyen Ukrayna lideri, "Avrupa’da kimsenin Balkanlar’ın istikrarının ne kadar önemli olduğunu hatırlatmasına gerek olmadığını" belirtti.

Türkiye’den Rusya-Ukrayna müzakerelerine destek

Görüşmelere Zelenski ve Hırvatistan Başbakanı Andrej Plenkovic’in yanı sıra Arnavutluk, Bosna-Hersek, Bulgaristan, Yunanistan, Kosova, Moldova, Karadağ, Kuzey Makedonya, Romanya, Sırbistan, Slovenya ve Türkiye’den devlet ve hükümet başkanları ile dışişleri bakanları katıldı. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ı temsilen toplantıda yer aldı. Fidan'ın zirvedeki konuşmasında, Ankara’nın Rusya-Ukrayna müzakerelerine verdiği desteği ve Türkiye'nin diplomatik çabalarını vurguladığı belirtildi.

 

Nine Rieke

Almanya Başbakanı Scholz, Putin’le görüşmeyi planlıyor

Almanya Başbakanı Olaf Scholz'un iki yıl aradan sonra Rusya Cumhurbaşkanı Vladimir Putin ile görüşmeyi planladığı bildirildi.

Alman basınında çıkan haberlere göre, Scholz iki yıldır yüz yüze konuşmadığı, Aralık 2022'den bu yana da telefonda konuşmadığı Rus liderle temas kurmayı düşünüyor.

Başbakanlığa yakın kaynaklardan alınan ve Alman basınında büyük yankı uyandıran haberlere göre, Scholz, önümüzdeki Kasım ayında Brezilya’da düzenlenecek olan G20 zirvesi öncesinde Putin’le bir telefon görüşmesi yapmayı hedefliyor.

Scholz, Rusya’nın Ukrayna’ya saldırısı başlamadan önce Putin’le sık sık iletişim kurmuş ve askeri operasyondan vazgeçirmek için çaba sarf etmiş, ancak savaşın başlamasıyla birlikte diplomatik temaslarını dondurmuştu.

ABD Başkanı Joe Biden ve Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron gibi diğer Batılı devlet ve hükümet başkanları da savaşın başlamasından bu yana Putin ile telefonda görüşmedi.

Scholz için, “Batılı devletlerin barış girişimlerinin sözcüsü” yorumu yapılıyor

Olaf Scholz’un Vladimir Putin ile yapmayı planladığı görüşmenin ana konularının, Ukrayna’daki savaş ve Avrupa’nın enerji güvenliği olması bekleniyor. İtalyan La Repubblica gazetesi, Alman hükümetinin Minsk anlaşmalarını örnek alan bir barış planı hazırladığına dair bir haber yayımlamıştı.

Bu plana göre, Ukrayna’nın bazı topraklarının Rusya’ya devredilmesi ihtimali göz ardı edilmiyordu. Scholz’un girişiminin, diğer Batılı müttefiklerle bağlantı kurularak gerçekleştiği tahmin ediliyor.

Olası bir görüşmenin, ABD Başkanı Joe Biden‘in 10 Ekim’de Berlin’e yapacağı ziyarette de ele alınacağından yola çıkılıyor. Biden görevden ayrılmadan önce Avrupa'ya yapacağı son ziyarette ayrıca, 12 Ekim'de Almanya'da Ramstein formatında Ukrayna'nın müttefiklerinin katılacağı bir toplantıya başkanlık edecek.

Scholz’un girişiminin, Zelenski’nin Batı’ya sunduğu “zafer planı” ile ilişkisi


Geçen hafta Washington’da bir araya gelen Biden ve Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelenski’nin savaşın diplomatik, ekonomik ve askeri yönlerini ele aldıkları ve ekiplerine bir sonraki adımlar konusunda yoğun istişarelere başlama talimatı verdikleri öğrenilmişti.

Zelenski’nin Biden’e bir "zafer planı" sunduğu, bu plan çerçevesinde Ukrayna’ya silah yardımlarının artırılması ve güvenlik garantilerinin sağlanmasını talep ettiği de açıklanmıştı. Olaf Scholz’un girişiminin, Zelenski’nin Batı ülkelerine sunduğu “zafer planı” ile örtüştüğü ifade ediliyor.

Vladimir Putin ise Ukrayna’daki çatışmayı sona erdirmek için belirli şartlar öne sürmüş durumda. Putin, Kırım, Donetsk ve Luhansk Halk Cumhuriyetleri, Zaporojye ve Herson bölgelerinin Rusya toprakları olarak tanınmasını, Ukrayna’nın tarafsız bir statüye sahip olmasını ve NATO üyeliğinden vazgeçmesini şart koşuyor.

Scholz’un planladığı telefon görüşmesinin başarıya ulaşıp ulaşmayacağı konusunda Alman medyasında çıkan yorumlarda, Almanya’nın bir yandan Ukrayna’ya silah yardımlarını sürdürmesi, diğer yandan diplomatik yollarla çözüm arayışında bulunması, dengeli bir politika izlediğine işareti olarak tanımlanıyor.

Savaşın başında Kiev'e yardımda isteksiz kalmakla eleştirilen Almanya, halihazırda ABD'den sonra Ukrayna ordusunun en büyük destekçisi konumunda. Scholz, Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik saldırgan tutumunu eleştirmeye devam ederken, 9 Eylül’de verdiği bir röportajda, Ukrayna'daki savaşı sonlandırmayı amaçlayan gelecekteki bir barış konferansına Rusya'nın da dahil edilmesi gerektiği konusunda Zelenski ile hemfikir olduklarını söyledi.

Scholz ayrıca, çatışmanın çözümüne yönelik çabaların arttırılması çağrısında bulundu ve "Şu anda bu savaş durumundan mevcut izlenimden daha hızlı nasıl çıkabileceğimizi tartışmamız gerektiğine inanıyorum" dedi.

Nine Rieke

Kuzey Akım boru hattına sabotajla ilgili yeni iddialar

Alman medyasındaki haberlere göre, Baltık Denizi’ndeki Kuzey Akım boru hatlarına Eylül 2022’de yapılan saldırının emrini Ukrayna Ordusu’nun eski Başkomutanı Valerie Zaluzhny onayladı ve operasyonu, Ukrayna Savunma Bakanlığı Ana İstihbarat Bölümü’nden Roman Çervinski yönetti.

Baltık Denizi’ndeki Kuzey Akım boru hatlarına yönelik 26 Eylül 2022’de yapılan sabotajın sorumluları ve failleri hâlâ kesin olarak belirlenemedi. İsveçli ve Danimarkalı yetkililerin olaya ilişkin soruşturmalarını geçen şubat ayında kapatmasının ardından, geriye sadece Alman savcılığının yürüttüğü soruşturma kalmıştı.

Alman medyasında çıkan ve söz konusu soruşturmaya atıfta bulunan haberlere göre operasyonun maliyetinin yaklaşık 300 bin doları olduğu ve özel kaynaklardan finanse edildiği öğrenilirken, Roman Çervinski’nin sabotaj eylemi için çoğunluğu sivil dalgıçlardan bir ekip oluşturduğu belirlendi.

Gaz boru hattı kollarını yok etme operasyonuna bir kaptan, iki dalgıç, iki dalgıç yardımcısı ve bir doktor olmak üzere toplam altı kişinin katıldığı daha önce yapılan soruşturmalarda ortaya çıkmış, Alman Federal Savcılığı’nın geçen haziran ayında, yakın zamana kadar Polonya'da ikamet ettiği düşünülen bir Ukraynalı dalgıç hakkında yakalama emri çıkardığını açıklanmıştı.

Washington Post gazetesinde yer alan bir haberde, ABD Merkezi İstihbarat Teşkilatı'nın (CIA) saldırıdan bir yıl önce, Ukrayna özel harekât kuvvetlerinden oluşan altı kişilik bir ekibin Kuzey Akım boru hattına saldırı planladığına dair istihbarat elde ettiği ve bilgiyi Almanya ve diğer Avrupa ülkeleriyle de paylaştığı iddia edilmişti.

İsveç’in Bornholm Adası’na yakın bölgedeki sabotajda, denizin 150 metre altındaki borulardaki patlama sırasında Richter ölçeğine göre 2,2 büyüklüğünde bir sarsıntı meydana gelmişti.

Zelenski’nin operasyondan haberi olmadığı iddia ediliyor

Konuyla ilgili yeni belgelere göre, söz konusu saldırı Ukrayna Cumhurbaşkanı Volodimir Zelenski’nin bilgisi haricinde düzenlendi.

Bu olayla ilgili olarak Zelenski’nin doğrudan bir açıklaması bulunmamakla birlikte, Ukrayna’nın bu tür bir operasyona karıştığını reddettiği biliniyor.

Rus doğalgazını Baltık Denizi altından Almanya'ya taşımak üzere inşa edilen boru hatlarına düzenlenen sabotajla ilgili geçmişte çeşitli teoriler ve iddialar ortaya atıldı.

Rusya, patlamaların arkasında Amerika Birleşik Devletleri'nin olduğunu öne sürerken, Washington suçlamaları reddediyor.

Yapımı 20 milyar dolara ve 15 yıldan fazla bir süreye mal olan boru hatları, Rus gazına bağımlılığı arttırarak Avrupa'nın enerji güvenliği için risk oluşturduğu uyarısında bulunan ABD ve bazı müttefikleri tarafından eleştiriliyordu.

Patlamalar, Kremlin'in Şubat 2022'de Ukrayna'yı geniş çaplı işgalinin ardından Avrupa'nın Rus enerji kaynaklarıyla bağlantısını kesmeye çalıştığı sırada meydana geldi.

Patlamalar sonucunda, Almanya’ya doğal gaz tedarikinde büyük bir eksiklik oluştu, ardından kış aylarında Avrupa genelinde enerji fiyatlarında yaşanan artış Almanya’da enerji krizine dönüştü.

Nine Rieke

Almanya’da eyalet seçimini kazanacağı tahmin edilen aşırı sağcı AfD, sosyal demokrat SPD’nin ardından ikinci oldu

Almanya’da başkent Berlin’i çevreleyen Brandenburg eyaletinde yapılan seçimi Sosyal Demokrat Parti (SPD) kazanırken, aşırı sağcı Almanya için Alternatif (AfD) Partisi yüzde 29,8’le ikinci sırada yer aldı. Haziran ayında yapılan Avrupa Parlamentosu seçimlerinde ülkenin doğu eyaletlerinde birinci parti çıkan göçmen karşıtı AfD, üç hafta önce Thüringen eyaletindeki seçimde birinci, Saksonya eyaletinde ise ikinci olmuştu. 2013’ten beri Brandenburg Eyalet Başbakanı olarak görev yapan Dietmar Woidke’nin partisi SPD ise oyların yüzde 31,1’ini alarak yarışı ilk sırada tamamladı.

Anketlerde AfD az farkla SPD’nin önünde görünüyordu. SPD’nin kalesi olarak bilinen Brandenburg’da 2019’da yapılan seçimlerde SPD yüzde 26,2 ile birinci, AfD ise yüzde 23,5 ile ikinci sırada yer almıştı.

Seçim sonuçlarına göre, bu yılın başında Sol Parti’den ayrılanların kurduğu milliyetçi-sosyalist, Rusya yanlısı BSW yüzde 12,3‘le üçüncü, Hristiyan Demokrat CDU yüzde 11,8 ile dördüncü oldu. Yeşiller yüzde 5 oy alırken, Sol Parti ve liberal FDP yüzde 5’lik barajın altında kaldı ve eyalet meclisine giremedi.

Eyalet meclisinde yer alacak CDU, SPD, Yeşiller ve BSW daha önce antidemokratik ve ırkçı eğilimleri nedeniyle AfD ile ortaklık kurmayacaklarını açıklamışlardı. Bu durumda bu partiler arasında koalisyon oluşturulacağı tahmin ediliyor.

Başbakan Scholz rahat nefes aldı

Başbakan Scholz'un eyaletin başkenti Postdam‘da ikamet etmesi ve eyaletin yıllardır SPD tarafından yönetilmesi Brandenburg'da yapılacak seçimi önemli kılıyordu. İki Almanya’nın birleştiği 1990 yılından beri Brandenburg’da aralıksız iktidarda olan ve tüm seçimlerden en güçlü parti olarak çıkan SPD'nin, Thüringen ve Saksonya eyalet seçimlerinden sonra burada da başarısız olması halinde Başbakan Scholz'un da büyük yara alabileceği ve Federal Meclis’te güven oylamasına gitmek zorunda kalabileceği yorumları yapılıyordu. Eyalet Başbakanı Woidke, seçmenleri kendi ve partisi SPD lehine harekete geçirmek amacıyla AfD'nin seçimi kazanması halinde aktif politikayı bırakacağını ilan etmişti.

SPD, izlediği stratejiyle Brandenburg’da birinci parti olmayı başardı ancak 2021’den bu yana federal hükümette birlikte yer aldığı Yeşiller Partisi ve Hür Demokratik Parti (FDP) bir kez daha başarısız sonuçlar elde etti. Yeşiller, Saksonya’da da sadece yüzde 5,1’lik bir oy oranına ulaşırken Thüringen'de meclise girmeyi dahi başaramadı. FDP ise Brandeburg’da olduğu gibi bu iki eyalette de meclise giremedi.

Hükümetin geleceği tartışılıyor

Berlin’deki koalisyon hükümeti, sürekli kendi içindeki kavgalarla ve anlaşmazlıklarla boğuşan bir ortaklık tablosu yansıtırken, yapılan tüm kamuoyu araştırmaları ve son seçim sonuçları üçlü hükümetin halk tarafından onaylanmadığını gösteriyor. Bazı yorumcular, hükümetin Eylül 2025’te yapılacak genel seçime kadar ayakta kalamayacağını, erken seçimin şart olduğunu ifade ediyor. Ancak Brandenburg seçiminde SPD’nin birinci sırada yer alması nedeniyle Olaf Scholz‘un biraz olsun rahat bir nefes aldığı ve erken seçime gitmeyeceği görüşü de dile getiriliyor. Son kamuoyu yoklamalarına göre, Almanya’da bu hafta sonu genel seçim olsa Birlik Partileri CDU/CSU yüzde 33, AfD yüzde 20, SPD yüzde 14, Yeşiller yüzde 10, BSW (Birlik Sahra Wagenknecht) yüzde 10, FDP yüzde 4 ve Sol Parti yüzde 2,5 oy alacak görünüyor.

AfD ikinci güç haline dönüştü

Brandenburg seçimlerinin sonuçlanmasıyla Almanya’da genel seçim için geriye sayım da başladı. Ülkede 28 Eylül 2025'te genel seçime gidilecek. Son kamuoyu yoklamaları, AfD'nin ülke çapında CDU'nun arkasında ikinci parti olduğunu gösteriyor.

Euro Bölgesi'ndeki mali krize tepki olarak 2013'te kurulan, 2015’teki mülteci krizinde oy oranlarını artırmaya başlayan AfD, uzun süre tepki oylarının verildiği bir parti olarak görüldü. Ancak bu yıl Avrupa Parlamentosu, ardından Saksonya, Thüringen ve son olarak Brandenburg‘da meclis seçimlerini birinci veya ikinci sırada tamamlayarak artık bir protesto partisi olmadığını, tersine Alman siyasetinin kalıcı ve belirleyici bir aktörü haline dönüştüğünü kanıtladı. Yapılan analizler, seçim kampanyalarında hükümetin özellikle göç ve mülteci politikaları ile Ukrayna politikasını eleştiren AfD’nin seçmenler tarafından inandırıcı bulunduğuna, partiye bilinçli olarak oy verildiğine işaret ediyor.

 

Nine Rieke

Almanya’da muhafazakarların başbakan adayı: Friedrich Merz

Almanya’da ana muhalefetin büyük kanadı CDU Genel Başkanı Friedrich Merz, normal şartlarda gelecek yıl 25 Eylül'de yapılacak genel seçimlerde başbakan adayı olacağını duyurdu.

CDU’nun ”kardeş partisi” CSU lideri Marcus Söder ile sürpriz bir basın toplantısı düzenleyen Merz, bu konuda kararı kendi aralarında görüşüp aldıklarını açıkladı.

Seçimlerden sonra iktidarı devralmaya hazırlandıklarını ve bu sürecin iyi yürütülebilmesi için başbakanlık adaylığı kararının açıklanmasının öne çekildiğini söyleyen Merz, CDU/CSU’nun hedefinin, özellikle ekonomi politikasında hızlı ve yerinde kararlar almak olduğunu vurgularken, "İç ve dış güvenlik başta olmak üzere, göçmen sorunu da dahil farklı alanlarda reformları hayata geçirmeye kararlıyız" diye konuştu.

Merz, sığınmacılar konusunun seçimin ana konusu haline dönüşmemesini umut ettiğini de açıkladı.

3 Ekim'de ilan edilmesi bekleniyordu

CDU’ya yakın kaynaklar, Merz’in başbakan adaylığı kararını 22 Eylül’de Brandenburg eyaletinde yapılacak seçimlerden sonra, en geç de İki Almanya’nın Birleşme Günü 3 Ekim’de ilan edeceğini bildirmişti.

Ancak dün Hıristiyan Demokrat Birlik Partili (CDU) Kuzey Ren Vestfalya Eyalet Başbakanı Hendrik Wüst, başbakan adayı olmayacağını ve Merz’in muhafazakâr kanadın başbakan adayı olmasına tam destek verdiğini ilan etti.

Wüst, CSU Genel Başkanı ve Bavyera Başbakanı Markus Söder’e dolaylı bir biçimde adaylık planlarından vazgeçme önerisinde bulundu. Daha önce yapılan bir açıklamada Friedrich Merz’in yarın Türkiye’ye giderek, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’la görüşeceği açıklanmıştı.

Merz’in İstanbul’da Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu ile bir araya geleceği de belirtilmiş, ancak geçen hafta sonunda ziyaretin ertelendiği açıklandı.

Berlin’de yapılan yorumlarda, ertelemeye Merz’in başbakanlık adaylığını erkenden açıklama kararının neden olabileceği dillendirilmişti.

Almanya için Alternatif (AfD) partisinin aday çıkarıp, çıkarmayacağı netleşmedi

Merz’in, SPD’li Başbakan Olaf Scholz ile ve Yeşiller'den Federal Ekonomi ve İklim Koruma Bakanı Robert Habeck’e karşı yarışması bekleniyor.

Son eyalet seçimlerinde büyük oranda oy kazanan, Almanya çapında ikinci parti konumunda olan ırkçı Almanya için Alternatif (AfD) partisinin başbakan adayı çıkarıp, çıkarmayacağı ise henüz netleşmedi. Seçimleri kazanması halinde Friedrich Merz, Almanya’nın 10. başbakanı olacak.

Kamuoyu yoklamaları, Merz’in başbakanlığa yakın olduğunu gösteriyor. Anketlere göre, Birlik partileri yüzde 33 oranında destek alıyor. Bu oran, mevcut üç partili koalisyon hükümetinin (SPD+Yeşiller+liberal FDP) toplam oy oranından daha yüksek. AfD’nin oy oranı yüzde 19.

Nine Rieke

Almanya sınırlarında kontroller başlıyor

Son bir ay içinde Mannheim ve Solingen kentlerdeki aşırı İslamcı terör saldırıları Almanya'nın göçmen politikalarını değiştirmesine neden oldu; hükümet düzensiz göçü engellemek ve sığınmacı sayısını sınırlandırmak için katı önlemler alarak, harekete geçti. Göçmen düşmanlığıyla suçlanan ve giderek güçlenen sağ popülist AfD’nin en güçlü ikinci parti konumuna yükselmesi sığınmacılarla ilgili tartışmaları daha da alevlendirirken, hükümet şaşırtıcı bir hamleyle önümüzdeki altı ay boyunca Almanya’nın toplam 3 bin 900 km. uzunluğundaki tüm sınırlarından kara yoluyla girişlerde kontrollere başlanmasını kararlaştırdı.

İçişleri Bakanı Nancy Faeser, şimdiye kadar sınır kontrollerinin yapıldığı Polonya, Çek Cumhuriyeti, İsviçre ve Avusturya’ya ek olarak Fransa, Lüksemburg, Hollanda, Belçika ve Danimarka sınırlarında da geçici kontrollerin başlatılacağını açıkladı.

Pazartesi günü itibariyle kara yoluyla gelmek isteyenler için yeni bir dönem başlıyor. Almanya ve AB vatandaşları ile Almanya'da oturumu olan Türk vatandaşlarının kimlik göstermeden sınırlardan geçmesi askıya alınacak. Schengen vizesi olanlar da havalimanlarındaki gibi gerekli belgeleri göstererek giriş yapabilecekler; buna karşılık ülkeye giriş hakkı bulunmayanlar daha önce bulundukları ülkeye geri gönderilecek. Sınırda kimliği tespit edilemeyen ve geri gönderilemeyenlerin başka bir ülkede iltica başvurusu yapıp yapmadıklarını belirleyebilmek için de bu kişiler geçici süreyle mülteci merkezlerinde alıkonulacak. Kontroller için Almanya'nın tüm kara sınırlarında, sabit ve mobil kontrol noktaları oluşturulabilecek.

Scholz’dan AB ülkelerine sitem

Almanya Başbakanı Olaf Scholz, sınır kontrollerinin genişletilmesini, diğer AB ülkelerinin Dublin 2 olarak bilinen sistem kapsamındaki yükümlülüklerini yerine getirmemesiyle gerekçelendirdi.

Almanya’yı tek başına hareket etmekle ve Schengen Anlaşması‘nı devre dışı bırakmakla suçlayan Polonya ve Avusturya gibi bazı AB komşularının eleştirilerine atıfta bulanan Scholz, "Elbette Avrupa hukukuna uyacağız, ancak yine de sınır kontrollerini arttırmak zorundayız. Maalesef komşularımız yapmaları gerektiği gibi hareket etmiyorlar; bu da gerçeğin bir parçası" dedi.

Mültecilerin çoğunun kara yoluyla Almanya sınırına geldiğini ve bu süreçte koruma başvurularını yapmaları gereken birçok Avrupa ülkesinden transit geçebildiklerini hatırlatan Almanya Başbakanı, "Bu durumlarda sığınmacılara, ‘Sığınma işlemini yapman gereken yerde yap’ dememiz gerekiyor" diye konuştu. Polonya Başbakanı Donald Tusk, Alman hükümetinin kararını "kabul edilemez" olarak nitelendirmiş, Avusturya hükümeti de Almanya'nın geri göndereceği kişilerin kabul edilmeyeceğini duyurmuştu.

Dublin Anlaşması, Avrupa Birliği üyesi ülkeler arasında sığınma başvurularının hangi ülke tarafından değerlendirileceğini belirliyor. Anlaşma sığınmacıların AB’ye ilk adım attıkları ülkede sığınma sürecini başlatmalarını öngörüyor. Ancak çok sayıda sığınmacının ilk girdikleri AB ülkeleri olan Bulgaristan, İtalya ve Yunanistan yerine, Almanya’ya başvuru yaptıkları, söz konusu ülkelerin sığınmacıları kayıt altına almadan Almanya yönünde özellikle Avusturya ve Polonya gibi komşu ülkelere gitmelerine izin verdikleri biliniyor.

Almanya İçişleri Bakanı: “Kontroller rastgele yapılacak”

Bugün yaptığı bir açıklamayla alınan kararı savunan Almanya İçişleri Bakanı Faeser ise, Pazartesi günü genişletilmiş sınır kontrolleriyle "düzensiz göçü daha da azaltmak, insan kaçakçılarını engellemek, suçluları yakalamak, radikal İslamcıları tespit ederek, durdurmak" istediklerini söyledi. Geçici sınır kontrolleriyle ilgili olarak AB Komisyonu’na bildirimde bulunduklarını söyleyen Faeser, sınırlarda kontrollerin rastgele yapılacağını ve uzun kuyruklara ve tıkanmalara neden olmayacağını öne sürdü. Polis Sendikası ise, Almanya’nın özellikle Fransa, İsviçre, Avusturya ve Polonya sınırlarında uzun kuyruklar oluşacağından yola çıkıyor; bu da sınır bölgelerinde yaşayanlar için diğer ülkede çalışmak ya da oturmak isteyenler için çok yaygın bir durum.

 

Nine Rieke

Alman ordusuyla ilgili olumsuz rapor: "Olası bir savaşa ancak yıllar sonra hazır olunabilir"

Rusya'nın Ukrayna'ya saldırmasının ardından Almanya, savunma politikalarında değişikliğe gitme ve ordusu Bundeswehr'i (Almanya Silahlı Kuvvetleri) yeniden yapılandırma kararı aldı.

Son yıllarda teknik olarak büyük sorunların yaşanması sonrasında, savunma yetkinliğini güçlendirmek için askeri harcamalarını rekor düzeyde arttırma kararı alan Alman hükümeti, ülkenin en geç 2029 yılına kadar savaş kabiliyetine hazır hale gelmesini hedef olarak ilan etti.

Kiel Dünya Ekonomisi Enstitüsü’nün (IfW) hazırladığı "Avrupa ve Almanya'nın Rusya'ya karşı yavaş silahlanması" başlıklı rapor, Alman yetkililerin bu konudaki kaygılarının haklı olduğunu kanıtlıyor.

Almanya'nın geçmiş yıllardaki askeri küçülme politikaları nedeniyle silahlanma düzeyinin mevcut uluslararası tehditlere cevap veremediği vurgulanırken, ülkenin Rusya'nın artan tehditleri karşısında ciddi şekilde yetersiz kaldığı, nitekim olası bir savaşta Rusya’nın, Almanya’nın yıllık mühimmat üretimini yalnızca 70 gün içinde harcayabileceği ifade ediliyor.

Almanya'nın bir sıcak savaşa ancak uzun yıllar sonra hazır olabileceği saptanan raporda, hükümet tarafından yapılan savunma harcamalarının yetersiz olduğu, tedarik hızının da çok düşük kaldığı belirtilirken, mevcut tedarik hızıyla, Almanya'nın 2004 yılındaki askeri yeteneklerine dönmesinin onlarca yıl süreceği tahmin ediliyor.

100 milyar Euro'luk fon yetersiz kaldı

Almanya Silahlı Kuvvetlerden Sorumlu Parlamento Komisyonu da savunma konusundaki adımların yetersiz kaldığını bundan kısa bir süre önce saptamıştı.

Komisyon, Ukrayna'daki savaşın patlak vermesinin ardından oluşturulan 100 milyar Euro’luk özel fona rağmen Alman ordusunun hala yeterli ekipman yoksun olduğunu belirlemiş, buna örnek olarak cephane, yedek parçalar, telsiz ekipmanı, tank, gemi ve uçak eksikliğini göstermişti.

Orduya ait helikopterlerin, savaş uçaklarının ve tankların büyük bölümünün bakım ve yedek parça eksikliği yüzünden görev yapamayacak durumda olduğu biliniyor.

Uzmanlar, yıllarca izlenen tasarruf politikaları nedeniyle yatırım yapılmayan Alman ordusunun hareket kabiliyetini yitirdiğini, subay ve astsubay eksikliği nedeniyle eğitimlerin zor yapıldığını ve tatbikatların bile iptal olmasının artık olağan bir durum haline geldiğini belirtiyor.

Başbakan Olaf Scholz, Rusya'nın Ukrayna'yı işgalinden birkaç gün sonra, 27 Şubat 2022'de daha fazla askeri harcamayla desteklenen daha iddialı bir savunma politikası izleneceğini duyurmuş ve Alman ordusunun yenilenmesi için 100 milyar Euro’luk özel bir fon ayrılacağını açıklamıştı.

Almanya, modern silahlar satın almak için oluşturulan fonun yanısıra, NATO'nun ulusal GSYİH'nın en az yüzde 2'sini savunmaya harcama hedefine ulaşmayı da taahhüt etti. Ancak başta Savunma Bakanı Boris Pistorius olmak üzere ordunun önde gelen isimleri, ayrılan fonun yetersiz kaldığını, ayrıca Bundeswehr‘in geleceğe hazırlıklı olabilmesi için orduda yapısal reformlar yapılması gerektiğini sıklıkla vurguluyor.

Orduda asker eksikliği sürüyor

En büyük sorunlardan biri de Alman ordusunun personel eksikliği. 2023 sonu itibarı ile Alman ordusunda asker sayısı 181 bin 514. 2031'e kadar asker sayısını 203 bine çıkarmayı hedefliyor, ancak bu hedefe ulaşmanın mevcut şartlar altında zor olabileceği ifade ediliyor.

Pistorius, zorunlu askerliğin kaldırılmasını geçmişte bir "hata" olarak nitelendirmiş, ancak bunun hızlı bir şekilde yeniden uygulanabilecek bir şey olmadığını da belirtmişti. Almanya'da zorunlu askerlik, 55 yıl yürürlükte kaldıktan sonra Temmuz 2011’de kaldırılmıştı. Personel sıkıntısının giderilmesi için zorunlu askerliğe geri dönülmesi düşünülürken, Savunma Bakanı Pistorius açığı gidermek için, Alman pasaportu olmayanların da askerliğe kabul edilmesini tartışmaya açmıştı.

Ülkede yaşayan ancak henüz vatandaşlık hakkı kazanmayan ikinci ya da üçüncü kuşak göçmenlerin askere gidebilmesi için çalışmalar yapıldığını duyuran bakan, ülkedeki göçmenlerin yanısıra, diğer Avrupa Birliği ve NATO ülkeleri vatandaşlarının da Alman ordusunda askerlik yapması konusuna yönelik titiz bir araştırma yapıldığını bildirdi.

Bakanın bu yılın başında yaptığı öneri, aylardır Alman siyasetinde tartışılıyor. Muhalefet de fikre temelde açık oldukları mesajını verdi, ancak bu konuda da henüz somut bir karar alınmış değil.

Nine Rieke

 

Almanya ve İran arasında diplomatik kriz

Temmuz ayının son günlerinde, Almanya'nın, İran rejiminin Avrupa'daki propaganda merkezi olarak gördüğü Hamburg İslam Merkezi'ni yasaklamasına misilleme olarak İran da Salı günü Tahran’daki Alman Dil Enstitüsü’nü kapattı

Hamburg’daki yasaklama kararı sonrasında, Alman hükümetini "kışkırtıcı" olmakla suçlayan ve "karşılığı olacak" tehdidinde bulunan İran, başkent Tahran'da faaliyet gösteren Alman Dil Enstitüsü'nün faaliyetlerini yasaklayarak, okulu kapattı. Tahran polisi enstitünün faaliyet gösterdiği binayı mühürledi.

İran medyası, kararın, Hamburg’daki merkezin ve toplam 4 Şii camisinin kapatılmasına misilleme olarak alındığını yazdı. İranlı yetkililer, enstitünün "yasadışı faaliyetleri ve mali ihlalleri" nedeniyle kapatıldığını bildirdi ve “Ülke yasalarını ihlal eden, çok sayıda yasadışı eylemde bulunan ve kapsamlı mali ihlallerde bulunan Alman hükümetine bağlı yasadışı merkezlerin iki şubesi adli makamların talimatıyla kapatıldı” şeklinde bir açıklama yaptı.

Alman hükümeti 24 Temmuz’da, ülkedeki Şii cemaatinin merkezi sayılan, aşırılık propagandası yapmak ve İran hükümetinin "paravanı" olmakla suçladığı Hamburg İslam Merkezi'ni ve merkeze bağlı kuruluşları kapatmıştı. Alman İçişleri Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada, "İran dini liderliğinin doğrudan bir temsilcisi olan merkez, sözde 'İslam Devrimi' ideolojisini Almanya Federal Cumhuriyeti'nde saldırgan ve militan bir şekilde yaymakta ve bunu gerçekleştirmek niyetiyle hareket etmekteydi" denildi.

1962 yılında, Ayetullah Humeyni taraftarları tarafından kurulan merkez, uzun süredir Almanya'nın iç istihbarat servisi BND tarafından yakında takip ediliyordu.

Berlin’den İran Büyükelçisi’ne sözlü nota

Almanya, İran’daki dil enstitüsünün kapatılmasını kınadı. Almanya Dışişleri Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada, enstitünün zor şartlar altında insanların dil öğrenimi için kişisel çaba sarf ettiği popüler ve tanınmış bir buluşma yeri olduğu, İran ve Almanya'daki insanlar arasındaki bağı güçlendirmeyi de amaçladığı belirtildi.

Açıklamada, "İran güvenlik makamlarının Tahran Alman Dil Enstitüsü'ne yönelik eylemlerini kınıyoruz. Bunun hiçbir haklı gerekçesi olamaz. Dil alışverişi karşılıklı anlayışın temelidir" denildi ve eğitimin yeniden başlamasına derhal izin verilmesi çağrısı yapıldı.

Kapatma kararına tepki olarak, İran'ın Berlin büyükelçisi Dışişleri Bakanlığı'na çağrıldı. Alman Büyükelçiliği'nin internet sitesinde yer alan bilgiye göre kapatılan dil enstitüsü, İranlılar’ın Alman diline aşina olması amacıyla 1995 yılında başkent Tahran'da kuruldu. Enstitünün A1’den C2 seviyelerine kadar dil kursları verdiği okulda 85 kişinin görev yaptığı öğrenildi.

Ekonomik ilişkiler sürüyor

Bu arada, yükselen diplomatik gerilime ve Batılı devletlerin son dönemde İran'a karşı sıkılaştırılan yaptırımlarına rağmen Almanya'nın bu ülkeye ihracatı artması dikkat çekiyor.

Almanya'nın İran'a ihracatı yılın ilk çeyreğinde bir önceki yılın aynı dönemine kıyasla yüzde 22,1 artarak, 241 milyon Euro’ya yükseldi. İhracat açısından İran, Almanya'nın önemli ticaret ortakları arasında Kolombiya'nın ardından ve Kuzey Makedonya'nın önünde 64. sırada yer aldı; İran ithalatta ise 91. sırada yer buldu.

Almanya'da İran ile iş yapan küçük ve orta ölçekli şirket sayısı bin civarında. Bunlardan 130 kadarının İran'da şubesi var. Aralarında Alman devi Siemens'in de bulunduğu bazı çok uluslu şirketler, ABD yaptırımlarından çekinerek İran'dan çekilmişti., İran'a ihracatın büyük bölümü küçük ve orta ölçekli şirketler tarafından gerçekleştiriliyor.

Nina Rieke

Almanya’da siyasi deprem: Türkler tedirgin

Almanya'da 2. Dünya Savaşı'ndan bu yana ilk kez aşırı sağcı bir parti, bir eyalet seçimini kazandı. 2013’de kurulan ve son yıllarda oy oranını sürekli arttıran Almanya için Alternatif (AfD) Partisi, ülkenin doğusunda bulunan iki eyalette yapılan seçimlerde büyük bir zafer elde etti.

Thüringen eyaletinde AfD, oyların yüzde 32,8'ini elde ederek birinci parti oldu. CDU yüzde 23,6 ile ikinci, Rusya yanlısı sol-milliyetçi BSW yüzde 15,8 ile üçüncü, Sol Parti yüzde 13,1 ile dördüncü oldu.

Berlin’deki federal hükümetin ortaklarından sosyal demokrat SPD'nin yüzde 6,1, Yeşiller'in yüzde 3,2 gibi çok düşük sonuçlar alması da dikkat çekti. Hükümetin bir diğer ortağı FDP, yüzde 5’lik barajın altında kaldı.

Saksonya eyaletinde merkez sağda yer alan Hıristiyan Demokrat Birliği (CDU) oyların yüzde 31,9’unu alırken, AfD oyların yüzde 30,6'sını alarak ikinci parti oldu. Yeni kurulan BSW ise yüzde 11,8 oy alarak 3. oldu.

SPD yüzde 7,3’lük oy alırken, Yeşiller yüzde 5,1 oranında oy topladı. FDP burada da meclise giremedi.

Koalisyon hükümetinin hezimeti sonrası ne olacak?

Aşırı sağcı AfD’nin seçimlerde büyük bir başarı elde etmesi, başkent Berlin’de şok etkisi yarattı. Seçimleri değerlendiren SPD’li Başbakan Olaf Scholz tüm partilere, AfD'yle birlikte hareket etmeme çağrısı yaptı. Seçim sonuçlarını "acı verici" olarak değerlendiren Scholz, AfD'nin yükselişinin endişe verici olduğunu belirtti ve "Ülkemiz bu durumu kabullenmemeli. AfD, Almanya'ya zarar veriyor, ekonomiyi zayıflatıyor ve toplumu bölüyor" ifadelerini kullandı.

Erken seçim isteyen AfD lideri Alice Weidel, "Bu sonuçlardan sonra Scholz’un koalisyon ortaklarıyla birlikte bavullarını toplayıp koltukları boşaltmaları gerekmektedir" derken, AfD’nin dışlanması durumunda daha da büyüyeceğini ifade etti. Almanya’nın en tartışmalı aşırı sağcı politikacılarından biri olan, AfD’nin Thüringen örgütü lideri Björn Höcke, "AfD, Thüringen'de halkın partisi oldu. Almanya çapında değişime ihtiyacımız var ve değişim ancak AfD ile gelecek" dedi.

Erken seçim çağrılarına destek veren Hıristiyan Sosyal Birlik Partisi CDU Genel Başkanı ve Bavyera Eyalet Başkanı Markus Söder, seçim sonuçlarını "Alman demokrasisi için bir dönüm noktası" olarak tanımladı. Söder, "Bu seçim sonucu hepimiz için gerçek bir son uyarı olmalı. Her zamanki gibi işimize, normal gündeme dönemeyiz. Scholz ve hükümeti bir siyasi harabeye yol açtı. Hemen istifa etmeli ve erken seçimin önünü açmalı" dedi. Söder, Birlik Partileri CDU ve CSU’nun başbakan adayı olmaya hazır olduğunu da söyledi.

Seçimde büyük bir hezimet yaşayan liberal FDP’nin Genel Başkan Yardımcısı Wolfgang Kubicki, "Bu sonuçlarla Berlin’deki koalisyon meşruiyetini kaybetti” diyerek partisinin koalisyondan çekilmesini istedi. Kubicki, "Bu koalisyon ülkeye zarar verdiği gibi, kesinlikle FDP’ye de zarar veriyor" diye konuştu.

Almanya’nın önde gelen siyasi köşe yazarları ve yorumcuları, seçim sonuçlarının federal hükümet için bir facia olduğunu ve koalisyon hükümetinin seçmenin güvenini kaybettiğini belirtiyor.

Berlin’de yapılan analizlerde, dünkü sonuçların koalisyondaki istikrarsızlığı daha da arttıracağı ifade edilirken, erken seçim tartışmalarının 22 Eylül'de Brandenburg eyaletinde yapılacak bir diğer yerel seçim sonrasında ivme kazanacağı belirtiliyor.

Kamuoyu araştırmalarına göre AfD, Brandenburg'da da ilk sırada. Yorumlarda, SPD’nin ve koalisyon ortaklarının burada da hezimete uğramaları durumunda Scholz, güven oyu istemek zorunda kalacak. Almanya normal şartlar altında 28 Eylül 2025'te genel seçime gidecek. Son kamuoyu yoklamaları, AfD'nin ülke çapında CDU'nun arkasında ikinci parti olduğunu gösteriyor.

Almanya’daki Türkler sonuçlardan tedirgin

AfD partisinin İslam karşıtı ve ayrımcı söylemleri, Almanya’daki Türkler ve Müslümanlar için ciddi bir tehdit oluşturuyor. Bu nedenle AfD’nin yükselişi, Almanya’daki Türk toplumunun geleceği için endişe verici bir gelişme olarak değerlendiriliyor. Aynı zamanda AfD'nin seçimlerdeki başarısı, Alman toplumu içinde göçmenlere ve özellikle İslam dinine karşı her geçen gün tırmanan hoşnutsuzluğu arytıracağa benziyor. Bu gidişattan en fazla etkilenecek olan grupların başında da Türkler geliyor.

VOA Türkçe’ye seçim sonuçlarını değerlendiren Almanya Türk Toplumu Başkanı Aslıhan Yeşilkaya Yurtbay, sadece AfD’nin değil, merkez partilerin de AfD’nin tezlerini kopyaladığını belirterek, gidişatı tehdit edici olarak tanımladı.

Yurtbay, "Göçmenlik geçmişi olan biz ‘yeni’ Almanlar için bu sonuçlar şok edici ve korkutucu, çünkü evimizi ve buradaki geleceğimizi sorgulatıyor. Benim kuşağımdan pek çok insan şimdiden Almanya'yı terk etmeyi planlıyor" dedi.

Almanya’daki Türk lobisinin tanınan isimlerinden Kenan Kolat, göçmenlerle ilgili tartışmaların Alman siyasetindeki gelişmeleri belirlediğini belirterek, son zamanlarda yaşanan terör saldırılarının AfD’nin işine geldiğini belirtiyor ve şöyle konuşuyor:

"Göçmen konusu gündemde en üstteki yerini koruyor. Cihatçı kesimlerin Almanya'da yaptıkları eylemler toplumda büyük korku yarattı. Bu da katı ve sert politika izleyen partilere oyların akmasına yol açtı. Son yıllarda artan benim ‘refah şovenizmi’ diye nitelediğim yaklaşımın da etkili olduğunu görüyorum. Sosyal haklarda gerileme ve insanların gelecek kaygılarının artması insanları sığınacak bir liman arayışına yönlendiriyor. Tüm bu gelişmeler Almanya'da yaşayan Türkler’in geleceği açısından zor bir durum oluşturuyor. Buna bir çare, Alman siyasetine çok daha fazla katılım. Bu yıl yürürlüğe giren Çifte Vatandaşlık Yasası sayesinde Türk vatandaşlığından çıkmadan Alman vatandaşlığına geçmek olanaklı hale geldi. Daha aktif politika yapmamız gerekiyor."

Yeşiller Partisi’den Bavyera Eyaleti Milletvekili Cemal Bozoğlu ise, gelişmelerin sadece göçmenleri değil, Alman toplumunu tehdit eden bir boyutu olduğuna dikkat çekti ve şöyle konuştu:

"Almanya’nın gelecek 20 yılını belirleyecek olan politik tercihler Saksonya ve Thüringen eyalet seçimleri ile ortaya çıktı. Artık faşizm darbelerle gelmiyor. Sistem adım adım değiştirilerek, toplum ikna edilerek otoriter bir rejim kuruluyor. Almanya için böyle bir sürecin başındayız. Gelecek dönemin siyasi tercihi ya faşizm soslu otoriter rejim ya da demokrasi olacak. Almanya bugünden itibaren eski Almanya değil."

Nina Rieke

 

Almanya bıçaklı saldırının ardından sığınmacı politikasını sertleştiriyor

23 Ağustos’ta Solingen’de düzenlenen ve üç kişinin ölümüne, 8 kişinin yaralanmasına yol açan terör saldırısından sonra Alman hükümeti, mülteci politikasının sertleştirilmesini kararlaştırdı.

Bıçaklı terör saldırısından sonra tartışılan önemli konuların başında gelen bıçak taşımaya sınırlama getirilmesi, önlem paketinde yer aldı. Silah mevzuatı alanında yapılması planlanan değişiklikle, kamusal alanda bıçak yasağı genişletilecek. Bu kapsamda, halka açık etkinliklerde, spor müsabakalarında bıçakların tamamen yasaklanmasına karar verildi. Aynı durum otobüsler ve trenler için de geçerli.

Mayıs ayında Mannheim’da, ardından Solingen’de gerçekleşen terör olaylarında zanlıların bıçak kullanması, ayrıca bıçaklı saldırı vakalarında yabancı kökenli zanlıların oranının çok yüksek olması bu konudaki tartışmaları alevlendirmişti. Federal Kriminal Dairesi'nin (BKA) verilerine göre, Almanya genelinde 2022’de 8 bin 160, 2023'te de 8 bin 951 bıçakla yaralama vakası kaydedildi.

Dublin II sığınmacılarına mali yardım kesiliyor

Solingen saldırganı Isa el Hassan’ın bir AB ülkesi olan Bulgaristan üzerinden Almanya’ya gelerek iltica başvurusunda bulunduğunun, ardından Bulgaristan’a iade edilme süreci uzadığı için insani nedenlerle geçici oturum izni verildiğinin ortaya çıkması, Dublin II Anlaşması’nı da bir kez daha gündeme getirmişti.

Federal Hükümet, yeni önlemler paketinde, sözkonusu anlaşmanın da öngördüğü gibi sığınma başvurusunda bulunanların ilk ayak bastıkları AB ülkesine geri gönderilmesi gerektiğine vurgu yaparak, bu kişilere Almanya’da bulundukları süre içinde mali yardım verilmeyeceğini duyurdu.

Ülkeye başka bir AB ülkesi üzerinden giriş yapan ve orada kayıtlı olan mültecilerin yardımları büyük ölçüde azaltılacak. Nakit mali yardım ve ödeme kartı verilmeyecek; sadece asgari düzeyde yatak-ekmek-sabun, yani yiyecek, yatacak yer, ecza malzemeleri gibi temel harcamaları karşılanacak.

Ülkelerine tatile giden mülteciler, statülerini kaybedecek

Hükümet ayrıca kendi ülkelerinde tatile giden mültecilere karşı da harekete geçiyor. Buna göre, koruma hakkı tanınan tüm kişiler, ailevi bir neden olmaksızın (örneğin akrabalarının cenazesi) kendi ülkelerine seyahat ederlerse iltica statülerini kaybedecekler. Son zamanlarda çok sayıda Suriyeli ve Afgan mültecinin bayramlarda ülkelerine uçtukları yönünde çıkan haberler, Alman kamuoyunda tepkilere neden olmuştu.

Kararlaştırılan önlemler arasında, polise verilen yetkilerin arttırılması da geliyor. Polis, bu kapsamda, neden göstermeden kuşku uyandıran kişileri rastgele kontrol edebilecek.

Radikal İslamcı kişi ve oluşumlara karşı mücadelede de güvenlik makamlarına daha fazla yetki verilmesi hedefleniyor. Bu önlemler çerçevesinde, yüz tanıma için internet verilerinin biyometrik karşılaştırması ve yapay zeka kullanımının yoğunlaştırılması amaçlanıyor. Ayrıca radikal İslamcı örgütlerden ayrılmak isteyenlere özel olanaklar sunulması hedefleniyor.

Sözkonusu önlemler paketi, Başbakan Olaf Scholz, İçişleri Bakanı Nancy Faeser, Başbakan Yardımcısı Robert Habeck ve Adalet Bakanı Marco Buschmann arasındaki görüşmelerin sonucunda kararlaştırıldı. Paket, önümüzdeki hafta başında muhalefetteki Hristiyan Demokrat CDU ve federal eyaletlerin temsilcilerinin de katılacağı bir zirvede tartışıldıktan sonra yürürlüğe girecek.

Nine Rieke

Solingen saldırısı Almanya’yı değiştiriyor

Suriyeli sığınmacı İssa Al Hassan'ın Solingen kentinde bir festivalde üç kişiyi öldürmesi ve saldırıyı terör örgütü IŞİD'in üstlenmesi Almanya’da siyasetin gündemini değiştirdi. Eyalet seçimleri öncesi siyasi hava gerginleşirken, siyasetçiler Almanya’nın kapılarını sığınmacılara kapatmayı tartışıyor.

Geçen Cuma akşamı gerçekleşen ve 65 ve 56 yaşlarındaki iki erkek ile 56 yaşındaki bir kadının yaşamlarını yitirdiği terör saldırısının zanlısı olarak gözaltına alınan İssa Al Hasan sorgulanmak üzere Federal Başsavcılığın bulunduğu Karlsruhe kentine götürüldü.

Konuyla ilgili tartışmalar, Suriyeli sığınmacının, yasalara göre çoktan sınır dışı edilmiş olması gerektiğinin ortaya çıkması ile daha da kızışırken, zanlının sınırdışı kararı tebliğ edilmeden ortadan kaybolduğu, ardından da kendisine yeni bir tebligat gönderilmediği ortaya çıktı.

Almanya Başbakanı Olaf Scholz saldırgana karşı "kızgın ve öfkeli" olduğunu söyledi. Olayın yaşandığı yeri ziyaret eden Scholz, "Tüm imkânlarımızı kullanarak bu ve benzer olayların ileride yaşanmaması için kararlı adımlar atmaktayız. Başvuruları kabul edilmeyenlerin ve ağır suç işleyen sığınmacıların sınır dışı edilmelerinin hızlandırılması yolunda gereken yasal değişiklikler yapılacak. Düzensiz göçün engellenmesi için yeniden devreye soktuğumuz sınırlarda kontrolleri sürdürmeye de kararlıyız" dedi.

Ana muhalefetteki Hristiyan Demokrat CDU Genel Başkanı Friedrich Merz bir adım daha ileriye giderek, Almanya’nın kapılarını Suriye ve Afganistan’dan gelecek sığınmacılara tamamen kapatmasını istedi.

"Bizim kurallarımıza ve yasalarımıza uymayan Almanya’yı terk etmeli" diyen Merz, Scholz’un bu konuda atacağı adımlara destek vereceklerini açıkladı. Sosyal Birlik Partisi (CSU) Genel Başkanı Markus Söder, sınırdışı kararı olanların derhal gönderilmesini talep etti.

Göçmen ve İslam karşıtı Alman için Alternatif partisi AfD’nin eş başkanı Alice Weidel de, göçmenlere karşı sert önlemler alınmasını ve sınırların kapatılmasını talep etti. Weidel, koalisyon hükümeti ve CDU‘nun göç konusunda sınıfta kaldığını iddia ederek, partisinin hükümete gelmesi durumunda, göçmenlerin ülkeye girişinin beş yıl boyunca engelleneceğini duyurdu.

AfD’nin Solingen’deki saldırıyı önümüzdeki hafta sonunda Saksonya ve Thürüngen eyaletlerinde yapılacak seçimler öncesinde kampanyalarında kullanmaya başlaması dikkat çekti. Göçmenlerin sınır dışı edilmesi talebini merkezine alan AfD'nin, Solingen saldırısını her iki eyalette de oylarını artırmak için fırsat olarak gördü.

Almanya, sınırlarını kapatmayı tartışıyor

Almanya’da son yıllarda ülkeye sığınmacı olarak giriş yapan radikal İslamcılar tarafından benzer pek çok saldırı düzenlendi.
19 Aralık 2016’da Berlin’deki Noel Pazarı’nda Anis Amri adındaki sığınmacı tarafından düzenlenen saldırıda 13 kişi hayatını kaybetmişti.

Son olarak geçen 31 Mayıs’ta, Afganistan’dan gelen bir mülteci tarafından Mannheim’de gerçekleştirilen bıçaklı saldırıda 29 yaşındaki bir polis öldü. Bu kez ise Suriyeli İssa Al Hasan’ın Bulgaristan üzerinden Almanya’ya gelerek iltica başvurusu yapması, ancak başvurusunun inandırıcı bulunmayarak reddedilmesi sonrasında iade süreci uzadığı için insani nedenlerle geçici oturum izni verilmesi olayı başka bir boyuta taşıdı ve Dublin II Anlaşması'nı da bir kez daha gündeme getirdi.

Bu anlaşmaya göre sığınma başvurusunda bulunanların ilk ayak bastıkları AB ülkesine geri gönderilmesi gerekiyor. Nitekim CDU, Solingen saldırısından sonra Dublin II Anlaşması'nın hızla hayata geçirilmesini talep etti. Daha önce de Scholz, düzensiz göçmenlerin geldikleri ülkelerle göç anlaşmalarının imzalanmasıyla birlikte iltica başvurularının Avrupa Birliği (AB) dışındaki üçüncü ülkelerde ya da transit ülkelerde incelenmesini önermişti.

Federal İstihbarat Servisi'nin eski Başkanı August Hanning, Yunanistan’a giriş yapan sığınmacıların kolaylıkla başka ülkelere geçiş yaptıklarını öne sürerek, bu ülkeyle Schengen Anlaşması'nın askıya alınmasını önerdi.

Saldırıya Türk göçmenlerden tepkiler

Olayın kamuoyu ve medyada Müslümanlar’a yönelik önyargıları artıracağı yönündeki yorumlar tedirginliğe neden olurken, saldırı Almanya’daki Türk göçmenler arasında da tepkileri beraberinde getirdi.

Solingen kentinin bulunduğu Kuzey Ren Vestfalya Türk Topluluğu Başkanı Serhat Ulusoy, "Bu saldırı sadece üç kişinin yaşamına mal olmadı, tüm göçmenlere, Almanya’ya sığınanlara zarar verdi. Göçmen kökenli olanlar bu bağlantıda gelişen tartışmalardan olumsuz etkilenecek. İnsanlar genelleştirilerek zan altında bırakılıyor. Bu iyi bir gidişat değil" şeklinde bir açıklama yaptı.

Almanya’daki en büyük Müslüman çatı örgütü olan Diyanet İşleri Türk İslam Birliği (DİTİB), saldırının ardından kınama mesajı yayımladı.

"Solingen'de hayatını kaybedenlerin yasını tutuyoruz" başlığı ile yayımlanan mesajda, "Dayanılmaz bir kayıp yaşayan yakınlarına ve en içten dileklerimizle acil şifalar dilediğimiz yaralılara başsağlığı diliyoruz. Böyle zamanlarda, toplum olarak hepimizin hayatını paramparça eden anlamsız şiddetle yüzleşmek için birbirimize daha da yakınlaşıyoruz" denildi.

İslam Toplumu Millî Görüş (IGMG) tarafından ise, "Solingen’deki korkunç saldırı hepimizi derinden sarstı. Acımızı yaşarken, toplum olarak bölünmeye izin vermemeli ve güçlü yönlerimize odaklanmalıyız. Bununla birlikte, bu tür vahşet eylemlerinin ardından sıklıkla olduğu gibi, peşin hükümlere varıldığını üzüntüyle duyuyoruz. Bugün tüm iltica politikasını rafa kaldırmayı ya da temel insan haklarının göz ardı edilmesini isteyen herkes, aslında tam da failin olmamızı istediği yerde durduğunun farkına varmalıdır" açıklaması yapti.

Oktoberfest’e özel önlemler

Solingen kentinde gerçekleşen saldırı nedeniyle Münih'te 21 Eylül-6 Ekim tarihlerinde düzenlenecek Bira Festivali (Oktoberfest) etkinliği için güvenlik önlemleri artırılacağı açıklandı.

Dünyanın en büyük festivali olan, geçen sene 7,2 milyon ziyaretçiyi ağırlayan Oktoberfest’e halihazırda uygulanan yüksek güvenlik önlemlerine ek olarak, bıçak ve cam şişe yasağı, ayrıca sırt çantası taşınmaması gibi yasaklar getirileceği haber alındı.

 

Nine Rieke

Alışveriş alışkanlıkları değişirken Alman moda devinden iflas bayrağı

Almanya'da iflas eden ya da kapanış ilan eden şirketlere her gün yenileri ekleniyor. Son olarak Avrupa'da moda dünyasının tanınmış isimlerinden Esprit, Almanya'daki 57 şubesini kapatacağını, 1300 çalışanını da işten çıkaracağını açıkladı.

Avrupa'da, Türkiye dahil toplam 124 şubesi bulunan moda devi yıllardır krizdeydi. Merkezi Düsseldorf yakınlarındaki Ratingen'de ve Hong Kong'da bulunan şirket, 2020'de de çalışanlarının yaklaşık üçte birini işten çıkarmış ve 100 şubesini kapatmıştı.

Belçika ve İsviçre'deki Esprit yan kuruluşları da Mart 2024'te iflas başvurusunda bulunmuştu.

Uzun yıllardır Türkiye’de de üretim yaptıran Esprit'in İstanbul ve İzmir'deki mağazaları ile marka bayiliği verdiği mağazaların durumu hakkında henüz bir açıklama yapılmadı.

Almanya'da ekonomik kriz etkisini sürdürüyor

Dünya çapında yaklaşık 40 ülkede faaliyet gösteren Esprit'i bu duruma getiren neden, Almanya’da düşük tüketici güveni, Ukrayna’daki savaş ve yüksek enerji maliyetleri gibi olumsuz makroekonomik koşullar şeklinde sıralanıyor.

Bu faktörler, satışların düşmesine ve maliyetlerin artmasına katkıda bulunurken, son yıllarda klasik mağaza konsepti yerine internet üzerinden alışverişin giderek artması da bir başka neden.

Tüketici alışkanlıkları ile ilgili analizciler, internet üzerinden satışa yoğunlaşmak yerine mağazalara ağırlık veren şirketlerin ayakta kalacağına inanmıyor ve Esprit tarzındaki şirketler için herhangi bir umut görmüyor.

İflaslarda yüzde 41'lik artış

Geçen Haziran ayında, Almanya'da iflas eden orta ve büyük ölçekli şirketlerin sayısının enflasyon, zayıflayan talep, artan maliyetler ve faiz oranlarıyla bu yılın ilk yarısında 2023'ün aynı dönemine göre yüzde 41 arttığı bildirildi.

Avrupa'nın üçüncü büyük tur operatörü FTI ve büyük mağaza zinciri Galeria gibi önde gelen isimlerin yanısıra, emlak şirketleri, otomotiv tedarikçileri ve makine mühendisliği şirketleri iflaslardan özellikle etkilendi.

Kredi kuruluşu Creditreform da yılın ilk yarısında ülkede yaklaşık 11 bin iflas vakası kaydedildiğini, böylece iflasların son 10 yılın en yüksek seviyesine ulaştığını açıkladı.

 

Nine Rieke

Almanlar, Angela Merkel’i özlüyor

Almanya’yı 16 yıl başbakan olarak yöneten Angela Merkel, "dünyanın gelmiş geçmiş en güçlü siyasetçi kadını" olarak akıllarda kalırken, bugün 70 yaşına bastı.

Almanların büyük bir çoğunluğu, sessiz, gösterişsiz ve kararlı özellikleriyle bilinen Merkel’i özlüyor ve onun yönetimindeki dönemin daha iyi olduğuna inanıyor.

Eski başbakanın doğum günü nedeniyle yapılan bir ankette, katılımcılarının yüzde 61’i, Merkel’den sonra Almanya’da durumun kötüleştiğini düşündüklerini belirtti. Ankete katılanların yüzde 58’i ise "Merkel dönemini özlüyoruz" diyor.

Çalkantılı dönemlerde uzlaşmacı kişiliği ile hem Almanya’da hem de uluslararası siyasette iz bırakan Angela Merkel, 1954'te Hamburg'da papaz bir baba ve öğretmen bir annenin kızı olarak dünyaya geldi.

Babasının Doğu Almanya’ya (DAC) göç etmesi sonrasında, çocukluk ve gençlik yıllarını sosyalist rejimde geçiren Merkel kendi siyasi hayatına, Berlin Duvarı'nın yıkılmasının ardından DAC’ta kurulan yeni hükümetin sözcü yardımcısı olarak başladı.

İki Almanya’nın birleşmesi sürecinde, Hıristiyan Demokrat Birliği CDU bünyesinde etkin siyasete atılan Merkel, 2 Aralık 1990'da federal milletvekili seçildi ve dönemin başbakanı Helmut Kohl‘ün hükümetinin 1991-1994 yıllarında Kadın ve Gençlik Bakanlığı görevinde bulundu.

Merkel’e en büyük desteği de, halefi ve akıl hocası Helmut Kohl verdi. Merkel, kendisini "siyasi kızım" olarak tanımlayan Kohl’ün adının karıştığı yasadışı bağış skandalı sonrasında, gözyaşına bakmadan onu koltuğundan ederek, 2000 yılında en büyük destekçisinin yerine aday oldu. CDU Başkanı seçildiğinde Angela Merkel 46 yaşındaydı.

Alman medyasının tanınan yorumcuları o dönemdeki siyasi kehanetlerinde Merkel’in parti başkanlığına seçilmesi sonrasında bu pozisyonda çok kısa bir süre kalabileceğini, o zamana kadar muhafazakâr erkeklerin sözünün geçtiği CDU’da başarısız olacağını ve silinip gideceğini öne sürmüşlerdi. Ancak bunun tersini kanıtlayan, Kohl’ün 1998’de kaybettiği seçimden yedi yıl sonra da partisini 51 yaşında yeniden iktidara taşıyan Merkel, Almanya'nın ilk Doğu Alman kökenli, ilk kadın ve en genç başbakanı olarak göreve başladı.

Dünya görüşü, yetiştiği sosyalist Doğu Almanya’daki planlamacı sistemle biçimlenen Merkel, kısa sürede ekonomik ve sosyal konulardaki bilgisi ve diplomasi alanındaki başarıları ile kendini kabul ettirdi. Genel başkanlığı, sonra da başbakanlığı döneminde CDU’yu modernleştiren Merkel, kadınların siyasi ve ekonomik arenada daha fazla rol üstlenmesine katkıda bulundu ve partinin kapılarını CDU’nun o zamana kadar barışık olmadığı göçmenlere de açtı, onları sosyal demokrat SPD’den daha önce parti yönetimine aldı. Çok sayıda Türk kökenli de CDU’da önemli sorumluluklar üstlendi. Hem Almanlar hem de göçmenler, Merkel’e başbakanlık yaptığı yıllarda büyük bir saygıyla Almanca’da anne anlamına gelen ”Mutti” şeklinde seslendi.

Krizleri çözen siyasetçi

Merkel iktidarına kadar ekonomisi çok cılız büyüyen, hatta o aralar "Avrupa’nın hasta adamı" olarak nitelenen Almanya, onunla birlikte büyüme sürecine girdi. Almanya’nın kişi başına milli geliri Merkel dönemindeki 15 yılda yüzde 16 arttı. İşsizlik yüzde 11’lerden yüzde 3’lere geriledi. Göreve başladıktan kısa bir süre sonra, tüm Avrupa'yı sarsan 2008 mali depreminde, Merkel sadece yalnızca Almanya'yı yönlendirmekle kalmadı, aynı zamanda Euro‘yu ayakta tutmayı başardı.

Euro Bölgesi’nin başta Fransa olmak üzere diğer ülkeleri, bu süreçte Merkel’in pragmatik ve kararlı tutumuyla tanıştı. Merkel’in karşısına çıkan belki de en büyük sorun, 2015’teki göçmen krizi oldu. Göçmen ve mültecilerin Avrupa’ya akın ettiği o dönemde Merkel, Almanya’nın sınırlarını açma kararı aldı ve 1 milyondan fazla mülteci Almanya’ya giriş yaptı. Almanların bir bölümü bu kararı pek olumlu karşılamadı.

Merkel’in mülteci politikası, çok sayıda uzmanın hemfikir olduğu biçimde, Almanya’da aşırı sağı güçlendirdi ve 2017 seçimlerinde yabancı ve İslam karşıtı AfD, sandıktan üçüncü parti çıktı. AfD, bugün ise siyasi arenada ikinci parti konumunda.

Angela Merkel, siyasi hayatının bir diğer derin krizini Şubat 2020’de Avrupa’ya ulaşan Covid-19 pandemisinde yaşadı. İspanya ve İtalya’yı iflasın eşiğine, AB’yi de dağılmanın eşiğine getiren pandeminin ilk aylarında, Almanya’yı başka Avrupa ülkelerinin borçlarına ortak eden 750 milyar Euro tutarındaki yardım paketini onayladı.

Türkiye ile zor, ama kesintisiz ilişki

Angela Merkel, göreve başladığı 2005’ten sonra tam 12 kez ziyaret ettiği Türkiye’nin Avrupa Birliği üyeliğine olumlu bakmadı ve destek olmadı. Ama her zaman Türkiye’nin öneminin bilincinde olarak, diplomasi kanallarını açık tuttu. 2016’da imzalanan ve göçmenlerin Ege üzerinden Yunanistan’a geçişlerini hedefleyen Mülteci Anlaşması’nı yönlendiren, Doğu Akdeniz’de, Yunanistan'ın hukuksuz adımları yüzünden yaşanan gerilimde Almanya‘yı ara bulucu olarak konumlandıran Merkel, Ankara tarafından da takdir edilen bir lider oldu.

Merkel, özellikle Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile kurduğu diyaloğu iki ülke arasında yaşanan tüm gerginliklere rağmen her zaman devam ettirdi; hükümetleri sırasında iki ülke arasındaki ticaret hacmi büyüdü, iş birliği güçlendi.

Nina Rieke

 

Avrupa’nın futboldaki kralı İspanya

14 Haziran’da Münih’te başlayan ve dört haftadır futbolseverlere unutulmaz anlar yaşatan Avrupa Futbol Şampiyonası (EURO 2024), dün akşam Berlin Olimpiyat Stadı'nda İspanya-İngiltere karşılaşmasıyla sona erdi. İspanya'ya şampiyonluğu getiren golleri 47. dakikada Nico Williams ve 86. dakikada Mikel Oyarzabal attı. İngiltere'nin tek golü ise 73. dakikada Cole Palmer'dan geldi.

İspanya, 17. kez düzenlenen Avrupa Şampiyonası'nda dördüncü kez kupaya uzanarak turnuvayı en fazla kazanan takım ünvanını elde etti. İspanyollar, turnuvada Hırvatistan, İtalya, Arnavutluk, Gürcistan, Almanya, Fransa ve son olarak İngiltere'yi mağlup etti ve oynadığı tüm maçları kazandı.

Turnuvanın en iyi futbolcusu İspanya'dan orta saha oyuncusu Rodri (Rodrigo Hernandez Cascante) seçildi. En iyi genç oyuncu ödülü ise Avrupa Şampiyonası tarihinin en genç oyuncusu, İspanya’nın 17 yaşındaki yıldızı Lamine Yamal'a verildi. Maç sonrası düzenlenen törende, İspanyollar’ın kaptanı Morata, kupayı İspanya Kralı 6. Felipe ve UEFA Başkanı Aleksander Ceferin’den alarak, büyük bir coşkuyla kaldırdı. Takım arkadaşları ve taraftarlarının eşlik ettiği kutlamaya stattaki havai fişekli gösteri de renk kattı.

Avrupa Futbol Şampiyonası, 2032’de Türkiye ve İtalya’da düzenlenecek

Avrupa Futbol Şampiyonası'nda üst üste ikinci kez finalde mücadele eden İngiltere ise yine mutlu sona ulaşamadı. Turnuva tarihinde ikinci finalini oynayan İngilizler, bir kez daha sahadan üzgün ayrıldı. İngilizler için bir teselli, dört yılda bir düzenlenen turnuvanın bundan sonraki ayağının 2028’de kendi ülkelerinde ve İrlanda’da yapılacak olması. İngiltere son olarak 1996’daki Avrupa Şampiyonası’na ev sahipliği yapmıştı. 2032 Avrupa Futbol Şampiyonası'na ise Türkiye ve İtalya ortak ev sahipliği yapacak. Her ülkeden beş olmak üzere maçların yapılacağı 10 kentin Ekim 2026’ya kadar belirleneceği duyurulmuştu.

Türkiye, EURO 2024’den umutlu ayrıldı

EURO 2028, Türkiye için olumlu bir bilançoyla sona erdi.

Hollanda’ya yenilerek turnuvaya çeyrek finalde veda eden A Milli Futbol Takımı, genç kadrosuyla turnuvanın son sekiz takımı arasına girdi ve başta 2026 Dünya Şampiyonası olmak üzere gelecek turnuvalar için umut verdi.

İtalyan teknik direktör Vincenzo Montella yönetimindeki Türkiye, EURO 2024'te oynadığı beş maçın üçünü kazanırken, ikisinden mağlubiyetle ayrıldı. Milli Futbol Takımı, çeyrek final maçları sonunda attığı sekiz golle turnuvanın en golcü dördüncü takımı oldu. Ay-yıldızlı ekibin beş maçta kaydettiği sekiz gole, yedi farklı oyuncu imza attı. Milli takımın EURO 2024'te oynadığı maçlarda Merih Demiral (2), Mert Müldür, Arda Güler, Kerem Aktürkoğlu, Hakan Çalhanoğlu, Cenk Tosun ve Samet Akaydın fileleri havalandırdı.

Bu arada Avusturya maçında Merih Demiral'ın attığı gol sonrasında bozkurt işareti yapması ve iki maç ceza verilmesi yoğun tartışmalara neden oldu. Alman İçişleri Bakanı Nancy Faeser’in sert açıklamaları ile birlikte, Türkiye ile Almanya arasında diplomatik bir krize neden olan olay sonrasında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan da Hollanda ile çeyrek final karşılaşmasını tribünden izledi. Erdoğan, bu karşılaşmaya gelmek için Azerbaycan ziyaretini iptal etmişti.

Sınır kontrolleri sona eriyor

Öte yandan turnuvada güvenlik açısından çok büyük bir sorun yaşanmadı. Şampiyona öncesinde, radikal İslamcı grupların terör saldırıları planladığı ve holiganların olay çıkarabileceği şeklinde gelen duyumlar sonrasında Almanya, turnuva boyunca sınır kontrolleri uygulamasına geçmişti.

7 Haziran'dan düne kadar süren uygulamada, haklarında tutuklama kararı bulunan 600’den fazla kişi yakalandı, kaçak olarak sığınmacı sokmaya çalışan 150’nin üzerinde insan taciri gözaltına alındı, 3 bin 200 yasadışı giriş engellendi ve 100'den fazla futbol holiganının girişine izin verilmedi.

Federal Polise göre izinsiz girişlerin yaklaşık üçte biri Fransa, Belçika, Lüksemburg, Hollanda ve Danimarka sınırlarının yanı sıra deniz ve hava trafiğinde tespit edildi. Federal İçişleri Bakanı Nancy Faeser, Avrupa Şampiyonası sonrasında ülke çapında sınır kontrollerinin sürdürülmesinin planlamadığını duyurdu.

Bakanlık sözcüsü, sınır kontrollerinin uygulanmasının sadece geçici olarak planladığını ve uzatılmasının düşünülmediğini, sadece 26 Temmuz-11 Ağustos tarihleri arasında yapılacak Paris 2024 Yaz Olimpiyat Oyunları nedeniyle yalnız Almanya-Fransa sınırlarında kontrollerin yapılacağını duyurdu.

Muhalefetteki Birlik Partileri CDU/CSU ve koalisyonun küçük ortağı FDP ise sınır kontrollerine son verilmesini eleştirerek, sınır kontrollerinin özellikle insan kaçakçılarına ve izinsiz giriş deneyen göçmenlere karşı faydalı olduğunu öne sürdü.

Nine Rieke

 

Türkiye A Milli Futbol Takımı, Euro 2024'te çeyrek finale çıkmak için Avusturya karşısında

A Milli Futbol Takımı, Avrupa Futbol Şampiyonası (EURO 2024) son 16 turunda bu akşam saat 22.00’de Avusturya ile karşılaşıyor.

Almanya'nın Leipzig şehrindeki Red Bull Arena’da oynanacak maçın galibi ilk sekiz takım arasına girerek çeyrek finale yükselecek. Maçı Portekizli hakem Artur Soares Dias yönetecek.

Maçın 90 dakikalık normal süresi berabere biterse, dün akşamki Portekiz-Slovenya maçında olduğu gibi, uzatmalara gidilecek; eşitlik yine bozulmazsa penaltı atışları yapılacak.

Kazanan Hollanda ya da Romanya ile eşleşecek

Kazanan takım, çeyrek finalde Hollanda-Romanya eşleşmesinin galibiyle 6 Temmuz Cumartesi günü Berlin Olimpiyat Stadyumu’nda karşı karşıya gelecek.

A Milliler’de sarı kart cezalıları kaptan Hakan Çalhanoğlu ve Samet Akaydın bu akşam forma giyemeyecek. Buna karşılık, sarı kart cezası nedeniyle Çek Cumhuriyeti mücadelesinde forma giyemeyen Abdülkerim Bardakçı formasına kavuşacak.

Avusturya’da ise sarı kart cezalısı Patrick Wimmer oynamayacak.

A Milli Takım Teknik Direktörü Vincenzo Montella'nın Avusturya mücadelesinde kaleyi Mert Günok'a emanet etmesi bekleniyor.

Geri dörtlüde Mert Müldür, Merih Demiral, Abdülkerim Bardakcı ve Ferdi Kadıoğlu'nun, orta üçlüde İsmail Yüksek, Kaan Ayhan ve Orkun Kökçü'nün, kanatlarda Arda Güler ve Kenan Yıldız'ın forması giymesi beklenirken, ileri uçta formaya yakın isim ise Barış Alper Yılmaz olarak tanımlanıyor.

Avusturya güçlü bir ekip

Milli takım, Portekiz, Gürcistan ve Çek Cumhuriyeti ile birlikte yer aldığı F Grubu’nu 6 puanla ikinci bitirdi.

Avusturya ise grup aşamasının sürprizini yaparak, Fransa, Hollanda ve Polonya ile mücadele ettiği D Grubu’nu 6 puanla lider tamamladı.

Futbol otoriteleri ve takımı yakından takip eden muhabirler, Avusturya’yı EURO 2024'ün en güçlü takımlarından biri olarak tanımlıyor.

Özellikle sağlam orta sahası ile dikkat çeken takımın Alman antrenörü Ralf Ranknick’in tutkulu, heyecan verici, yılmayan güçlü bir ekip oluşturduğu ifade ediliyor.

A Milli Takım Teknik Direktörü Vincenzo Montella da son basın toplantısında, "Avusturya’ya karşı birkaç ay önce bir maçımız oldu. İyi bir takım, belki de en iyi takım olduklarını düşünüyorum. Çok agresif, pres yapan ve geçiş pozisyonları harika olan bir takım. Her anlamıyla bütün bir takım" diye konuştu.

Mart ayında Viyana’da oynanan hazırlık maçında Avusturya, sahadan 6-1 galip ayrılmıştı.

Avusturya Teknik Direktörü Ralf Rangnick ise, Türkiye'nin duygusal bir takım olduğunu belirterek, "Duyguların yoğun yaşandığı bir takım. Oyuncularımızın enerjisinin sahaya yansıması gerekecek. Yüreğimizi sahaya koymamız gerekecek" dedi.

İki ülke A milli takımları arasında yedisi Türkiye, 10’u da Avusturya’da yapılan 17 maçta Avusturya 9, Türkiye 7 galibiyet alırken, sadece bir maç berabere bitti.

Alman kamu kanallarında sadece bu maç şifreli

Leipzig’de gerçekleşecek müsabakanın Alman kamu televizyonlarında şifreli yayınlanması kararı, gelen tepkilere rağmen değişmedi.

Kamu vergileri ile finanse edilen ARD ve ZDF televizyon kanalları son 16 turundaki sekiz müsabakadan yedisini şifresiz yayınlama kararı aldı. Ancak Türkiye-Avusturya maçının yayın hakları Magenta TV adlı ücretli televizyona devredilerek, yayın şifrelendi.

İzlemek isteyenlere bu kanala abone olmaları koşulu getirildi. Karar Almanya’da Türkler arasında büyük infiale neden oldu ve Türk örgütlerinden birbiri ardına protesto açıklamaları geldi.

Fakat söz konusu TV kanalları, alınan kararın değişmeyeceğini duyurdu. Maçın şifreli gösterilmesi nedeniyle, karşılaşmanın oteller, kafeler, spor kulüpleri ve toplu gösterim alanlarında izlenmesi de engellenmiş oldu.

Nina Rieke

 

Türkiye-Avusturya maçı öncesi tepki çeken karar

Avrupa Futbol Şampiyonası EURO 2024‘de A Milli Futbol Takımı'nın Çek Cumhuriyeti'ni 2-1 yenip son 16 takım arasına girmesi, Almanyalı Türkler arasında büyük sevince neden olurken, maç sonrası coşku tüm ülke sokaklarına taştı.

Maçın bitiş düdüğüyle birlikte meydanlara koşanlar ve maçı kurulan dev ekranlarda izleyenler biraraya gelip, gecenin ilerleyen saatlerine kadar kutlama yaptı. Gözler şimdiden 2 Temmuz akşamı Avusturya ile oynanacak ikinci tur maçına çevrildi.Ancak Türkiye’nin katıldığı EURO 2024 maçlarını büyük bir tutkuyla seyreden Almanyalı Türkler'in maç izleme sevinci ve heyecanı bu kez kursaklarında kalacağa benziyor. Bunun nedeni, maçların yayın haklarını ellerinde tutan Alman televizyon kanalları ARD ve ZDF’nin Türkiye maçını şifreli kanaldan yayınlayacak olması.

Sözkonusu devlet kanallarının son 16 turunda diğer 7 maçı şifresiz yayınlamaları, ancak Leipzig’de oynanacak Avusturya-Türkiye müsabakasını ek para verilmesi koşulu olan Magenta TV adlı şifreli kanaldan yayınlama kararı Türkler arasında hayal kırıklığına ve büyük bir infiale neden oldu.

Magenta TV’nin telif hakkı nedeniyle karşılaşma kafe, bar, spor kulüpleri ve salonları, oteller ve birçok şehirde kurulu toplu gösterim alanlarında da gösterilemeyecek.

Almanya‘da kamu finansmanı ile gelir sağlayan televizyon kanalları ARD ve ZDF için hane başına aylık 18,60 Euro ya da senelik 223,20 Euro ödeme yapılıyor. Ülkede yaşayan herkes, TV ve radyo hizmeti almasalar dahi kamu yayınlarından yararlanabilmek için bu ücreti ödemek zorunda.

Alman Televizyon Kurumu‘nun yaklaşık 1 milyon Türk göçmenin yaşadığı hanelerden yıllık olarak 223 milyon Euro gelir etmesine rağmen, Türkler'in maçı kendi finanse ettikleri kanallarda izleyemeyecek olmasına karşı tepkiler dile getirilmeye başlandı.

Almanya’daki Türkler'in en büyük çatı örgütü Almanya Türk Toplumu Başkanı Gökay Sofuoğlu VOA Türkçe’ye yaptığı açıklamada, maçın gösterilmemesini skandal olarak tanımlayarak, Türk kökenlilerin protestosunun haklı olduğunu belirtti.

Sofuoğlu, "Türkiye-Avusturya maçının şifreli TV lerde verilecek olması, yıllardır bu ülkede her türlü vatandaşlık sorumlululuklarını yerine getirmesine rağmen ve bunun yanında GEZ adlı aidatları ödeyen vatandaşlarımız açısından anlaşılmaz bir durumdur. ARD ve ZDF bu maçı vermeliydi. Milyonlarca insanı şifreli televizyona mahkum etmemiliydi. Hangi mantıkla, ki ben herhangi bir mantık göremiyorum, bu kararı almış olurlarsa olsunlar, bir an önce bu hatalarından vazgeçmeli ve maçı şifresiz yayınlamalıdır" dedi.

Almanya Türk Toplumu eski Genel Başkanı Kenan Kolat; "Karar kabul edilemez. Kararın önceden alındığı açık. Bu yanlıştan dönülmeli. Almanya Türk Toplumu olarak spordan sorumlu olan İçişleri Bakanı Nancy Freser'e hitaben bir mektup kaleme alındı. Verilen mesaj çok kötü" değerlendirmesinde bulundu.

Almanya Türk Vatandaşları Konseyi Başkanı Prof. Yaşar Bilgin, alınan kararın Türkler'in uyum sürecini baltalama hedefi olduğunu söyledi ve "Bu siyasi bir karar. Aynı zamanda siyasi bir hata. Maçı biz istediğimiz her yerde seyredebilmeliyiz. Fakat bu bir dışlamadır. Bu tutum bizim Almanya’ya bağımızı baltalar. Sevinç ve hüzünde bir arada olması gerken toplumu ikiye bölmek çok yanlış" diye konuştu.

Federal Parlamento eski milletvekili Özcan Mutlu, X üzerinden yayınladığı mesajda, "Bu cehalet mi, kibir mi, yoksa ne? Almanya'da 3 milyon Türkiyeli yaşıyor. Vergilerini ve lisans ücretlerini ödüyorlar. Avusturya-Türkiye EM maçı Almanya'da yayınlanmayacak. Bu utanç verici!" dedi.

Çeşitli lobi örgütlerinde vatandaşlara yapılan çağrılarda, sosyal medya üzerinden ARD ve ZDF’in protesto edilmesi ve maçı şifresiz olarak yayınlamaları yönünde çağrı yapılması istendi.

Sözkonusu iki kurumdan resmi bir açıklama yapılmazken, Bild gazetesine konuşan bir ARD yetkilisi, ön eleme turunda da dört maçın MagentaTV‘de şifreli olarak yayınlandığını, sözkonusu kanalın son 16 turu maçlarından birini de şifreli gösterme hakkı olduğunu ve bu maçın Avusturya – Türkiye karşılaşması olarak belirlendiğini açıkladı.

Magenta TV’den yapılan açıklamada ise, "Avusturya-Türkiye özel maçının keyfini çıkarmak isteyen herkes, aylık olarak iptal edilebilen Flex sürümünde MagentaTV'yi çevrimiçi olarak izleyebilir. Maçın başlamasından kısa bir süre öncesine kadar beklememenizi tavsiye ederiz. Bu tarifenin aylık ücreti 10 Euro'dur. " denildi.

Millilerin hazırlıkları sürüyor

Leipzig’te oynanacak karşılaşmaya Türk futbolseverlerin yoğun ilgi göstermesi bekleniyor. Türkiye saati ile 22.00’de başlayacak mücadele TRT 1 ekranlarından canlı olarak yayınlanacak.

Bu arada Milli Takım, Hannover şehrine bağlı Barsinghausen kasabasındaki kamp merkezinde Teknik Direktör Vincenzo Montella yönetiminde dün ve bugün yaptığı antremanlarla hazırlıklarını sürdürdü.

Antrenmanların basına kapalı bölümünde Avusturya maçının taktiği üzerinde durulduğu öğrenildi. Bu mücadelede Türkiye'den 2, rakip Avusturya'dan ise 1 oyuncu kart cezalısı olduğu için forma giyemeyecek.

Hakan Çalhanoğlu ve Samet Akaydin, Avusturya maçında yer almayacak. Avusturya Milli Takımı'nda ise Hollanda karşısında turnuvadaki ikinci sarı kartını gören Wimmer, son 16 turunda cezalı duruma düştü.

Almanya’da vatandaşlık yasası yürürlüğe girdi

Almanya’da vatandaşlığına geçiş ve çifte vatandaşlıkta kolaylık sağlayacak yasa bugün yürürlüğe girdi.

Ülkede yaşayan göçmenlerin, özellikle de Türkler’in hayali olan çifte vatandaşlık hakkı, uzun tartışmalardan sonra nihayet uygulanmış oldu.

“Vatandaşlık hukukunun modernizasyonu” başlığını taşıyan 61 sayfalık yasayla artık çifte vatandaşlık mümkün hale geldi. Diğer bir ifadeyle Alman vatandaşlığı için başvuranlar, önceki vatandaşlıklarını bırakmak zorunda kalmayacak.

Aranan şartları taşıyan göçmenler, birden çok vatandaşlığa sahip olabilecek. Bu hak özellikle Alman vatandaşlığını alabilmeleri için Türk vatandaşlığından çıkması şart koşulan Türk göçmenler için önemli bir dönüm noktası.

Ülkedeki en büyük göçmen grubunu oluşturan Türkler’in bu haktan yararlanmasına izin verilmemesi uzun yıllardır hararetli tartışmalara neden oluyordu. Yeni düzenlemeyle, Türkler kendi vatandaşlığından feragat etmeden Alman vatandaşı olabilecek.

Uyum gösterenlere 3 yılda vatandaşlık

Yeni uygulamada vatandaşlığa kabul süreci de hızlanıyor.
Bu kapsamda geçmişte sekiz yıl yasal olarak ikamet etmiş olma şartı beş yıla indiriliyor. Hatta, iktisadi ve sosyal bakımdan uyum sürecinde üstün başarı gösterenlere, Almanya’ya geldikten üç yıl sonra başvuru imkânı tanındı.

Yasa değişikliği, yabancı anne babanın Almanya’da doğan çocuklarının doğrudan Alman vatandaşlığına sahip olmasına da imkan tanıyor. Tek koşul, ebeveynlerden birinin beş yıldan fazla Almanya’da düzenli olarak ikamet etmesi ve daimi oturuma sahip olması.

Almanya’da doğanlar otomatikman Alman olacak

Bir önceki yasa yabancıların çocuklarına çifte vatandaşlık hakkı tanıyordu ancak 23 yaşına geldiğinde çocuğun iki vatandaşlıktan birini tercih etmesi gerekiyordu.

Ayrıca önceki dönemde Alman vatandaşlığına geçtikten sonra Türk vatandaşlığını kaybedenler de yeniden Türk vatandaşı olabilecek.

Türk yetkililer, yeni yasa sayesinde toplam 600 bin kişinin yeniden Türk vatandaşlığına başvurmasının önünün açıldığını belirtiyor. Türk vatandaşlığını çıkma izniyle kaybedenler, ana veya babalarına bağlı olarak Türk vatandaşlığını kaybetmiş olan ve ergin olmalarından itibaren üç yıl içinde seçme hakkını kullanmayan Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarasına sahip çocuklar ile Türk Vatandaşlığı Kanunu'nun 25’inci maddesine göre vatandaşlıklarını kaybedenler başvuru yapabilecek.

Almanya’ya yaptığı katkılar göz önünde bulundurularak, birinci göçmen kuşağa istemesi halinde Alman vatandaşlığı zorluk çıkarılmadan verilecek. Dil yeterliliği olarak, kişinin günlük yaşamda Almanca konuşabilmesi yeterli olacak. 1974’ten önce Almanya’ya gelen misafir işçi kuşağı vatandaşlık testinden de muaf tutulacak.

Antisemitlere ve çok eşle evlilere vatandaşlık yok

Yasa, Alman vatandaşlığına geçişte bazı kısıtlamalar da öngörüyor. Buna göre, "Başvuru sahibinin antisemitik bir tutum sergilediğine dair deliller" söz konusuysa, vatandaşlığa kabulü söz konusu olamayacak. Ayrıca ırkçı, yabancı düşmanı veya insanlık dışı suçlar işlediği kanıtlanan kişilere de Alman vatandaşlığı verilmeyecek. Çok eşli kişilerle, "davranışlarıyla, anayasanın kadın ve erkeklerin eşit haklara sahip olduğu ilkesini ihlal ettiklerini ortaya koyan" kişiler de vatandaş olamayacak.

204 bin kişi vatandaşlık bekliyor

Federal Alman İstatistik Dairesi’nin verilerine göre, 2023’de Almanya’da 210 bin 100 kişi vatandaşlığa kabul edildi; 157 farklı milletten kişiye Alman vatandaşlığı verildi.

Alman vatandaşlığına geçenler listesinde ise Suriye, Türkiye, Irak, Romanya ve Afganistan vatandaşları ilk beş sırada yer aldı ve vatandaşlığa kabul edilenlerin yarısından fazlasını oluşturdu. 204 binden fazla vatandaşlık başvurusu hâlâ işlem sürecinde; yeni yasanın yürürlüğe girmesiyle muhtemelen yüz binlerce kişinin vatandaşlık için başvuru yapması bekleniyor.

Nine Rieke

Alman iç istihbaratı raporunda Türkiye'ye casusluk suçlaması

Almanya’da iç istihbarattan sorumlu Federal Anayasayı Koruma Teşkilatı bu hafta 2023 yılı raporunu açıkladı. 408 sayfalık raporda, Türk istihbaratının Almanya’daki faaliyetlerine ve PKK tarafından işlenen suçlara yer verildi.

Raporda Türkiye, Rusya, Çin ve İran gibi, Almanya topraklarında gizli istihbarat ve casusluk çalışmaları yapan ülkeler arasında gösterildi.

“Siyasi karar alma süreçlerini etkileme hedefi”

Federal İçişleri Bakanı Nancy Faeser ve Federal Anayasayı Koruma Teşkilatı Başkanı Thomas Haldenwang tarafından tanıtılan 408 sayfalık raporda geçen yıllara kıyasla Milli İstihbarat Teşkilatı'nın (MİT) ismine yer verilmezken, ilgili bölümde "Türkiye Cumhuriyeti'nin İstihbarat Servisleri" başlığı altında, söz konusu servisler için çalışanların Almanya’da etkili bir çalışma içerisinde oldukları ifade edildi.

Bu oluşumların “Almanya’daki siyasi, askeri ve teknolojik konularla yakından ilgilendiği” saptamasının yer aldığı raporda, istihbarat örgütlerinin Almanya'daki Türkiye kökenli derneklere nüfuz etme faaliyetlerine yoğunlaştığı, hedefin ise ülkedeki siyasi karar süreçlerini etkilemek olduğu belirtiliyor.

"Türkiye Cumhuriyeti'nin İstihbarat Servisleri" için çalışanların, AK Parti’ye muhalif kişi ve gruplara odaklandığı öne sürüldü.

Almanya’daki Türk lobisinin merkezlerinin ve diplomatik temsilciliklerin Türk istihbarat servislerine gizli bilgi toplama konusunda “elverişli fırsatlar” sunduğu iddia edildi.

“PKK’nın Almanya’da 14 bin üyesi var”

Raporda, başta terör örgütü PKK olmak üzere Almanya’da faaliyet gösteren Türkiye bağlantılı çeşitli örgütlerle ilgili ayrıntılı veri ve bilgiler de yer alıyor.

PKK’nın faaliyetlerinin 22 Kasım 1993'te Almanya’da yasaklandığı, Avrupa Birliği’nde (AB) 2002'den beri terör örgütleri listesinde yer aldığı anımsatılırken; PKK tarafından işlenen suçların 2022’de 262 olarak kayıtlara geçtiği, 2023’te ise yüzde 9,2 artışla 286’ya çıktığı belirtildi.

Raporda PKK’nın "bağış kampanyası" adı altında 2023’te 16 ila 17 milyon Euro arasında haraç topladığı da belirtiliyor.

PKK’nın "Avrupa’da artık şiddetten uzak bir görüntü sergilemeye çalıştığı, ancak Türkiye’de terör saldırılarına devam ettiği" bilgisi de yer alıyor.

PKK’nın Almanya’da 14 bin üyesinin bulunduğunu belirten raporda, terör örgütü olarak sınıflandırılan örgütünün, Almanya'daki aşırılık yanlısı yabancı örgütler arasında en fazla üyeye sahip olduğu belirtiliyor.

Raporda, Almanya’da faaliyet gösteren Türkiye bağlantılı Hizbullah, Milli Görüş Hareketi, Furkan, Ülkücüler, DHKP-C, TKP/ML ve MLKP gibi örgütlerle ilgili iç istihbarat servisinin saptamalarına da yer veriliyor.

 

Nina Rieke

Türkiye EURO 2024'teki ilk maçına bu akşam çıkıyor

Almanya'nın ev sahipliğinde düzenlenen EURO 2004 Avrupa Futbol Şampiyonası'nda heyecan son sürat devam ederken, Türk Milli Takımı ilk maçında bu akşam Gürcistan’la karşılaşacak.

İtalyan Vincenzo Montella yönetiminde dokuzuncu kez sahaya çıkacak olan Ay Yıldızlılar’ın maçı, BVB Dortmund Stadı'nda Türkiye saatiyle 19.00'da başlayacak.

UEFA'dan açıklanan bilgiye göre karşılaşmayı Arjantinli hakem Facundo Tello yönetecek. Tello, turnuvada Avrupalı olmayan tek hakem.

Montella: "Tek amacımız kazanmak, iyi oynamak"

F Grubu’nda yer alan Türkiye, Gürcistan'ı yenerek turnuvaya galibiyetle başlamayı ve grubunun en güçlü takımı Portekiz karşısına moralli çıkmayı hedefliyor. Milli takım, gruptaki ikinci müsabakasını 22 Haziran Cumartesi günü Portekiz’le Dortmund'da, üçüncü karşılaşmasını ise 26 Haziran Çarşamba günü Çek Cumhuriyeti ile Hamburg'da oynayacak.A Milli Futbol Takımı'nın teknik direktörlüğünü İtalyan Vincenzo Montella yapıyor.

A Milli Futbol Takımı'nın teknik direktörlüğünü İtalyan Vincenzo Montella yapıyor.

Maç öncesi son basın toplantısını yapan Milli Takım Teknik Direktörü Montella, "Hayallerimiz büyük, adımlarımız küçük olmalı" diye konuştu.

Gürcistan’ın sanıldığı kadar kolay yenilecek bir ekip olmadığını ifade eden Montella, "Çok zor bir takım. Fiziksel oynayabilen bir takım. Maçta da bunu göstermek isteyecekler. Bizim için kolay bir maç olmayacak. Sabırlı olmamız lazım. Dengemizi kaybetmemeliyiz ve sürekli organize halde kalmalıyız. Gürcistan Milli Takımı’na saygım sonsuz" dedi.

Montella, Türk nüfusunun yoğun olduğu Almanya'da sahaya çıkacak olmanın gurur verici olduğunu da belirterek, "Türk taraftarların yoğunlukta olması önemli bir sorumluluk. Onların karşısında oynamak gurur verici. Bayrağımızı da gururlandırmamız gereken bir maç. Önceki maçlarımıza baktığınızda belli bir sürede Türkiye’de yaşamış bir insan olarak söylüyorum, kararlılık çok önemli. Oyuncuların başından sonuna kadar mücadele etmesi çok önemli. Tek amacımız kazanmak, iyi oynamak" değerlendirmesini yaptı.

 

A Milli Futbol Takımı'nın kaptanı Hakan Çalhanoğlu
A Milli Futbol Takımı'nın kaptanı Hakan Çalhanoğlu

Kaptan Hakan Çalhanoğlu da, "EURO 2024 bizim için çok önemli. En büyük amacım ve hayalim, ülkemize başarı getirmek. Bu turnuva için hislerim gerçekten çok yüksek" ifadelerini kullandı.

Salih Özcan da basın toplantısında, çok özel bir maça çıkacaklarını, turnuvaya iyi başlamak istediklerini söyledi. Özcan, "Gürcistan karşılaşmasının zor olacağını düşünüyorum. İlk 10-15 dakika disiplinli oynamalı ve basit hatalar yapmamalıyız. Kendi planımızı uygularsak büyük ihtimalle maçı alırız" dedi.

Türkiye, Gürcistan karşısına favori olarak çıkıyor

Türkiye’nin sahaya Mert, Kaan, Merih, Abdülkerim, Ferdi, Salih, Hakan, Arda, Kenan, Kerem, Barış Alper kadrosu ile çıkması bekleniyor.

Ay Yıldızlılar’ın rakibi Gürcistan, play-off'ta Yunanistan'ı eleyerek tarihinde ilk kez Avrupa Futbol Şampiyonası'nda mücadele etme hakkı kazanmıştı.

İki ekip 6. kez karşı karşıya gelecek. Son maçlarını 24 Mayıs 2012'de Salzburg'da oynayan iki milli takım, 12 yıl sonra yeniden karşılaşacak.

Futbol uzmanları, Türkiye’nin çok daha deneyimli ve bu nedenle bu akşamki maçta favori olduğunu belirtiyor. Avrupa Futbol Şampiyonası’nda 1996, 2000 ve 2008, 2016 ve 2020 olmak üzere beş kez mücadele eden A Milli Takım, en önemli başarısını Fatih Terim yönetiminde 2008'de yarı final oynayarak elde etmişti. A Milliler, EURO 2000'de ise Mustafa Denizli ile çeyrek final oynamıştı. İtalya'nın kupayı kaldırdığı son Avrupa Şampiyonası'nda Ay Yıldızlılar gruptan çıkamamıştı.

 

39 yaşındaki Portekizli Cristiano Ronaldo, 6. kez Avrupa Futbol Şampiyonası'na katılıyor.
39 yaşındaki Portekizli Cristiano Ronaldo, 6. kez Avrupa Futbol Şampiyonası'na katılıyor.

Türkiye’nin yer aldığı F Grubu’nun bugünkü diğer karşılaşmasında Portekiz, Çek Cumhuriyeti ile karşı karşıya gelecek. Leipzig kentindeki mücadelede, Portekiz’de 39 yaşındaki Cristiano Ronaldo, kendisine ait rekoru geliştirerek 6. Avrupa Şampiyonası’na çıkacak.

Nine Rieke

 

Almanya’da EURO 2024 öncesinde güvenlik alarmı

Dünyanın ikinci, Avrupa'nın en büyük futbol turnuvası Avrupa Futbol Şampiyonası EURO 2024 yarın akşam Almanya'nın İskoçya ile Münih'te oynayacağı maçla başlayacak.

Final karşılaşması ise 14 Temmuz'da Berlin'deki Olympiastadion'da oynanacak.

Türkiye’nin de katılacağı turnuvanın başlamasına saatler kala, futbol severlerin heyecanı artarken, ev sahibi Almanya güvenlik açısından zor bir görevi üstlenmiş durumda.

EURO 2024 boyunca Almanya, stadyumlarda 2 milyon 700 bin seyirci, taraftar alanlarında ise 12 milyon kadar insanın bulunacağını tahmin ediyor.22 Mart'ta Rusya’nın başkenti Moskova’da 137 kişinin öldüğü terör saldırısını üstlenen terör örgütü IŞİD'in Horasan kolunun Avrupa Futbol Şampiyonası sırasında Berlin, Münih ve Dortmund şehirlerinde saldırı düzenlenmesi çağrısının yanı sıra, holiganların olası şiddet eylemleri ve siber saldırı ihtimali güvenlik birimlerini alarma geçirdi.

Turnuva, bir ay boyunca personel ve lojistik açısından polis ve diğer güvenlik birimlerini 24 saat ayakta tutacağa benziyor.

Almanya sınırlarında bir ay boyunca kontrol var

Güvenlik önlemlerinin en önemi parçası, turnuvanın ilk gününden itibaren uygulanacak ve turnuvanın sonuna kadar uygulanacak olan "geçici sınır kontrolleri".

Avrupa Futbol Şampiyonası’na yönelik hazırlıkların son durumunu değerlendiren spordan da sorumlu İçişleri Bakanı Nancy Faeser, "Şampiyona sırasında polis tüm Alman sınırlarında kontroller yapacak, havaalanlarını ve tren istasyonlarını korumak için önlemler alacak. Çok dikkatli ve hazırlıklıyız. 2006 Dünya Kupası da böyle bir özel durumun üstesinden başarıyla gelebileceğimizi göstermişti" dedi.

Faeser, Alman yetkililerin olası terör tehditlerine, siber saldırılara, holiganların şiddet eylemlerine ve cezai suçlara karşı ek güvenlik önlemleri aldığını da vurguladı.

Almanya, ülkede düzenlenen son büyük turnuva 2006 Dünya Kupası’nda holiganların girişini engellemek için, Schengen Anlaşması’nı geçici bir süre kaldırarak, sınır kontrolü uygulamasını devreye sokma kararı almıştı.

Almanya'nın hepsi AB üyesi olan Çek Cumhuriyeti, Hollanda, Belçika, Lüksemburg, İsviçre, Fransa, Avusturya, Polonya ve Danimarka ile sınırı bulunuyor. Turnuva boyunca tüm kara, hava, deniz ve demiryolu trafiği federal polis tarafından korunacak; ülkenin sınırlarından geçerken gerekli seyahat belgelerini eksiksiz yanlarında bulundurmaları gerekecek.

IŞİD "haçlıları hedef alın" çağrısı yaptı

Moskova’daki terör saldırısında kısa bir süre sonra, "Horasan’ın sesi" adlı IŞİD propaganda dergisinde, Almanya’da olduğu betimlenen boş bir futbol stadyumu önünde kamuflaj üniformalı ve makineli tüfekli bir kişinin fotoğrafı yer alırken, Berlin, Dortmund ve Münih şehirlerinin isimlerinin sıralandığı ve altında "O zaman son golü at" başlığı ile üç kentin hedef gösterildiği belirlendi.

Benzer terör tehditleri, geçtiğimiz ay Şampiyonlar Ligi çeyrek finallerinden önce de IŞİD’in propaganda kanalları aracılığıyla yayılmış, İngiltere'den Emirates, Fransa'dan Parc de Prince ve İspanya'dan Metropolitan Arena ile Santiago Bernabeu stadyumlarının paylaşıldığı görselde "Hepsini öldür" ifadeleri kullanılmıştı.

Alman basınında çıkan haberlere göre, Alman güvenlik makamları takibe aldıkları radikal İslamcı çevrelerde "bir hareketlilik olduğunu" tespit etmiş durumda. Bu durum, turnuva boyunca terör saldırısı olasılığının artığının bir göstergesi olarak yorumlanıyor.

Holiganlar da endişeye neden oluyor

Avrupa’daki en önemli futbol turnuvasında 24 takım, Almanya'nın toplam 10 kentindeki stadyumlarda mücadele edecek.

Stadyumlarda çok sıkı kontroller yapılacak; içeriye silah ya da patlayıcı sokulamaması için üç aşamalı bir güvenlik önlemi alınacak. İlk bariyer olarak otomobiller güvenlik kontrolünden geçirilecek. İkincisi, taraftarların çantalarının aranması; üçüncüsü de biletlerinin okutulması olacak. Stadyumların çevresinde her maç, 800 ila bin 300 polis görevlendirilecek.

Bu sayı, hangi takımların maçı olduğuna göre değişecek. Bu şampiyona için daha önce başvurulmamış bir uygulamaya giden Almanya, turnuvaya katılan, Türkiye de dahil tüm ülkelerden yaklaşık 300 güvenlik uzmanını da ülkeye davet etti. Söz konusu uzmanlar, Neuss kentinde bulunan Uluslararası Polis İşbirliği Merkezi'nde bir araya gelerek, olası taşkınlıkları ve olayları birlikte değerlendirerek, alınacak önlemeleri masaya yatıracak.

Şampiyonun maçlarının oynanacağı stadyumlardan biri de Münih Stadyumu.
Şampiyonun maçlarının oynanacağı stadyumlardan biri de Münih Stadyumu.

İngiliz hükümeti, 1600 taraftarın pasaportuna el koydu

Futbol dünyasında sıklıkla gündeme gelen holiganlara yönelik de güvenlik önlemleri alındı. Alman holiganların yanı sıra, özellikle İngiliz, Polonyalı ve Sırp holiganlar son yıllarda statlarda ve sokaklarda çıkardıkları olaylarla tanınıyor ve korkuya neden oluyor.

Bu konuda sicili kabarık fanatik İngiliz taraftarının olay çıkarmasını engellemek için, İngiliz hükümetinin geçmişteki şiddet olayları nedeniyle statlara giriş yasağı bulunan 1600'ü aşkın İngiliz taraftarın turnuva sırasında Almanya'ya seyahat etmesinin engelleyeceği, bu nedenle pasaportlarına el konulduğu öğrenildi.
Alman güvenlik birimleri turnuvadaki ilk sınavını 16 Haziran Pazar günü oynanacak olan Sırbistan-İngiltere mücadelesinde verecek. Sırp holiganlar da kabadayı ve şiddet yanlısı olarak biliniyor.

Bu nedenle maçın oynanacağı Gelsenkirchen kentinde kırmızı alarm verildi. UEFA tarafından "yüksek riskli" olarak değerlendirilen maç için güvenlik önlemleri arttırılırken, maç gününde 1300 ekstra polis görevlendirildi.

Ay-yıldızlılar ise ilk maçında Gürcistan ile 18 Haziran Salı günü Dortmund'da karşılaşacak. Türk milli takımı, gruptaki ikinci maçını 22 Haziran Cumartesi günü Portekiz ile Dortmund'da, üçüncü karşılaşmasını ise 26 Haziran Çarşamba günü Çek Cumhuriyeti ile Hamburg'da oynayacak. Bu maçlar öncesinde ya da stadyumlarda olay çıkmasını önlemek için 800 polis görev yapacak.

 

Nina  Rieke

 

Euro 2024 Avrupa Futbol Şampiyonası öncesinde Almanya‘da terör endişesi

Euro 2024 için geri sayım devam ediyor. Türkiye’nin de katılacağı turnuvanın başlamasına beş haftadan az bir süre kala, futbol severlerin heyecanı artarken, Alman güvenlik birimlerinin terör eylemleri olabileceği konusundaki endişeleri de artıyor.

Mart ayında Moskova‘da 137 kişinin öldüğü terör saldırısını üstlenen terör örgütü IŞİD'in Horasan kolunun Avrupa Futbol Şampiyonası sırasında Berlin, Münih ve Dortmund şehirlerinde saldırı düzenlenmesi çağrısı bu konudaki kaygıların çoğalmasına neden oldu.

Örgütün "Horasan’ın sesi" adlı propaganda dergisinde, boş bir futbol stadyumu önünde kamuflaj üniformalı ve makineli tüfekli bir kişinin fotoğrafı yer alırken, Berlin, Dortmund ve Münih şehirlerinin isimleri sıralandığı ve altında "O zaman son golü at" başlığı ile 3 kentin hedef gösterildiği belirlendi.

Benzer terör tehditleri, geçtiğimiz ay Şampiyonlar Ligi çeyrek finallerinden önce de IŞİD’in propaganda kanalları aracılığıyla yayılmış, İngiltere'den Emirates, Fransa'dan Parc de Prince ve İspanya'dan Metropolitan Arena ile Santiago Bernabeu stadyumlarının paylaşıldığı görselde "Hepsini öldür" ifadeleri kullanılmıştı.

Alman basınında konuyla ilgili çıkan haberlere göre, Alman güvenlik makamları takibe aldıkları radikal İslamcı çevrelerde "bir hareketlilik olduğunu" tespit etmiş durumdalar. Bu durum turnuva boyunca terör saldırısı gerçekleştirme olasılığının artığının bir göstergesi olarak yorumlanıyor.

Geçtiğimiz aylarda Almanya'daki IŞİD yandaşlarına yönelik çok sayıda baskın düzenlenmiş, Almanya İçişleri Bakanı Nancy Faeser, IŞİD-Horasan örgütünün Almanya için de büyük bir tehdit oluşturduğunu ifade etmişti.

Faeser, Moskova saldırısı sonrasında, tehditlere karşı hazırlıkları yükselttiklerini belirtmiş ve "Turnuva sırasında, potansiyel şiddet aktörlerinin girişini önlemek için Almanya'nın sınırlarında geçici sınır kontrolleri yapacağız" ifadesini kullanmıştı.

Almanya'nın Çekya, Hollanda, Belçika, Lüksemburg, İsviçre, Fransa, Avusturya, Polonya ve Danimarka ile sınırı bulunuyor.

Türkiye'nin gruptaki rakipleri belli oldu.
Almanya 2006 Dünya Kupası’na holiganların girişini engellemek için de Schengen Anlaşması’nı geçici bir süre kaldırarak, sınır kontrolü uygulamasını devreye sokma kararı almıştı.

Ayrıca Alman güvenlik makamlarının, Euro 2024 finallerinde Ukrayna milli futbol takımını korumak için diğer 23 katılımcı takımdan çok daha kapsamlı önlemler alacağı da öğrenildi.

Radikal İslamcı örgütlere katılanların yüzde 25’i kadın

Öte yandan Alman hükümeti tarafından kısa bir süre önce yapılan bir açıklamaya göre, 2011 yılından itibaren Suriye ve Irak'a giderek IŞİD gibi radikal İslamcı örgütlere katılanların sayısı bin 150'yi buldu.

Hükümetin tespitlerine göre, radikal İslamcı örgütlere katılanlardan yüzde 25'inin kadın olduğu, ayrıca söz konusu toplam bin 150 kişiden 650'si Alman vatandaşı olduğu, 273'ünün çifte vatandaşlığı bulunduğu saptandı.

Suriye ve Irak'a gidenlerden 153'ün Almanya’da yerleşik Türk vatandaşı, 35’nin ise hem Alman hem de Türk vatandaşı olduğu duyuruldu.

Suriye ve Irak'taki bir radikal İslamcı örgüte katılıp, Almanya‘ya geri dönenlerin sayısı ise 2023 sonu itibarı ile 312 olarak belirlendi.

İstihbarat ve güvenlik birimlerinin verilerine göre 2019'dan sonra Suriye ve Irak'a gidişler büyük oranda azaldı.

 

Nina Rieke

Almanya’da CDU’nun göçmen politikaları sertleşiyor

Almanya’da ana muhalefetin büyük kanadı Hıristiyan Demokrat Birlik Parti CDU’nun başkent Berlin’de düzenlenen 36. kongresinde partinin genel başkanı Friedrich Merz, tek aday olarak delegelerin yüzde 89,8’inin oyunu alarak koltuğunu korudu.

Merz 972 geçerli oydan 873’ünü, Linnemann da 889’unu aldı. Friedrich Merz‘in, 2025 yılında yapılacak genel seçimlere muhafazakâr kanadın başbakan adayı olarak katılması bekleniyor. Merz, seçilmesinden sonra yaptığı açıklamada, Olaf Scholz yönetimindeki koalisyon hükümetini ülkenin geleceğini ve özgürlüğü tehlikeye atmakla suçladı.

Almanya’nın eski başbakanı CDU’lu Angela Merkel‘in davetli olduğu halde katılmadığı kurultaya göçmenler, sığınmacı politikaları ve İslam konularının damga vurması dikkat çekti.

Almanya‘da 9 Haziran’da yapılacak Avrupa Parlamentosu seçimleri öncesinde siyasi atmosfer kızışırken, politikacılara yönelik saldırılar tedirginliğe yol açıyor. (FOTO-ARŞİV)
İlgili Haberler

Almanya'da Avrupa Parlamentosu seçimleri öncesinde siyasilere peş peşe saldırılar

"Özgürlükte yaşam - Almanya’yı güvenli bir biçimde geleceğe taşımak" başlıklı "Temel İlkeler Programı" adlı siyasi programını yeniden belirleyen CDU’nun sözkonusu konularda bundan sonra çok daha sert bir çizgi izlemeyi planladığı anlaşıldı.

Bu kapsamda, Frierich Merz’in 2000’li yılların başında gündeme getirdiği ve o dönemde sert tartışmalara yol açan "Öncü Kültür" önerisi yıllar sonra yeniden parti programına girdi. Programın "Almanya’nın öncü kültür cesaretine ihtiyacı var" bölümünde, ülkede yaşayan göçmenlerin uyması gereken öncü kültür, "Her bireyin onuruna saygı göstermek, özgürlükçü demokratik hukuk devletini kabullenmek, devlet ve kilisenin ayrılığı, kadın ve erkek eşitliği, saygı ve hoşgörü, azınlıkların korunması" olarak tanımlandı. "İsrail’in var oluş hakkını kabullenmek" de öncü kültür ve Alman vatanadaşı olmak için koşul olarak tanımlandi.

CDU’lu milletvekili Serap Güler, "Öncü Kültür" önerisinin "Almanya’da birarada yaşamayı düzenlemeyi hedeflediğini" söyledi ve "Esasında gerçekten harika bir anayasamız var. Ancak tüm sorunlara cevap vermeye, bir göç toplumunda vatandaşların birarada yaşamasını düzenleyen yeni yaklaşımlara ihtiyaç var. Buna İsrail'in, Almanya’nın devlet politikası prensibi olarak var olma hakkının tanınması da var. Burada yaşamak isteyen, buraya gelmiş olan herkes bu varlık prensibine saygı duymalı ve kabul etmeli" dedi.

CDU, İngiliz hükümetinin Ruanda planını uygulamayı hedefliyor

CDU’nun programında, ülkenin kabul edeceği sığınmacı sayısının yılda 200 binle sınırlandırılması talep edildi ve düzensiz göçün engellenmesi için Avrupa’nın sınırlarının daha sıkı kontrol edilmesi istendi.

Avrupa Birliği (AB) ülkelerine sığınmak isteyenlerin işlemlerinin “güvenli üçüncü ülkelerde” yapılmasına imkân kılınması ve başvuruları kabul edilenlerin üye ülkelere adil bir biçimde dağıtılması da programa girdi. Buna göre, Avrupa'ya sığınma başvurusunda bulunan herkes sığınma prosedürüne tabi tutulmak üzere önce güvenli üçüncü ülkelere gönderilecek. İltica prosedüründen olumlu bir sonuç alınması halinde, başvuru sahibi bulunduğu ülkede kalacak.

Sözkonusu yöntem, İngiltere‘nin denemekte olduğu Ruanda modeline benziyor. İngiltere hükümetinin Birleşmiş Milletler'in yanısıra insan hakları örgütlerinin sert tepkisine neden olan tartışmalı yasasına göre, belgesiz göçmenlerin Ruanda'ya sınırdışı edilmesi ve sığınma başvurularının kabul edilmesi halinde dahi Ruanda'da kalmaları hedefleniyor.

"İslamcılık Almanya’ya ait değil"

71 sayfalık programda yer alan Müslümanlar ve İslam’la ilgili ifadeler ise tepki çekmeye devam ediyor. CDU, "Müslümanlar Almanya’nın ve toplumumuzun dini çeşitliliğinin bir parçasıdır. Değerlerimizi paylaşmayan ve liberal toplumumuzu reddeden İslamcılık Almanya’ya ait değildir" ifadelerini kullanırken, Almanya İslam Konseyi Başkanı Burhan Kesici, “Bu ifade çok sorunlu. Müslümanlar’ın damgalanmasına ve onlara yönelik düşmanlığın artmasına yol açacak. CDU toplumu bölüyor ve Müslümanlar’ı ötekileştiriyor" değerlendirmesine bulundu.

Anketlere göre CDU seçimleri kazanabilir

Almanya’da yapılan son kamuoyu yoklamalarına göre, şu anki SPD, Yeşiller ve FDP koalisyonu çoğunluğu kaybetmiş görünüyor. Yapılacak bir seçimde, CDU ve kardeş partisi Hristiyan Sosyal Birlik CSU’nun oy oranının yüzde 30 olacağı ve Hıristiyan Birlik Partileri olmadan hükümet kurma imkanı bulunmadığı ortaya çıkıyor.

Son haftalarda yapılan analizlerde, Olaf Scholz hükümetinin bir dizi konuda yaşanan sorun nedeniyle büyük bir kriz içinde bulunduğu ve en geç 9 Haziran’daki Avrupa Parlamentosu seçimlerinden sonra dağılabileceği iddiaları gündeme geldi. Bu durumda, Birlik Partileri’nin başbakan adaylığına Friedrich Merz’i göstereceği tahmin ediliyor.

 

Nina Rieke

Kürt yönetmen Ayşe Polat'a Almanya'da üç ödül

Yönetmen Ayşe Polat’ın 'Cumartesi Anneleri'nden ilhamla çektiği 'Kör Noktada' filmine Alman Film Ödülleri’nde üç dalda ödül verildi. Polat, ödülünü 'adalet ve özgürlük için cesurca mücadele eden tüm kadınlara' ithaf etti.

Almanya’nın sinema ve sanat alanında prestijli ödüllerinden biri olarak kabul edilen Alman Film Ödülleri sahiplerini buldu. Kürt yönetmen Ayşe Polat, yazıp yönettiği 'Kör Noktada' filmi ile en iyi yönetmen, en iyi yapım ve en iyi senaryo dallarında üç ödül aldı. Polat ödülünü 'adalet ve özgürlük için cesurca mücadele eden tüm kadınlara' ithaf etti.

'YILMAZ GÜNEY BENİM USTAM'

‘Kör Noktada’ filminin yapımcısı Mehmet Aktaş, törene gönderdiği mesajda ödülünü Yılmaz Güney’e adadı. Yılmaz Güney için "Benim ustam" diyen Aktaş, şu ifadeleri kullandı: "O, benim ustam ve yol göstericim. Filmleri ve yaşamıyla beni sinema dünyasına kazandırdı."

İKİ KÜRT YÖNETMEN DAHA ÖDÜL ALDI

Berlin’de geçen cuma düzenlenen törende Polat'ın yanı sıra Kürt kadın yönetmenler Soleen Yusef ve Milena Aboyan da farklı dallarda ödüller aldı. Duhoklu olan Soleen Yusef'in 'Başarmak' adlı filmi 'En İyi Çocuk Filmi' ödülüne, Suriyeli yönetmen Milena Aboyan’ın 'Elaha' filmi ise 'En İyi Yapım' ve 'En iyi kadın başrol' ödüllerine layık görüldü.

'KÖR NOKTADA', OĞLU KAÇIRILAN KÜRT BİR ANNEYİ ANLATIYOR

Kars'ta çekilen politik gerilim filmi ‘Kör Noktada’ oğlu JİTEM tarafından kaçırılan ve kaybedilen Kürt bir anneyi konu alıyor. Yıllardan beri her cuma oğlunun kaybolduğu gün pişirdiği çorbanın aynısını pişirerek oğlunun anısını yaşatan Hatice Ana’nın hikayesi belgesel film tarzında çekildi.Film, İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) tarafından 42’ncisi düzenlenen İstanbul Film Festivali’nde en iyi film, en iyi senaryo ve en iyi kurgu ödüllerine layık görülmüştü.

Geçtiğimiz Şubat ayında 'Berlinale Encounters' bölümünde dünya prömiyerini yapan 'Kör Noktada' filmi, Berlin Film Festivali'nin de açılış filmi olmuştu.

Nina Rieke

“Almanya’daki siber saldırıların sorumlusu Rus istihbaratı”

Almanya’da Ocak 2023’te yapılan siber saldırının arkasında Rusya’nın olduğu ortaya çıktı.

Almanya son yıllarda çok sayıda siber saldırıların hedefi oldu. Özellikle Rusya-Ukrayna savaşının başlamasından bu yana siber saldırılar yoğunlaşırken, geçen yıl Ocak ayında büyük firmaların, havalimanlarının, devlet dairelerinin ve sosyal demokrat SPD partisinin internet sitelerine saldırılar düzenlemişti.

Söz konusu siber saldırılar, Berlin yönetiminin Ukrayna'ya Leopar II tanklarını göndermeye karar vermesinin ardından gerçekleşmiş, o dönemde yapılan tahmin ve analizlerde saldırıların misilleme olarak Rusya merkezli hacker grupları tarafından düzenlendiği öne sürülmüştü.

Alman hükümetinin, Dışişleri Bakanlığı bünyesindeki birimler öncülüğünde yapılan araştırmalar, söz konusu siber saldırının Rus askeri istihbarat servisi GRU tarafından yönlendirildiğini ve APT28 adlı hacker grubu tarafından gerçekleştirildiğini belgeleyerek, ortaya çıkardı.

Dışişleri Bakanı Annalena Baerbock, konuyla ilgili haberleri doğrulayarak, "Rus devlet destekli bilgisayar korsanları Ocak 2023’de Almanya'ya siber ortamda saldırdı. Bu kesin bilgi. SPD’ye yapılan saldırı, Alman devletine yapılan bir saldırıdır" derken, dolaylı bir biçimde Rusya’ya yaptırım uygulanacağı tehdidinde bulundu ve "Böyle bir şey kabul edilemez ve bu sonuçsuz kalmayacak” dedi.

Berlin’deki kaynaklar, Rusya’nın Almanya Büyükelçisi Sergey Netschajew'in Alman Dışişleri Bakanlığı’na çağrılarak, nota verilerek uyarılacağını haber verdi. Baerbock yaptırımların neler olabileceği konusunda açıklama yapmadı.

Geçmişte benzer vakalarda, sorumlu ülkenin büyükelçisinin resmi olarak uyarılmasından sonra, Avrupa Birliği'nin bireylere veya kuruluşlara seyahat yasakları ve mal varlıklarına yönelik yaptırımlar gündeme gelmişti.

NATO gelişmelerden endişeli

NATO'nun en önemli karar alma organlarından Kuzey Atlantik Konseyi tarafından konuyla ilgili yapılan yazılı açıklamada, "NATO’nun siber saldırı bilgilerini derin endişe ile izlediği" dile getirildi.

Yapılan açıklamada "Rusya’nın düşmanca faaliyetlerinden" bahsedilirken, siber saldırıların Almanya, Estonya, Letonya, Litvanya, Polonya, Çek Cumhuriyeti ve Birleşik Krallık'a karşı düzenlendiği ifade edildi.

Açıklamada, "Bu olaylar, Rusya'nın Avrupa-Atlantik bölgesinde yürüttüğü faaliyetlerin bir parçası. Bunlar arasında sabotaj eylemleri, şiddet eylemleri, siber ve elektronik manipülasyonlar, dezenformasyon kampanyaları ve diğer hibrit operasyonlar bulunuyor" denildi ve söz konusu faaliyetlerin "ittifak ortaklarının güvenliği için bir tehdit oluşturduğu" belirtildi.

APT28, 2016 seçiminde Demokratlara da saldırmıştı

Federal Anayasa Koruma Teşkilatı’na göre, Rus askeri istihbarat servisi GRU tarafından yönlendirilen APT28 grubu, 2004'ten beri siber casusluk alanında aktif.

Alman istihbaratı tarafından, "dünya çapındaki en aktif ve tehlikeli siber aktörlerden biri" olarak sınıflandırılan APT28, 2015 yılında Federal Meclis’e düzenlenen saldırının da sorumlusu olarak tanımlanıyor. O dönemde, Rusya kaynaklı bir siber grubun Federal Meclis‘in bilgisayar sistemine saldırdığı, bu saldırıda dönemin Başbakanı Angela Merkel olmak üzere çok sayıda milletvekillerinin elektronik postlarından belgeler kopyaladığı ortaya çıkmıştı.

Merkel'in bilgisayarından 16 GB'lik belge kopyalandığı, ele geçirilen e-postalarda 2012-2015 yıllarındaki yazışmaların bulunduğu belirtilmişti. Moskova yönetimi, Berlin'den yapılan suçlamaları kabul etmediğini duyurmuştu.

APT28’in 2016 yılında da Amerika’da yapılan Başkanlık seçimleri öncesi Demokrat Parti’ye siber saldırıda bulunduğu da iddia ediliyor.

ABD yönetimi, Rus hackerlerin, Demokrat Başkan adayı Hillary Clinton'ın seçim kampanyası ekibine ait elektronik postaları sızdıran siber korsanların arkasında olduğu öne sürerken, ABD istihbaratına göre, bu saldırı nedeniyle seçim Cumhuriyetçi aday Donald Trump'ın lehine değişmişti.

ABD istihbarat kurumlarının konuyla ilgili raporlarında Rusya Cumhurbaşkanı Vladimir Putin'in "emri bizzat verdiği" iddia edilmişti.

 

Nina Rieke

Almanya‘da koalisyon hükümeti dağılmanın eşiğinde

Alman hükümetinin küçük ortağı FDP'nin talepleri Berlin’de kulisleri karıştırdı, koalisyonun bozulabileceği iddia ediliyor.

Almanya’da siyasi sahnede hareketli günler yaşanıyor. Koalisyon hükümetinde yer alan liberal Hür Demokrat Parti‘nin (FDP), yeni sosyal ve ekonomik talepleri, hükümetin geleceğini tehlikeye atan bir duruma neden oldu.

Önümüzdeki hafta sonunda olağan kurultaya gitme hazırlıklarını sürdüren FDP, 12 maddelik bir ekonomik plan oluşturdu. Kurultayda kabul edilmesine kesin gözüyle bakılan plana göre, vatandaşlar sosyal yardımlarda büyük kesintiler ve emeklilik yaşının yükselmesiyle karşılaşacak.

FDP’nin en radikal önerilerinden biri, Almanya'da hiç çalışmamış, bir yıldan fazla işsiz kalmış veya çalışmasına rağmen çok az para kazanan kişilere maddi destek olarak bilinen "Vatandaşlık Parası" adlı yardımda kesintiye gidilmesi. Buna göre, kendisine teklif edilen makul bir işi haklı bir neden olmaksızın reddedenlerin aldıkları yardımlarda, derhal yüzde 30’luk bir kesinti yapılması isteniyor.

Önümüzdeki üç yıl boyunca sosyal yardımları dondurmak isteyen FDP, "yardımların tamamen iptal edilmesine kadar varan" daha katı yaptırımların da gündeme gelmesini talep ediyor. Daha önce Almanya‘da yapılan sosyal yardımın fazla olduğunu ve bunun da ilticayı özendirdiğini ileri süren FDP, mültecilerin geldikleri ülkelere para göndermesinin engellenmesini de gündeme getirmişti.

FDP‘nin önerileri arasında 63 olan erken emeklilik yaşının kaldırılması da var. Planda, 71 yaşına kadar çalışılması öngörülürken, bu kalifiye eleman açığı ve demografik değişimlerle gerekçelendiriliyor. Liberallerin istekleri arasında yenilenebilir enerji sübvansiyonlarının kademeli olarak kaldırılması da bulunuyor.

Sosyal kesinti taleplerine tepkiler

FDP’nin radikal önerileri koalisyonda kriz yarattı. Başbakan Olaf Scholz’un partisi sosyal demokrat SPD Genel Başkanı Lars Klingbeil, FDP'nin ekonomiyi emekçilerin ve sosyal yardımla yaşamak zorunda olan tabakaların sırtından iyileştirmeye çalıştığını ve buna izin vermeyeceklerini belirtti.

Liberallerin planını reddeden SPD Genel Sekreteri Kevin Kühnert "FDP‘nin ekonomik konsepti esas olarak sorumsuzca bir şekilde çalışanları aşağılamaktan ibarettir" dedi. Sosyal demokrat siyasetçi Helge Lindh, "Eğer FDP bu konuda ciddiyse ve bu planı şimdi uygulamaya niyetliyse o zaman bu plan, koalisyondan ayrılma beyanı gibi okunmalı" şeklinde konuştu.

Yeşiller adına yapılan açıklamada da, "FDP tamamen az kazananlara ve çalışanlara alaycı bir yaklaşım sergiliyor. Yeşiller'le böyle bir "soğuk siyaset" mümkün değildir" denildi. Muhalefetteki Hristiyan Sosyal Birlik (CSU) lideri ve Bavyera Başbakanı Markus Söder ise FDP'nin önerilerini "koalisyonun sonu deklarasyonu" olarak nitelendirdi.


FDP’nin önerileri koalisyonun sonu mu?

Berlin’de yapılan yorumlarda, ekonomik krizden çıkamayan Almanya’da, FDP’nin yeni planı ile hükümetteki partiler arasındaki ideolojik uçurumların daha da derinleşeceği ve koalisyonun bozulmasının artık an meselesi olduğu iddia ediliyor.

Almanya Başbakanı Olaf Scholz
Almanya Başbakanı Olaf Scholz

Özellikle seçmeninin büyük bölümünü yitiren FDP’nin, hükümetten ayrılmak için ideal bir zamanlama peşinde olduğu öne sürülüyor. 2021'de hükümete koalisyon ortağı olarak katılan FDP, daha sonra yapılan Berlin, Aşağı Saksonya ve Saarland'daki eyalet parlamentosu seçimlerinde yüzde 5 barajını aşamamış, federal seçimden bu yana Almanya genelinde, potansiyel oy oranı yarı yarıya azalarak yüzde 6'nın altına düşmüştü.

FDP lideri Christian Lindner’in hükümetten ayrılarak 2025’deki genel ya da öncesinde yapılacak bir erken seçime muhalefet partisi olarak girmeyi hedeflediği belirtiliyor. FDP’nin koalisyondan ayrılması durumunda, erken seçime gidilebileceği tahmin ediliyor.

Muhalefetteki Hristiyan Demokrat Birliği Partisi (CDU) Genel Başkanı Friedrich Merz bundan kısa bir süre önce "Bizim bu hükümete güvenimiz kalmadı. Bu hükümet ne kadar erken giderse, halkın o kadar çok yararına olur" diyerek erken seçimden yana olduklarını söylemiş ve "Scholz telefon ederse erken seçimi görüşmeye hazırız" demişti. Yasama döneminin sonu beklenmeden erken seçime gidilebilmesi için, Başbakan Scholz’un güven oyu istemesi, yeterli oyu alamaması durumunda Cumhurbaşkanı Frank-Walter Steinmeier’in Federal Meclis’i feshetmesi gerekiyor.

 

Nina Rieke

İlker Çatak Oscar’a uzanıyor

Sinema sektörünün en prestijli ödülü olarak kabul edilen Oscar’da ilk Türkiye kökenli aday olan Almanya vatandaşı İlker Çatak, ödül törenine saatler kala VOA Türkçe’nin sorularını yanıtladı.

Los Angeles Dolby Tiyatrosu'nda düzenlenecek olan Oscar akşamını bu kez Almanya da heyecanla bekliyor.

Alman aktris Sandra Hüller, "Anatomy of a Case" dramasındaki başrolüyle En İyi Kadın Oyuncu kategorisinde aday gösterilirken, Alman-Türk yönetmen İlker Çatak "Das Lehrerzimmer" (Öğretmenler Odası) filmleriyle "En İyi Yabancı Film" kategorisinde aday gösterildi.

Alman sinemasının usta yönetmeni Wim Wenders de, Perfect Days (Mükemmel Günler) adlı filmiyle yine "En İyi Yabancı Film" kategorisinde Japonya adına Oscar’da yarışıyor. 2023 Cannes Film Festivali’nde prömiyer yapan film, gündelik hayatta güzelliği bulmak üzerine dokunaklı ve şiirsel bir yapıt olarak tanımlanıyor.

Berlin doğumlu İlker Çatak’ın filmi ise doğrudan Almanya’yı temsil ediyor. 2015 yılında Hamburg Medya Okulu’nda öğrenciyken mezuniyet projesi olarak çektiği "Sadakat" adlı filmi ile "En İyi Yabancı Film" kategorisinde "Altın Öğrenci Oscarı"nı kazanan Çatak, bu kez ana kategorilerde Oscar’a aday gösterilen ilk Türkiye kökenli yönetmen olarak yer alıyor.

Kısa filmlerinin ardından üç uzun metrajlı filmi olan Çatak‘ın "Öğretmenler Odası” dördüncü filmi. Prömiyerini geçen yıl iki ödül kazandığı Berlin Film Festivali Berlinale’nin Panorama Bölümü’nde yapan film, "En İyi Film" dalında 2023 Alman Film Ödülü’nü de kazandı.

Öğretmenler Odası, filmde de Almanya’yı temsil ediyor

"Öğretmenler Odası", Almanya‘daki eğitim sistemini ve göçmen gençlerin sorunlarını irdeleyen bir film. Filmin hikayesi, Almanya’da bir hırsızlık olayı çerçevesinde kendisi de göçmen olan Polonyalı genç ve idealist bir kadın öğretmenle bir Türk kökenli göçmen öğrenci arasındaki sorunlara yoğunlaşıyor. İlker Çatak okulu bir mikrokozmos olarak kullanarak toplum dinamiklerini, önyargıyı ve ırkçı yaklaşımları tespit ediyor.

VOA Türkçe’ye konuşan yönetmen, Almanya’da öğretmenlerin, öğrencilerin ve velilerin durumunu ele alırken, dikkatleri özellikle saygınlığını yitiren bir meslek olan öğretmenliğe çekmek istediğini belirtiyor:

"Oscar'a aday gösterilmem, filmin görünürlüğünün artmasına yol açtı. Bu sayede çok saygı duyduğum öğretmenlik mesleğinin daha fazla ilgi görmesinin ve üzerinde konuşulmasının çok önemli olduğunu düşünüyorum. İnsanlar öğretmenlerin her gün neler yaptığını, ne kadar az maaş aldıklarını ve ne kadar çok çalıştıklarını görecekler. Umarım öğretmenlerin statüsü yaşadıkları sıkıntılar yeniden gözden geçirilir. Onlar bizim geleceğimizden sorumlular. Yaptıkları iş çok önemli."

Çatak dinamik mizanseniyle, aksiyonu ön planda tutan, gerilimi hiç düşmeyen, baştan sona eksilmeyen filmiyle Almanya’da sinema eleştirmenleri tarafından tam not ve ülkenin en önemli sinema ödüllerini aldı. Ancak Oscar’a davet edilmenin kendisi için çok özel bir yeri olduğunu ifade ediyor.

"Oscar'a davet edilmiş olmak inanılmaz bir olay. Bir ayrıcalık. İnanılmaz bir mutluluk, çünkü sadece beni değil, Türkiye'deki dostlarımı, ailemi, arkadaşlarımı ve akrabalarımı da mutlu eden bir olay oldu. Annem, babam, haberi duyunca hüngür hüngür ağladı. Türkiye'den de büyük bir destek gördüm, onlar için de bir Alman-Türk film yapımcısının Oscar için yarışması gururlandırıcı bir olay. Bu harika bir şey; bir peri masalı gibi bir davet."

“Medyada Wenders’in adaylığı yer bulurken Çatak ismi kullanılmadı”

Oscar adayı filmin yönetmeni, bundan kısa bir süre önce bir Alman gazetesinde yayımladığı bir açık mektupta Alman aydınlarına ve medyasına "ırkçılık" suçlamasında bulundu.

Çatak, Oscar adayları ilan edildiğinde konuyla iligili haberin, Sandra Hüller, Wim Wenders ve "Öğretmenler Odası" Oscar'a aday gösterildi" şekline verildiğini, kendi adının kullanılmadığını, bunun da toplumdaki ötekileştirme ve dışlamanının bir belgesi olduğunu söyledi.

İlker Çatak, filminin bu açıdan göç süreci ile bağlantısı olduğunu da belirtiyor ve son zamanlarda artan ırkçı yaklaşımlara göndermelerde bulunuyor:

"Almanya'yı temsil etme ayrıcalığına sahip olduğum için mutluyum. Büyükbabam Almanya'ya geldiğinde, okuma yazma bilmiyormuş, okuma yazmayı burada öğrenmiş. Fabrikalarda çalışmış, iki çocuk büyütmüş ve ailesini beslemiş. Onun torunu olarak bu ülkeye, Almanya'ya bir Oscar adaylığı onurunu getirdim. Bu esasında çok güzel bir senaryo, çok güzel bir hikaye. Bu tarz biyografileri kabullenmek, görmek istemeyenler için de böyle biyografilerin var olması önemli."

Peki İlker Çatak, Oscar’a adaylığının ötesinde, ödülü alma konusunda ne düşünüyor? 1984 doğumlu yönetmen, bu soruyu mütevazi bir şekilde yanıtlıyor:

"Kendimi, duygularımı korumaya ve beklentilerimi düşük tutmaya çalışıyorum. Örneğin tüm hayatını sinemaya adamış olan Wim Wenders gibi başka favoriler de olduğunu biliyorum. Ben kazanırsam ve o kazanmazsa kendimi iyi hissetmem. Ayaklarımı yere basmaya çalışıyorum. Gerçek şu ki, "The Zone of Interest" (İlgi Alanı) da büyük favori. Holokost filmlerinin Oscar kazanma konusunda büyük bir geleneği var ve bu gerçekten iyi bir film. Benim için Oscar'da olmak kendi başına büyük bir onur."

 

Nine Rieke

Berlinale’de Gazze krizi

74. Berlin Film Festivali'nde Berlinale Belgesel Ödülü'nü kazanan 'Başka Ülke Yok' filminin yönetmenlerinden Yuval Abraham ödül konuşmasında Filistin'e destek verip Alman hükümetine İsrail'e silah satışını durdurun çağrısı yaptı.

'Eşitsizlik sona ermeli' diyen yönetmen, sosyal medya hesabından konuşması nedeniyle ölüm tehditi aldığını açıkladı.

Geçen hafta, Berlin. Dünyanın en prestijli sinema festivallerinden Uluslararası Berlin Film Festivali’nde ödül töreni zamanı. Sahnede biri İsrailli, biri Filistinli iki yönetmen var. İkisi de Gazze için ateşkes çağrısı yapıyor. “Almanya’ya İsrail’e silah satmayı bırak” diye sesleniyor. Aynı gecede biraz sonra Büyük ödül Altın Ayı’yı, Afrika’nın sömürülmesini anlattığı ‘Dahomey’  belgeseliyle kazanan Fransız-Senagalli yönetmen Mati Diop da konuşmasında  ‘Filistin’in yanındayım” diyecek.

İşte 74. Berlin Film Festivali böyle bir geceyle son buldu.

İsrail- Filistin savaşının ilk günlerinden itibaren ikiye bölünen kültür sanat dünyasının izleri festivalin ilk gününden itibaren hissediliyordu. İsrail’i  destekleyen Almanya, savaşın ilk gününden beri Filistinli sesleri susturduğu, sansür uyguladığı, etkinlikleri iptal ettiği haberlerle gündemdeydi. Ülkedeki ifade özgürlüğü ve insan haklarının kırmızı çizgileri olduğunu söyleyen birçok kültür sanat kurumu protesto edildi.

Uluslararası Berlin Film Festivali Filistin-İsrail savaşının yanı sıra Almanya’nın aşırı sağ AfD partisinin üyelerinin açılış gecesine davet edilmesi kararı nedeniyle de protesto edildi. Kısacası Berlinale gergin bir atmosferde başladı, öyle bitti. Tören ödüller kadar İsrail-Filistin savaşına yönelik açıklama ve protestolarla da gündemdeydi.

Başta bahsettiğimiz konuşma da gecenin öne çıkan anlarından biriydi.

İsrailli ve Filistinli yönetmenlerden oluşan bir kolektif tarafından yönetilen ‘Başka Ülke Yok/No Other Land’ festivalde En İyi Belgesel Film Ödülü’ne değer görüldü. Basel Adra, Hamdan Ballal, Yuval Abraham ve Rachel Szor’un dört yılda çektiği filmin ödül konuşması gecenin öne çıkan anlarındandı. Kudüslü gazeteci Yuval Abraham’ın konuşması salonda büyük destek gördü, sosyal medyada gündem oldu.

Törenden sonra Abraham sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımla konuşması nedeniyle İsrail’deki televizyon kanallarında antisemitizm suçlamasıyla hedef gösterildiğini, ölüm tehditleri aldığını açıkladı. Yönetmen konuşmasından yalnızca 30 saniyelik bir bölüm alınarak sözlerinin çarpıtıldığını söyledi ve ekledi: “Söylediğim her şeyin arkasındayım. ”

‘Eşitsizlik sona ermeli’

Abraham ödül alırken filmin yönetmenlerinden Filistinli Basel Adra ile sahneye çıkmış, İsrail-Filistin çatışmasını “katliam” olarak tanımlamıştı. Almanya’ya İsrail’e silah satışını durdurması için de çağrı yapmıştı. Abraham’ın bir çağrısı daha vardı:

“Ben İsrailliyim, Basel ise Filistinli ve sadece iki gün sonra aynı olmadığımız bir ülkeye döneceğiz. Ben sivil düzen altında yaşıyorum, Basel ise askeri düzende. Birbirimize sadece 30 dakika uzaklıktayız. Benim oy kullanma hakkım var, onun yok, benim bu ülkede özgürce hareket etmeme izin veriliyor, Basel ise milyonlarca Filistinli gibi kilit altında ve işgal altındaki Batı Şeria’da. Aramızdaki bu eşitsizlik sona ermeli.”

Alman bakan Roth: Sadece İsrailli yönetmeni alkışladım

Sinemacılar kutuplaşan sanat ortamında ateşkes çağrısı yapıp Filistin’e desteklerini sunsa da politikacılar taraf olma konusunda ısrarcıydı. Kültürden Sorumlu Devlet Bakanı Claudia Roth geçen cumartesi akşamı düzenlenen ödül törenindeki açıklamaları “şok edici derecede tek taraflı ve derin bir İsrail nefreti” diye yorumladı. Berlin Belediye Başkanı Kai Wegner ile Berlinale’deki olayla ilgili soruşturma başlattıklarını duyurdu.

Törende yönetmenlerin konuşmalarını alkışladığı görülen Roth bakanlığın sosyal medya hesabından resmi bir açıklama yayınlayarak alkışın kime gittiğini de açıkladı: “Ödül töreninde Claudia Roth’un alkışları bölgede siyasi çözüm ve barış içinde bir arada yaşama lehinde konuşan Yahudi-İsrailli gazeteci ve yönetmen Yuval Abraham’a gitti.”

 

Nina Rieke

 

Berlin’de Altın Ayı Afrika’nın sesine gitti!

 

 

74. Berlin Film Festivali'nde Altın Ayı'yı Afrika'nın nasıl sömürüldüğünü anlatan 'Dahomey' adlı belgesel kazandı. Filmin yönetmeni Mati Diop ise ödülü alırken 'Filistin'in yanındayım" dedi.

 

Politik bir gerginlik vardı bu yıl Berlin Film Festivali’nde. İsrail-Filistin Savaşı ve bunun kültür dünyasında yarattığı kutuplaşma gerginliğin önemli sebepleri arasındaydı. Altın Ayı yarışı bu gergin ortamda yaşandı.

 

Dün akşam Lupita Nyong’o  başkanlığındaki jüri kararını açıkladı. Jüri, Fransız-Senegalli yönetmen Mati Diop’un yönettiği ‘Dahomey’i en iyi film seçti ve Altın Ayı ödülünü bu film kazandı.

 

‘Dahomey’ bir belgesel. Sömürgeciliğin hastalıklarını güncel bir konu etrafında anlatıyor. 1892’de Fransız sömürgeci birliklerinin Dahomey Krallığı’ndan yağmaladığı binlerce eserden 26’sının Fransa’dan Benin Cumhuriyeti’ne dönüşünü ele alıyor. Lakin belgesel geçmişe ses vermekle kalmayıp sömürgeciliğin yarattığı ve günümüzde bile hala ortada kalan enkazını da konu ettiği için jüri tarafından tercih edildi.

 

Mati Diop: Filistin’in yanındayım

 

Festivalde filmi gösterildiğinde yönetmeni Diop basın toplantısında “Yağmalanan bu malların iade edilmesi sorunu her zaman bir film yapımcısı olarak yaptığım işin merkezinde yer aldı. Yaklaşık 10 yıldır bu tür filmler üstünde çalışıyorum. Fransa tarafından geri verilen sanat eserlerinin somut anlamda iadesi üstünde -bunun gerçekte ne anlama geldiğinin tam olarak farkına varmam çok uzun sürdü. Sinemacı olmamın nedenlerinden biri bu. İnsanların bu konuları anlamasını mümkün kılmak istiyorum” demişti. Sonra eklemişti: “Fransa yüzyıllardır burayı sömürdü. Tazminatı geniş anlamda düşünmemiz gerekiyor.”

 

Aslında bir yanı Afrika’yla ilgili bütün bunların. Jüri başkanı Lupita Nyong’o da sömürülen toprakların çocuklarından, Kenya kökenli. Ödülün bu anlamda ‘Dahomey”e gitmesi de bunun için şaşırtıcı bulunmuyor.

 

Afrikanın sesini filmiyle Berlin’de duyuran yönetmen Mati Diop ödülünü almak için sahneye çıktığında son noktayı ‘Filistin’in yanındayım!” diyerek koydu.

 

Hong Sangsoo’ya Büyük Jüri Ödülü

 

Berlinale’de Büyük Jüri Ödülü ise Koreli yönetmen Hong Sangsoo’ya gitti. Sangsoo ‘A Traveller Needs’ filmiyle ödüle lâyık görüldü. 74. Berlin Film Film Festivali’nde Jüri Ödülü’nde Gümüş Ayı Bruno Dumont’un bilim-kurgu ve komediyi buluşturan ‘The Empire’ fimine gitti.

 

Dominikli yönetmen Nelson Carlo De Los Santos Arias festivalden En İyi Yönetmen dalında Gümüş Ayı ile ayrıldı. Yönetmenin çektiği ‘Pepe’ adlı film Güney Amerika’da öldürülen ilk ve son su aygırının hikâyesine odaklanıyor. Sebastian Stan ‘A Different Man’ filmindeki rolüyle En İyi Oyuncu ödülünü kazanırken En İyi Yardımcı Oyuncu ödülünü ‘Small Things Like These’ ile Emily Watson aldı. Hatırlanacağı üzere Berlin Film Festivali’nde En İyi Erkek Oyuncu ve En İyi Kadın Oyuncu ödülleri yerine artık tek bir ödül veriliyor. Bu yardımcı oyuncu dalında da geçerli.

 

74. Berlin Film Festivali’nde En İyi Senaryo ödülü ‘Dying’ filmiyle Matthias Glasner’e gitti. Alman yapımı film baskıcı eşinin demansa yakalanmasından sonra bir anda hayatı değişen ve özgürlüğü yaşamaya başlayan bir kadının hikâyesine odaklanıyor. Festivalde Üstün Sanatsal Katkı Ödülü The Devil’s Bath filmiyle Martin Gschlacht’ın oldu.

 

 

 

Nina Rieke

 

 

 

Berlinale’de zafer belgesel filmiyle Mati Diop’un

Uluslararası Berlin Film Festivali Berlinale'nin en büyük ödülü olan Altın Ayı’yı, Fransız-Senegalli sinemacı Mati Diop’un "Dahomey" adlı yapımı kazandı.

Dünyanın en prestijli film festivallerinden biri olarak Venedik ve Cannes'la birlikte “Üç Büyük” arasında sayılan festivalde, altın ve gümüş ayılar için bu yıl 20 film yarıştı.

Ödülleri belirleyen uluslararası jüriye Meksika-Kenya asıllı Oscar ödüllü Lupita Nyong'o başkanlık ederken Altın Ayı’yı kazanan "Dahomey" belgesel niteliği ile dikkat çeken bir film oldu. 67 dakikalık film, 1892 yılında Fransız sömürge kuvvetlerinin Afrika’daki Dahomey Krallığı’ndan yağmaladıkları yaklaşık 7000 sanat eserinin 26 tanesinin, 2021 Kasım ayında bugünkü Benin Cumhuriyeti’ne geri gönderilmesini konu alıyor.
Filmin yönetmeni Diop, festivalin yarışma bölümünde mücadele eden ve Altın Ayı kazanan ilk siyahi kadın yönetmen oldu. Festivalin ikinci önemli ödülü olan Jüri Gümüş Ayı, Güney Koreli yönetmen Hong Sang Soo’nun "Yeohaengjaui pilyo" (Bir Gezginin İhtiyaçları) adlı filmine verildi. Fransız yıldız Isabelle Huppert’in başrolünde oynadığı film, bir Fransız kadının Güney Kore’de benlik arayışını konu alıyor.

 

Berlinale Film Festivali
Berlinale Film FestivaliBerlinale’de en iyi yönetmen için verilen Gümüş Ayı Reji Ödülü’nü kazanan isim ise "Pepe" adlı filmle Kolombiyalı Nelson Carlos De Los Santos Arias oldu. Pepe, Afrika’dan Kolombiyalı uyuşturucu baronu Pablo Escobar’ın özel hayvanat bahçesine götürülen ve orada ölen genç bir suaygırına odaklanıyor.

En iyi erkek oyuncu ise, Aaron Schimberg imzalı "A Different Man" (Başka bir adam) adlı filmin başrolündeki Sebastian Stan seçildi. Film, suratındaki deformasyon nedeniyle sadece belirli filmlerde rol bulabilen New Yorklu oyuncu Edward’ın tedavi sonrası bir anda normal bir yüze sahip olmasını ve bunun hayatında yarattığı dönüşümü konu alıyor.

En iyi kadın oyuncu ödülünü ise, festivalin açılış filmi Small Things Like This’deki (Böyle Küçük Şeyler) rolüyle Emilie Watson kazandı. Film, Katolik Kilisesi tarafından 1820'lerden 1996'ya kadar işletilen ve "düşmüş genç kadınların" köleleştirildiği yurtları konu alıyor.

Alman yönetmen Matthias Glasner ise, ölüm ve veda konulu üç saatlik "Sterben" (Ölmek) filmiyle en iyi senaryo için verilen Gümüş Ayı’yı kazanan yönetmen oldu.

Türkiye’de çekilen iki film de ödül kazandı

Berlinale’de iki ödül Türkiye bağlantılı filmlere verildi. Hayatını Berlin’de sürdüren yönetmen Aslı Özge’nin, Almanya-Türkiye ortak yapımı "Faruk" isimli filmi, uluslararası eleştirmenlerden oluşan Fibresci Jüri’sinin ödülünü kazandı. Berlinale'de dünya prömiyerini yapan film, festivalin yan programı Panorama bölümünde yer aldı. Aslı Özge, İstanbul’un kentsel dönüşümünü ele aldığı filmde, aynı zamanda filme adını veren 90 yaşındaki babası ile ilişkisini de irdeliyor.

Nine Rieke

Dünya sineması Berlinale’de buluşuyor

Bugün 74’üncü kez kapılarını açacak olan Uluslararası Berlin Film Festivali, kısa adıyla Berlinale, 67 ülkeden 283 filme ev sahipliği yapıyor.

Cannes ve Venedik ile birlikte en önemli sinema festivallerinden Berlinale’nin en önemli ödülü Altın Ayı için 20 film yarışırken, jüri "12 Years a Slave" (12 Yıllık Esaret) filmiyle En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu Oscarı kazanan, Kenyalı oyuncu ve yönetmen Lupita Nyong’o başkanlığında toplanacak.

Festivalin bu seneki doruk noktalarından biri, efsanevi yönetmen Martin Scorsese’ye Altın Ayı Onur Ödülü verilecek olması.

10 gün sürecek Berlinale’nin açılışı, yönetmenliğini Belçikalı Tim Mielants’in yaptığı ve başrolünü son olarak Oppenheimer filmi ile büyük beğeni toplayan Cillian Murphy’in üstlendiği "Small Things Like These" filmi yapacak.

Festivalde jüri başkanlığını Kenyalı oyuncu ve yönetmen Lupita Nyong’o yapıyor.
Festivalde jüri başkanlığını Kenyalı oyuncu ve yönetmen Lupita Nyong’o yapıyor.


Yarışmada Alonso Ruizpalacios, Olivier Assayas, Abderrahmane Sissako, Hong Sang-Soo ve Aaron Schimberg gibi önemli yönetmenlerin yeni filmleri gösterilecek.

Geçen yıl "Rabiye Kurnaz George W. Bush’a Karşı" adlı filmiyle Gümüş Ayı ödülünü kazanan Andreas Dresen, "In Liebe, Ihre Hilde" (Sevgilerimle, Hildeciğin) ve Matthias Glasner "Sterben" (Ölmek) adlı filmleri ile Almanya’yı temsil edecekler.

Altın Ayı adaylarından "Shambala", Bhutanlı yönetmen Min Bahadur Bham imzalı bir film. Nepal’de hamile bir kadının ortadan kaybolan ilk kocasını, onun yerini alan keşişle birlikte aramasını konu alan film, yapımcı Zeynep Kuray’ın TRT 12 Punto desteğiyle çekildiği için Türkiye de yarışmada dolaylı olarak temsil edilecek.

Festivalde Türkiye kökenli yönetmenler

Hayatını Berlin’de sürdüren yönetmen Aslı Özge’nin, Almanya-Türkiye ortakyapımı "Faruk" ile festivalin yan programı Panorama bölümünde yer alacak. Aslı Özge, İstanbul’un kentsel dönüşümünü ele aldığı filmde, aynı zamanda filme adını veren 90 yaşındaki babası ile ilişkisini de irdeliyor.

Panorama’da Gürcü asıllı İsveçli yönetmen Levan Akin’in İstanbul’un gece yaşamında Beyoğlu’nun derinliklerinde geçen, oyuncuları arasında Deniz Dumanlı’nın da bulunduğu yeni filmi "Crossing" de gösterilecek.

Generation 14+ bölümünde, Aslı Eraslan’ın Fransa-Almanya-Türkiye ortak yapımı "Ellbogen" (Dirsek) adlı filmi seyirciyle buluşacak. Film doğum gününü arkadaşlarıyla kutlamak isteyen Hazal’ın başına gelen bir olaydan sonra kaçmak zorunda kalmasını konu alıyor.

Berlinale Kısa Filmler bölümünde ise, Selin Öksüzoğlu imzalı ve Karadeniz yaylalarında geçen "Adieu Tortue" (Elveda Kaplumbağa) ve Deniz Şimşek’in "Detours while speaking of Monsters" (Canavarlardan Söz Etmişken) dünya prömiyerini yapacak.

Uluslararası Berlin Film Festivali, kısa adıyla Berlinale bu yıl, 67 ülkeden 283 filme ev sahipliği yapıyor.
Uluslararası Berlin Film Festivali, kısa adıyla Berlinale bu yıl, 67 ülkeden 283 filme ev sahipliği yapıyor.

Toplam 500 bin izleyici bekleniyor

Berlinale’yi, diğer iki dev festivalden ayıran en önemli özelliklerinden biri, sinema meraklılarına, yani seyircilere açık olması. Bu yıl yaklaşık 400 bin bilet satılması ve toplamda, sinema profesyonellerine yapılan özel gösterimler ve basın gösterimleriyle birlikte 500 bin kişinin film izlemesi bekleniyor.

Berlin Film Festivali ödülleri, 25 Şubat’ta Berlinale Palast’ta düzenlenecek törenle sahiplerini bulacak.

Berlinale’de Altın Ayı için yarışacak filmler ve yönetmenler:

Small Things Like These (Yön. Tim Mielants)
Another End (Yön. Piero Messina)
Architecton (Yön. Victor Kossakovsky)
Black Tea (Yön. Abderrahmane Sissako)
La Cocina (Yön. Alonso Ruizpalacios)
Dahomey (Yön. Mati Diop)
A Different Man (Yön. Aaron Schimberg)
L’Empire / The Empire (Yön. Bruno Dumont)
Gloria! (Yön. Margherita Vicario)
Hors du temps (Yön. Olivier Assayas)
In Liebe, Eure Hilde (Yön. Andreas Dresen)
Keyke mahboobe man (Yön. Behtash Sanaeeha, Maryam Moghaddam)
Langue Etrangere (Yön. Claire Burger)
Me el Ain Belong To (Yön. Meryam Joobeur)
Pepe (Yön. Nelson Carlos De Los Santos Arias)
Shambhala (Yön. Min Bahadur Bham)
Sterben (Yön. Matthias Glasner)
Des Teufels Bad (Yön. Severin Fiala, Veronika Franz)
Vogter (Yön. Gustav Moller)
Yeohaengjaui pilyo (Yön. Hong Sangsoo)

 

Nine Rieke

Berlin Film Festivali'ne yeni direktör

Avrupa'nın önde gelen film festivallerinden Berlinale'nin yöneticiliğine, eski Londra Film Festivali direktörü Tricia Tuttle atandı.

 

Almanya Kültür Bakanı Claudia Roth, Uluslararası Berlin Film Festivali (Berlinale) direktörlüğüne Tricia Tuttle'ın getirildiğini duyurdu. Daha önce Londra Film Festivali direktörlüğü yapan Tuttle, 15-25 Şubat arasında 74'üncüsü gerçekleşecek olan festivalin ardından Nisan ayında görevine başlayacak.

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) vatandaşı olan Tuttle, görevi icra direktörü Mariette Rissenbeek ve sanat direktörü Carlo Chatrian'dan devralacak. Rissenbeek ve Chatrian, 2019 yılında uzun süredir festival direktörlüğü görevini yürüten Dieter Kosslick'in yerine, dünyaca ünlü festivalin dümenine geçmişti.

 

Rissenbeek'in geçen yıl sözleşmesini yenilememe kararının ardından Kültür Bakanı Roth, festivalin tek kişi tarafından yönetilmesi gerektiğini söylemiş, bunun üzerine Chatrian da istifa edeceğini açıklamıştı.

Atamadan sorumlu komitenin başında bulunan Roth, Tuttle'ın sanatsal perspektifinden, net ve sağlam fikirlerinden etkilendiklerini belirterek, "Berlinale'yi çok başarılı bir geleceğe taşıyacak olan Tuttle hepimiz için kesinlikle doğru seçim" dedi.

Berlinale, Cannes ve Venedik film festivalleri ile birlikte, Avrupa'nın en prestijli sinema organizasyonlarından biri olarak kabul ediliyor. 

 

Nine Rieke

Alman vatandaşlığına geçiş kolaylaşıyor

Almanya’da, başta Türkiye menşeili göçmenler olmak üzere yabancı kökenlilerin yıllardır büyük bir umutla beklediği yeni vatandaşlık yasası için hazırlanan tasarı, Alman Federal Meclisi’nde ele alındı.

Türkler’e çifte vatandaşlık hakkını da tanıyacak ve "Modern Vatandaşlık Yasası" olarak isimlendirilen yasa ile Almanya’da nitelikli eleman açığının kapatılması da hedefleniyor.

Mecliste konuşan İçişleri Bakanı Nancy Faeser, söz konusu düzenlemenin mevcut hükümetin en önemli reformlarından biri olduğunu hatırlatarak, "Pek çok alanda vasıflı çalışana ihtiyacımız var. Bu yasayla nitelikli insanları ülkemize çekmeyi arzuluyoruz. Ayrıca uzun süredir Alman toplumunun bir parçası olan göçmenlerin artık daha kolay vatandaş olmasını diliyoruz" dedi.

Muhalefet: “Hükümet Alman toplumunu yozlaştırmak istiyor.”

Yeni vatandaşlık yasasına karşı çıkan muhalefetteki Birlik Partileri CDU/CSU ve aşırı sağcı AfD, hükümeti, Alman vatandaşlığına geçişi kolaylaştırarak Almanya’yı ve Alman toplumunu yozlaştırmak istemekle suçladı.

Hıristiyan Birlik partileri Alman Meclis Grubu İç Politika Sözcüsü Alexander Throm, hükümetin özellikle çifte vatandaşlığa yeşil ışık yakmasını eleştirdi.

Türkiye’deki son seçimde Almanyalı Türkler’in çoğunun Recep Tayyip Erdoğan’a destek vermesine atıfta bulunarak, "Bu gidişle birkaç yıl içinde AK Parti Almanya’da parti kurup, Alman vatandaşı da olan Türkler üzerinden meclisimize girerse şaşırmamak lazım" dedi.

 

Almanya kalifiye eleman arayışında, 1.8 milyon kalifiye eleman açığı var

 

AfD adına bir açıklama yapan Gottfried Cuido, hükümetin göçmenlerin uyum göstermesini beklemeden Alman vatandaşlığı almasını hedeflediğini öne sürerken, Alman halkının çoğunun bu uygulamayı kabul edilemediğini öne sürdü.

Yasa tasarısı, bundan sonraki aşamada İçişleri Bakanlığı’nın ilgili komisyonunda görüşülüp, son düzeltmelerin ardından hükümet tarafından onaylanacak. Yasanın yılbaşından önce yürürlüğe girmesi bekleniyor.

Yasa tasarısında neler öngörülüyor?

Yasa tasarısının en önemli unsurlarından biri, vatandaşlığa kabul için sekiz yıl bekleme süresinin beş yıla inecek olması. Almanya'ya uyum konusunda, iktisadi ve sosyal bakımdan başarı kaydeden göçmenlerin vatandaşlığa kabul başvuruları için bekleme süresi ise üç yıl olacak.

 

Almanya’dan yeni bir göç paketi

Ebeveynlerden birinin beş yıldır yasal olarak ülkede ikamet etmesi halinde, Almanya‘da dünyaya gelen çocukları otomatik olarak vatandaşlık kazanacak. Yasanın Türk vatandaşlarına sağlayacağı en önemli avantaj ise çifte vatandaşlık hakkı. Yeni düzenlemeyle, Türk vatandaşları kendi vatandaşlığından feragat etmeden Alman vatandaşı olabilecek. Yürürlükteki yasa yabancıların çocuklarına çifte vatandaşlık hakkı tanıyor ancak 23 yaşına geldiğinde çocuğun iki vatandaşlıktan birini tercih etmesi gerekiyordu.

Tasarıda, 67 yaş üzeri birinci ve ikinci nesilde vatandaşlık için Almanca bilme koşulu aranmamasına da yer veriliyor.

Yasa tasarısı vatandaşlığa geçişi engelleyen bazı kısıtlamalar da öngörüyor. Nitekim Yahudi düşmanı, ırkçı, yabancı düşmanı veya insanlık dışı suçlar işlediği kanıtlanan kişilere Alman vatandaşlığının verilmeyecek. Çok eşli kişilerle, "davranışlarıyla, anayasanın kadın ve erkeklerin eşit haklara sahip olduğu ilkesini ihlal ettiklerini ortaya koyan" kişiler de vatandaş olamayacak.

 

Almanya’ya iş göçü artık daha kolay

Bazı kısıtlamalar eleştiriliyor

Bu madde ile birlikte kendi geçimlerini sağlayamayacak durumda olan bekar ebeveynlerle emeklilerin ve sosyal yardım alanların vatandaşlık hakkından mahrum bırakılması, göçmen kuruluşları ve temsilcileri tarafından eleştiriliyor.

Tasarının görüşmeleri öncesinde göçmen dernekleri, Federal Meclis’in önünde biraraya gelerek basın açıklaması yaptı. Berlin Türk Toplumu sözcüsü Safter Çınar, tasarının yıllardır verilen vatandaşlık mücadelesinde önemli bir başarı olduğunu, ancak bazı noktalarda yetersiz kaldığını ifade etti.

Çınar, "Göçmen örgütlerinin on yıllardır süregelen taleplerinin artık yasaya dahil edilmesi doğru. Ancak bir kişinin Alman değerlerini takdir edip etmediğini kim nasıl tespit edecek? Örneğin kadınlara saygı duyup duymadığını kontrol etmek için polis mi devreye girecek? Bu konularda tasarının eksik ve hatalı olduğu görüşündeyiz" dedi.

 

Scholz: "Nitelikli eleman göçü Almanya’nın geleceği için şart"

Almanya’nın işgücü açığı 1,8 milyon

Almanya, ekonomiyi ve ülke refahını tehdit eden bir boyut kazanan kalifiye eleman açığının kapanması sağlamak ve nitelikli göçmenleri ülkeye çekebilmek için bir dizi yasal düzenlemelere gitme kararı almıştı.

Hükümet, geçen yaz aylarında Avrupa Birliği haricindeki üçüncü ülkelerden meslek veya yüksek okul diploması olan kişilerin Almanya’da iş aramak için ülkeye girişini puanlama sistemine dayandıran "fırsat kartı" uygulamasını kabul etmişti.

2021 sonu verilerine göre, 83,1 milyon nüfusa sahip Almanya'da yaklaşık 72,4 milyon Alman vatandaşı ve yaklaşık 10,7 milyon göçmen vatandaş bulunuyor. Resmi veriler, ülkede 1,8 milyona yakın kalifiye eleman açığı olduğunu söylüyor. Uzmanlar, mevcut refah düzeyini koruyabilmesi için Almanya’nın her yıl yurtdışından gelecek 400 bin kalifiye elemana ihtiyacı olduğunu belirtiyor.

 

Nina Rieke

Almanya’da Afgan ve Çeçen çocuklar terör şüphesiyle tutuklandı: “Noel Pazarı’na saldıracaklardı”

Almanya’da Düsseldorf Başsavcılığı, 15 yaşındaki bir Afgan çocuk ve 16 yaşındaki Çeçen kökenli arkadaşı hakkında "radikal İslamcı bir terör saldırısı planladığı ve hazırladığı" gerekçesiyle tutuklama kararı çıkardı.

15 yaşındaki Edris D’nin Leverkusen kentinde, 16 yaşındaki Rasul M’ninse Wittstock kentinde düzenlenen operasyonlarda yakalandığı haber verildi.

Almanya’da iç istihbarattan sorumlu Anayasayı Koruma Örgütü tarafından konuyla ilgili yapılan açıklamada, sosyal medyada yapılan bir taramada bir Telegram kullanıcısının IŞİD terör örgütüne üye olduğunu yazdığı ve aynı kanalda dolaşıma soktuğu bir videoda, 1 Aralık Cuma günü Almanya'nın Köln kentinde bir terör saldırısı düzenleyeceğini duyurduğu saptandı.

Bunun üzerine Kuzey Ren Vestfalya ve Brandenburg eyaletlerinde harekete geçen istihbarat birimlerinin, önce Edris D‘yi, sonra da Rasul M‘yi gözaltına aldıkları bildirildi. Yapılan soruşturmada, iki gencin Köln'deki Noel Pazarı‘na veya bir sinagoga yangın çıkarıcı aletlerle ya da küçük bir kamyonla yapılacak bir saldırı planladıkları ve saldırıyı gerçekleştirmek üzere 1 Aralık’ta Köln’de buluşma kararı aldıkları da ortaya çıktı.

Başsavcılık, Edris D. ve Rasul M. hakkında tutukluluk kararı çıkarıldığını duyurdu.

Gençlerin Köln’deki Noel Pazarı‘nı hedef aldıklarının açıklanması, 19 Aralık 2016'da Berlin'deki Noel Pazarı‘na yapılan saldırıyı anımsattı. O zaman da IŞİD sempatizanı olduğu belirlenen bir Tunuslu terörist kaçırdığı bir kamyonla Noel pazarına dalmıştı. Saldırıda toplam 13 kişi ölmüştü.

 

Berlin’de Noel Pazarına Terörist Saldırı

İç İstihbarat örgütünden terör uyarısı

Bu arada Alman iç istihbaratı Anayasayı Koruma Örgütü Başkanı Thomas Haldenwang, Ortadoğu’da yaşanan gelişmeler sonrasında Almanya’ya yönelik bir terör saldırısı riskinin "gerçekçi" olduğu uyarısında bulundu.

Haldenwang açıklamasında, "El Kaide ve İslam Devleti (IŞİD) gibi cihatçı gruplardan Batı’ya yönelik saldırı çağrıları ve böylece Ortadoğu'daki çatışmalara müdahil olunması yönünde çağrılar görüyoruz" dedi.

 

“Gazze çatışmaları Avrupa'da İslamcı saldırı riskini arttırıyor”

"Yahudiler’in güvenliğine, İsrail kurumlarına ve aynı zamanda ülkedeki önemli kamusal etkinliklere yönelik potansiyel saldırı planları yapıldığı konusunda endişelerimiz var" diyen yetkili, güvenlik birimlerinin alarma geçtiğini açıkladı.

İstihbarat servisi şefi, "Alman aşırı sağcıların mevcut durumdan faydalanarak Müslümanlara ve göçmenlere karşı kışkırtıcılık yaptıklarını" da belirtti.

Alman Bild gazetesinin dün sorularını yanıtlayan İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu, Almanya’da terör saldırıları olabileceğini ima etmiş ve "Sıradakinin siz olduğunuzu anlıyor musunuz? Almanya, Avrupa. Hamas, Hizbullah, Husiler ve diğerleriyle birlikte İran’ın terörist ekseninin bir parçası. Amaçları önce Ortadoğu’yu, ardından da tüm dünyayı barbarlık çağına, Ortaçağın karanlık dönemine getirmek" demişti.

 

Nina Rieke

Almanya’da bütçe tartışmaları erken seçim taleplerini güçlendirdi

Almanya’da 2024 yılı bütçe tasarısında oluşan 60 milyar Euro’luk açık siyasi krizi tetiklerken, Berlin’de erken seçim sesleri yükselmeye başladı.

Siyasi analizlerde, hükümetin krizi kontrol edememesi durumunda üç partili koalisyonun dağılabileceği belirtiliyor.

Anayasa Mahkemesi, hükümetin COVID-19 salgınıyla mücadeleye ayırdığı, ama harcamadığı 60 milyar Euro hacimli özel bütçeyi başka alanlarda kullanamayacağını ilan etmiş, Maliye Bakanı Christian Lindner karara tepki olarak bütçede gelecek yıl için hedeflenen tüm harcama taahhütlerinin geçici olarak dondurulduğunu duyurmuştu.

Hükümet, çeşitli önlemler içeren acil eylem planı çalışmalarını başlattı. Bu önlemler arasında vergi gelirlerini artırmak ve harcamaları azaltmak yer alıyor. Ancak bu önlemlerin yetersiz kalacağından yola çıkan hükümet, "borç freni" uygulamasını bu yıl için askıya almayı, yani borçlanmayı da hedefliyor.

2009 yılında alınan bir kararla, o dönemdeki Merkel hükümeti devletin borçlanmasına sınır getirmiş ve Gayrı Safi Yurtiçi Hasıla’nın azami yüzde 0,35’i oranında borçlanma imkanına izin vermişti.

COVID-19 salgını ve Rusya-Ukrayna savaşının ardından borç freni, son iki yılda devlete ek hareket alanı sağlamak için askıya alındı ve bu yılla birlikte tekrar devreye girdi. Ancak "borç freni" uygulamasının meclis oylamasında askıya alınması üçte iki oy çoğunluğu ile mümkün olduğundan hükümetin muhalefetin de desteğine ihtiyacı var.

Başbakan Olaf Scholz, konuyla ilgili olarak Salı günü Federal Meclis'te hükümet adına bir açıklama yapacağını duyurdu.

 

Almanya’da hükümetin “bütçe krizi” muhalefeti iştahlandırıyor

Muhalefet hükümeti zorluyor

Muhalefet partileri Hıristiyan Birlik CDU/CSU, Almanya için Alternatif (AfD) ve Sol Parti, hükümetin içinde bulunduğu girdabın içinden çıkış yolunu "borç freni" uygulamasında değil, erken seçimde ya da hükümetin yeniden şekillenmesinde görüyorlar.

Hıristiyan Demokrat Birlik (CDU) Genel Başkanı Friedrich Merz, borç freninde değişiklik yapmak yerine sosyal giderlerin azaltılmasını önerirken, ülkenin yaşadığı krizden çıkış yolu olarak Başbakan Scholz’a "Yeşiller ve FDP’den ayrılın, Büyük Koalisyon kuralım" önerisinde bulundu.

Hıristiyan Sosyal Birlik (CSU) lideri Markus Söder ise, gelecek yıl 9 Haziran'da yapılacak Avrupa seçimlerine paralel olarak erken seçim olasılığını gündeme getirdi. Scholz hükümetinin, ülkenin sorunlarını çözebileceğine inanmadığını söyleyen Söder, yeni bir seçimin ardından SPD ile koalisyonun düşünülebilir bir hükümet seçeneği olduğunu da ifade etti.

Berlin yapılan yorumlarda, sosyal demokrat SPD’li Olaf Scholz ve koalisyon partnerleri Yeşiller ve liberal FDP’nin birlikte devam etmekten başka alternatifleri olmadığını söyleyenler ağır basıyor.

Analistler, erken seçime gidilmesi durumunda Birlik Partileri ve özellikle göçmen karşıtı AfD’nin oy oranının artacağından yola çıkarken, hükümetteki politikacıların iktidarı kaybetmemek için, her şeyi sineye çekip, "Üçlü koalisyona devam" deme olasılığının daha ağır bastığını belirtiyor.

Son yapılan kamuoyu yoklamalarına göre, Almanya’da bu haftasonu genel seçim olsa koalisyon hükümetinin koltuğu koruma şansı yok gibi. Anketlere göre, CDU/CSU yüzde 30, Almanya için Alternatif Partisi (AfD) yüzde 22, SPD yüzde 16, Yeşiller yüzde 13 ve FDP yüzde 5 oranında oyu alabilecek.

 

Nina Rieke

Berlin Türk Film Festivali başlıyor

Almanya’da 2. Berlin Türk Film Festivali başlıyor! Vasistdas ve Turkish Expats‘ın sponsorluğunda 29 Kasım Çarşamba günü BABYLON Sineması’nda başlayacak olan festivalde, Cannes, Locarno, Venedik gibi festivallerde de gösterimi gerçekleştirilen, 18 kısa film ve 17 uzun metrajlı film yer alıyor. Festival, 3 Aralık Pazar gününe kadar devam edecek.

 

Berlin Türk Film Festivali kapılarını açıyor

Arthood Entertainment tarafından 2022 yılında düzenlenmeye başlayan Berlin Türk Film Festivali, bu yıl ikinci kez düzenleniyor. Festival, kültürlerarası anlayışın destekleyicisi ve kültürler arasında iletişimi sağlamanın bir yolu olmayı hedefliyor. Birçok kategoride önemli konuları ele alan, güncel, ödüllü filmlerin yer aldığı festival, şimdiden film severleri heyecanlandırmaya başladı. Uluslararası alanda başarılı yönetmenlerin filmlerinin gösterime girdiği festivalde, belgeselden drama, gerilimden gizeme kadar birçok kategoride film yer alıyor.

Şimdiden sıkı durun, çünkü bu sene düzenlenecek olan festivalin filmleri arasında Türkiye’de ve dünyada çok ses getirmiş, aylarca konuşulan filmler de bulunuyor. Örneğin Kuru Otlar Üstüne, hepimize büyük gurur yaşatan filmlerin başında geliyor. Dünya çapında büyük ses getiren film, oyunculuğuyla Merve Dizdar’a, Cannes Film Festivali En İyi Kadın Oyuncu Ödülü’nü kazandırmış ve hepimizi çok gururlandırmıştı. Öte yandan Selahattin Paşalı ve Ekin Koç’un yer aldığı Kurak Günler de günlerce konuşulmuş, final sahnesiyle epeyce bir tartışılmıştı. Film programından anlaşılacağı üzere, seyir zevki yüksek, anlamı derin ve akıllarda çok soru işaretleri bırakacak çok sayıda film bizlerle olacak.

 

Berlin Türk Film Festivali programı

İkinci Berlin Film Günleri programıyla ilgili detayları aşağıda bulabilirsiniz.

Berlin Film Festivali Filmleri (2023) İlk Seans İkinci Seans

Karanlık Gece (Black Night) Çarşamba, 29.11. 19:30 Cumartesi, 02.12. 22:00

Açık Kapılar Ardında (Behind Open Doors) Perşembe, 30.11. 17:30 Cumartesi, 02.12. 21:15

Oregon Perşembe, 30.11. 17:45 Cumartesi, 02.12. 17:45

Bir Tutam Karanfil (Cloves and Carnations) Perşembe, 30.11. 17:00 Cuma, 01.12. 18:00

Bana Karalığını Anlat (Tell me About your Darkness) Perşembe, 30.11. 19:00 Cumartesi, 02.12. 22:00

Kar ve Ayı (Snow and The Bear) Perşembe, 30.11. 19:30 Cumartesi, 02.12. 15:45

Ela & Hilmi ve Ali (Ela & Hilmi and Ali) Perşembe, 30.11. 20:00 Cuma, 01.12. 21:45

Kısa filmler 1 Perşembe, 30.11. 20:45

Aniden (Suddenly) Cuma, 01.12. 17:15 Pazar, 03.12. 19:30

Ayna Ayna (Mirror Mirror) Cuma, 01.12. 17:45

Kuru Otlar Üstüne (About Dry Grasses) Perş 30.11. 21:15 ve Cuma 01.12. 19:30 Pazar, 03.12. 15:45

Kör Noktada (In The Blind Spot) Cuma, 01.12. 20:00 Cumartesi, 02.12. 19:00

Kavur Cuma, 01.12. 20:00 Pazar, 03.12. 20:45

Öte Cuma, 01.12. 22:15 Pazar, 03.12. 18:00

Kısa filmler 2 Cumartesi, 02.12. 16:45

Düet (Duet) + Flanöz (Flaneuse) Cumartesi, 02.12. 17:45 Pazar, 03.12. 18:30

Kurak Günler (Burning Days) Cumartesi, 02.12. 19:30 Pazar, 03.12. 20:15

Bu Ben Değilim (This is Not Me) Cumartesi, 02.12. 20:00

Kısa filmler 3 Pazar, 03.12. 15:45

2. Berlin Türk Film Festivali biletleri

Birbirinden güzel filmleri izlemek için elbette bilet almak gerekiyor. Eğer festivaldeki filmleri izlemek için nasıl bilet alacağınızı bilmiyorsanız sizin için hemen anlatalım. Filmler, Babylon’un internet sitesi üzerinden alınacak. 

 

Nina Rieke

Almanya’da camilere saldırılar artıyor

Almanya'da ırkçı ve İslamfobik saldırılar artarak devam ediyor. Son olarak başkent Berlin'de Diyanet İşleri Türk İslam Birliği (DİTİB) bünyesinde faaliyet gösteren dört camiye kimliği belirsiz kişiler tarafından saldırı düzenlendi.

Camilerin posta kutularına kanlı domuz sosisi ve dışkı

Son 48 saat içinde düzenlenen saldırılarda Osman Gazi, Merkez, Muradiye ve Koca Sinan adlı camilerinin posta kutularına kesilmiş kanlı domuz sosisi ve dışkılarla dolu torbalar atıldı. Ayrıca başka zarflardan Müslümanlar'ın kutsallarına hakaret içeren söylemlerin yazılı olduğu kağıtlar ile yakılmış Kuran-ı Kerim sayfalarının çıktığı öğrenildi. Bir caminin girişine gamalı haç çizilirken, bir diğer caminin duvarına ise "NATO Gazze’yi yok edecek" anlamında küfürlü bir yazı yazıldığı belirlendi.

"Kadınlarımız gençlerimiz çocuklarımız korku içinde"

DİTİB Berlin Örgütü’nden Yakup Ayar, VOA Türkçe’ye yaptığı açıklamada, son haftalarda İslamofobik saldırıların arttığını ifade ederek, "Yükselen Müslüman düşmanlığı maalesef Berlin'de de çirkin yüzünü gösterdi. Son haftalarda İslam’a karşı yapılan sözlü saldırılar, kullanılan nefret dili, bir şekilde bu saldırıların büyüyerek Almanya’da yaygınlaşacağının habercisi oldu. Başkentte yaşadığımız saldırılar maalesef bizi çok üzdü. Kadınlarımız, çocuklarımız, gençlerimiz kaygı ve korku içinde. Böylesi düşmanca eylemlere müsamaha gösteremeyiz. Yetkililerden bu tür eylemleri kınayan ve toplumumuzu korumak için önlemler alan net bir açıklama bekliyoruz" dedi. Olaylarla ilgili soruşturma başlatıldığı haber verildi.

 

Eski Beyaz Saray görevlisi: "Öldürülen Filistinli çocuk sayısı az bile"

7 Ekim'den bu yana 40 camiye saldırı yapıldı

DİTİB Genel Sekreteri Eyüp Kalyon, bundan kısa bir süre önce yaptığı açıklamada, Almanya'da camilere yönelik saldırılarda, özellikle İsrail ile Hamas arasında yaşanan çatışmaların başlamasından sonra ciddi artış olduğunu belirterek, "Camilerimiz farklı saldırılara maruz kalmaktadır. Yılın başından bu yana toplam 81 camiye yönelik saldırı tespit ettik. Bu saldırıların yarısı ise 7 Ekim'den sonra yaşandı" dedi.

Ekim ayının son günlerinde, Kuzey Ren Vestfalya eyaletinde bulunan Bochum, Castrop-Rauxel ve Recklinghausen şehirlerindeki üç camiye poşetler içerisinde yakılmış Kur'an-ı Kerim sayfaları, domuz eti ve dışkısı bulunan paketler gönderilmesinden sonra bir açıklama yapan DİTİB, cemaatlere tahriklere kapılmamaları yönünde uyarıda bulunmuştu.

Almanya İçişleri Bakanı: "Ortadoğu'daki çatışmalar Almanya sokaklarına yansımamalı"

Geçen Çarşamba günü düzenlenen Almanya İslam Konferansı'nda konuşan İçişleri Bakanı Nancy Faeser, ülkede Müslüman düşmanlığı sorununun olduğunu kabullenerek, "Almanya'daki pek çok Müslüman'ın günlük hayatta Müslüman karşıtı saldırıların kurbanı olma tehdidi gerçektir. Bunun güvenlik duygusu açısından korkunç sonuçları var. Bunu kabul edemeyiz" ifadesini kullandı. Bakan Faeser, Alman hükümeti ile Müslümanlar arasında işbirliği ve diyaloğun arttırılmasını hedefleyen konferansta, Ortadoğu'daki çatışmaların Alman sokaklarına yansımaması gerektiğini ifade ederek, anlaşmazlığın ülkelerinde şiddete dönüşmesini önlemek için her şeyi yapacaklarını belirtti.

 

 

Her iki Almandan biri İslam karşıtı

Almanya'da yapılan ve geçen Temmuz ayında federal hükümete sunulan bir bilirkişi raporunun sonucuna göre, ülkede her iki kişiden biri Müslümanlar'a yönelik düşmanca söylemlere onay veriyor. "Müslüman Düşmanlığı Bağımsız Uzman Grubu" adlı bilirkişi heyeti tarafından hazırlanan raporda, bir dini cemaate açıktan üye olanlarla kıfayetleri nedeniyle Müslüman olduğu anlaşılan kişilerin, Müslüman düşmanı tutumdan en fazla muzdarip olan kesimi oluşturduğu ifade edildi. Almanya’da 5,5 milyon Müslüman göçmen yaşıyor.

2022'de camilere ve Müslümanlar'a yönelik 569 saldırı

Diyanet İşleri Türk İslam Birliği'nin yayımladığı "2022 Cami Saldırıları" raporuna göre, ülkede geçen yıl DİTİB örgütüne bağlı 35 camiye yönelik çeşitli şekillerde tehdit ya da saldırı yapıldı.

Raporda, 35 saldırının 20'sinin camilere posta ya da elektronik posta yoluyla hakaret, küfür ve tehdit içeren yazı gönderilmesi olduğu, 7 caminin duvarına yazı yazıldığı, 6 camiye fiziki zarar verildiği ve 2 camiye kundaklama yapıldığı açıklandı.

Alman hükümetinin Göç, Uyum ve Irkçılıkla Mücadele Sorumlusu Reem Alabali-Radovan, 2022’de camilere ve Müslümanlar'a karşı işlenen İslamofobik suç sayısının en az 569 olduğunu duyurmuştu.

Müslümanlar'a yönelik saldırılar kapsamında hakaret ve taciz gibi suçlar işlenirken, camilere de mala zarar verilmesi ve duvarlara yazı yazılması şeklinde saldırılar yaşanırken ve olaylarda yaralanan kişilerin sayısı 25 oldu.

Geçen yıl yayınlanan başka bir rapor, Ocak 2014-Haziran 2021 arasında Almanya’da 768 cami saldırısı kaydedildiğini ortaya koymuştu.

 

Nina Rieke

Almanya’da hükümetin “bütçe krizi” muhalefeti iştahlandırıyor

Almanya’da hükümetinin bütçe krizi giderek daha dramatik bir hale gelirken, koalisyon partileri arasındaki anlaşmazlıklar da derinleşiyor.

Anayasa Mahkemesi, hükümetin Covid-19 salgınıyla mücadeleye ayırdığı ama harcamadığı 60 milyar Euro hacimli özel bütçeyi, başta iklim koruması olmak üzere başka alanlarda kullanamayacağını ilan etmişti.

Karar, söz konusu parayı 2024 bütçesinde harcamayı planlayan hükümet için büyük bir yenilgi olarak tanımlandı; muhalefetteki Birlik Partileri Federal Anayasa Mahkemesi’nin kararını “koalisyon hükümetine atılan şamar” olarak niteledi.

 

 

 

2024 bütçesine göre Alman hükümeti, gelecek yıl yaklaşık 445,7 milyar Euro harcama yapmayı planlıyordu. Maliye Bakanı Christian Lindner karara tepki olarak bütçede gelecek yıl için hedeflenen tüm harcama taahhütlerinin geçici olarak dondurulduğunu duyurdu.

Bakan, federal ve eyalet kurumlarının bu yıl için yükümlülüklerini yerine getirmeye devam edeceğini, bunun dışındaki harcamalara sadece münferit durumlarda izin verileceğini ve mali durumunun kontrol dışına çıkması tehlikesi nedeniyle 2024 için "frene basmaktan başka alternatif kalmadığını" açıkladı.

Almanya Ekonomi Bakanı Robert Habeck, yaşanan krizin iklimin korunmasına yönelik projeleri etkileyeceğini, ancak bunun dışında da birçok alanda kısıtlamalara gidileceğini ifade ederek, daha dramatik senaryoların gündeme gelebileceğini öne sürdü ve "borç freni" uygulamasının tartışılmaya açılmasını önerdi.

İLGİLİ HABERLER

AB büyüme tahminlerini aşağı yönlü revize etti: 10 ülke resesyona giriyor

“Borç freni” hükümeti böldü

2009’da alınan bir kararla, o dönemdeki Merkel hükümeti devletin borçlanmasına sınır getirmiş ve Gayrı Safi Yurtiçi Hasıla’nın (GSYH) azami yüzde 0,35’i kadar borçlanmaya izin vermişti.

Diğer taraftan anayasa, kriz dönemlerinde bu mekanizmanın askıya alınmasına izin veriyor. Nitekim hükümet, Covid-19 ve Rusya-Ukrayna savaşının etkilerini hafifletmek için 2020-2022 arasında bu sınırlamayı askıya almıştı. Bu da federal hükümetin ekonomide kurtarma ve toparlanma önlemleri için yapılan harcamaları karşılayabilmesini sağlamıştı.

Bütçe krizinin aşılabilmesi için "borç freni" uygulamasının kaldırılması önerisine koalisyondaki Yeşiller ve Sosyal Demokrat SPD destek verirken, liberal FDP karşı çıktı ve özellikle sosyal alandaki harcamalarda kesintiye gidilebileceğini açıkladı. FDP’nin en tanınan siyasetçilerinden Wolfgang Kubicki, "İçinde olduğumuz bu özel durumda, neleri finanse edebileceğimizi, nelerden vazgeçebileceğimizi açıkça konuşmamız gerekli" dedi.

Muhalefetteki Birlik Partileri CDU/CSU’dan da benzer açıklamalar geldi. CDU Genel Başkanı Friedrich Merz, çocuk yoksulluğunu önlemek için devletin 2025’den sonra hedeflediği "çocuk asgari geçim güvencesi" adlı sosyal yardımın ve iş arayanların asgari yaşam standardını sağlayabilmelerini güvence altına alan "vatandaşlık parası" uygulamalarının durdurulmasını önerdi.

 

Almanya Başbakanı Scholz'den İsrail'e eleştiri

Koalisyon sallanıyor

FDP ve Birlik Partileri’nden gelen benzer açıklamalar, yaşanan bütçe krizinin hükümet krizine dönüşebileceği yönündeki yorumların artmasına neden oldu.

7 Aralık 2021 kurulan hükümet, özellikle Yeşiller ile FDP arasında enerji ve göç gibi konularda ciddi görüş ayrılıkları nedeniyle sürekli huzursuzluk yaşıyor. Hükümetin küçük ortağı olan FDP’nin, yapılan son eyalet seçimlerinde ve tüm kamuoyu araştırmalarında büyük oranda oy kaybettiği gözlemlenirken, iş dünyasına yakın partinin ayakta ve hayatta kalabilmek için koalisyondan ayrılarak, Birlik Partileri ile yeni bir hükümet oluşturmayı hedeflediği konuşuluyor.

CDU Genel Başkanı Friedrich Merz, iktidardaki SPD, Yeşiller ve FDP’nin toplam oy oranının kamuoyu yoklamalarında yüzde 30’lara düşmesi sonrasında Başbakan Scholz’a, "Yeşiller ve FDP’den ayrılın, büyük koalisyon kuralım" önerisinde bulundu.

Berlin’deki analizciler, Başbakan Scholz’un işinin yaşanan bütçe krizi ile daha da zorlaşacağını, hükümetin dağılma olasılığının her geçen gün arttığını ve Almanya’da siyaseti hareketli günlerin beklediğini ifade ediyorlar.

 

Nina Rieke